China Daily / Bjorn Lomborg

Zengin ülkeler iklim değişikliğiyle mücadele için fosil yakıt kullanımını 29 yılda sona erdirmeyi taahhüt ediyor. Bu iş inanılmaz derecede maliyetli hale geleceğinden, G7 şimdi bunun bedelini yoksullara ödetmeyi düşünüyor. Bu kötü gidecek.

Zengin dünya, bilhassa fosil yakıt enerjisindeki muazzam artışların arkasında inanılmaz bir gelişme gördü. Birkaç yüz yıl öncesine kadar mevcut gücün çoğu yıpratıcı insan emeğinden geliyordu. 1800’lerin sonunda bile, insan emeği Amerika Birleşik Devletleri’ndeki (ABD) tüm endüstriyel işlerin yüzde 94’ünü oluşturuyordu. Bugün sadece yüzde 8’ini oluşturuyor. Kullandığımız enerjiyi, her biri bir insanla aynı çalışma gücüne sahip “hizmetçiler” olarak düşünürsek, bugün zengin dünyadaki her insan, temizlik yapan, pişiren, araba kullanan, ısıtan ve neredeyse onlar için başka her şeyi yapan 150 hizmetçiye erişebilir.

Yeşil protestolara rağmen, zengin insanlar enerjilerinin yüzde 79’unu fosil yakıtlardan sağlıyor. Bunu bitirmek zor, sosyal açıdan istikrarı bozucu ve şaşırtıcı bir şekilde etkisiz olacaktır. Ne kadar zor olduğunu görmek için, Paris Anlaşması’nın, on yıl boyunca her yıl dünya emisyonlarını yüzde 7,6 oranında azaltmak anlamına gelen vaadine dair Birleşmiş Milletler (BM) açıklamasına bakın. BM, bunun 2020’de Covid-19 salgının neden olduğu ülkelerdeki kapanmalarla neredeyse başarıldığını içtenlikle belirtiyor.

Ancak bu yıl, 2020 benzeri iki kapanmaya eşit, iki kat daha azaltmaya ihtiyacımız var. Bu 2022’de üç katı, 2030’dan itibaren her yıl on bir küresel kapanmaya denk azaltmayla sonuçlanıyor. Ekonomik modeller bunun yılda on trilyonlarca dolara mal olacağını gösteriyor. Ayrıca bu zengin ülkeleri de istikrarsızlaştıracaktır. Bu ülkeler, Avrupa’da kişi başına büyüme oranlarının düştüğünü gördüler, şimdi bu sıfıra doğru gidiyor. İklim politikaları büyümeyi daha da düşürdükçe, insanlar çocuklarının daha iyi durumda olmayacağını ve emekli maaşlarının azalacağını fark ettikçe bu uzun vadeli sosyal tutarlılığı tehdit edecek.

İKLİM POLİTİKALARI GELİŞMEKTE OLAN DÜNYAYA ZARAR VERİYOR

Dahası, kesintiler çevre için çok az önemli olacaktır. Ekonomik İş Birliği ve Kalkınma Örgütü üyesi ülkelerin hepsi bugün CO2 emisyonlarının tamamını azaltmış olsalar bile, standart BM iklim modeli, ısınmanın 2100 yılına kadar sadece 0,4 santigrat derece azalacağını gösteriyor. Nedeni? Zengin olmayan altı milyar insan, onları açlıktan, hastalıktan ve yoksulluktan kurtaran bol ve ucuz enerjiye erişmek istiyor. Bu insanlar, hastalıklara ve hatta iklim değişikliğine karşı direnç oluşturacak ve refah yaratacak ekonomik büyümeyle daha çok ilgileniyorlar.

Ne yazık ki, iklim politikaları gelişmekte olan dünyaya zarar veriyor. Paris Anlaşması, 2030 yılına kadar daha fazla insanı yoksulluğa zorlayacak. Sıcaklık artışını 2 veya 1,5 derecenin altında tutmayı hedeflersek, yakın zamandaki bir araştırmaya göre, bu 2030’a kadar en az 80 milyon daha yoksul ve yüzyılın ortasına kadar 100 milyondan fazla açlıktan ölüm anlamına geliyor. Şimdi, zengin ülkeler, maliyetleri karbon tarifeleri yoluyla dünyadaki yoksulların ödemesini istiyor. Birleşik Krallık, G7 başkanlığının temel önceliği olarak bu tür tarifeleri zorluyor ve bu teklif, diğer Avrupa ülkeleri ile ABD ve Kanada’da kulağa hoş geliyor.

ABD ve Avrupa enerji maliyetlerini artırdıkça, daha fazla işletme Çin, Hindistan ve Afrika ülkeleri gibi daha az sıkıntılı bölgelere kaçacak. Bunu, ithalatta emisyonlara göre bir sınır tarifesinin konulması azaltır ama bu tür tarifeler, gelişmekte olan dünyanın rekabet etmesini zorlaştırıyor, çünkü çoğu zengin ülke karbonu daha tasarruflu kullanıyor. Küresel olarak, bu tarifeler verimsizdir ve iklim politikalarını daha da maliyetli hale getirir. Ve daha da önemlisi bunlar, zengin ülkeler için arka kapı korumacılığı görevi görürler.

Zengin dünyanın emisyonlarını yüzde 20 azaltması için standart bir model, bunun onlara yılda 310 milyar dolara mal olacağını gösteriyor. Zengin dünya bunun yerine karbon tarifelerini kullanarak 400 milyar dolar daha karlı çıkabilir ve işletmeleri zengin dünyaya geri dönmeye zorlayarak 90 milyar dolar kazanabilir. Bunun yerine, yarım trilyon dolardan fazlasını dünyanın yoksullarına ekstra maliyet olarak çıkarıyorlar. Çok alıntılanan bir çalışmanın sonucuna göre, “karbon tarifelerinin temel etkisi, gelişmiş dünya iklim politikalarının ekonomik yükünü gelişmekte olan dünyaya kaydırmaktır”.

YEŞİL ENERJİ ARAŞTIRMA VE GELİŞTİRMESİNE YAPILAN YATIRIM ARTIRILMALI

Avrupa Birliği (AB) ve diğer gelişmiş ekonomiler, daha yüksek gümrük vergilerinin gelişmekte olan dünyayı kendi maliyetli iklim politikalarını uygulamaya zorlayacağına inanıyor. Bu feci bir yanlış hüküm olabilir.

Yakın zamanda yapılan bir çalışma, ABD’nin karbon tonu başına 40 dolarlık ulusal bir vergi uygulayacağını gösteriyorsa, bu yıllık 73 milyar dolar büyüme kaybına mal olacak. ABD ayrıca Çinli ihracatçıları bu karbon vergisine eş değer tarifeler ödemeye zorlamaya karar verirse, Çin’e 24 milyar dolar zarar verecektir. Ancak bu, Çin’i yurt içinde kendi 40 dolarlık karbon vergisini uygulamaya itmeye yardımcı olmaz, çünkü bu acı verecek şekilde ülkeye yılda 210 milyar dolara mal olacak.

Bunun yerine, gelişmekte olan ülkeleri milyarlarca dolar ile daha da fazlasını kaybetmek arasında seçim yapmaya zorlamak, yardım etmek için iklim politikaları uyguladığını iddia eden, ancak gerçekte yoksullara maliyeti kaydıracak zengin dünyaya karşı büyük bir kızgınlığa yol açacak. Bu durum bir tarife savaşına ve gelişmekte olan ülkelerin kendi ayrı serbest ticaret rejimlerini şekillendirmelerine yol açabilir.

Gerçek iklim değişikliği sorununu çözmenin etkili yolu, yeşil enerji araştırma ve geliştirmesine yapılan yatırımı dramatik bir şekilde artırmaktır. Yeşil enerjinin maliyeti önümüzdeki on yıl içinde fosil yakıtlarının altında yenilenebilirse, herkes mutlu bir şekilde bunu değiştirecektir. Özellikle, Çin ve ortaklarının algıyı iklim politikasına geri döndürmesi ve akıllı yeşil inovasyon konusunda ısrar etmesi gerekiyor. Çin kendi açısından, kendini beğenmiş Batı’yı, dünyanın yoksullarını kalkınmanın ikiz itici güçlerinden, bol enerjiden ve serbest ticaretten mahrum bırakmanın kabul edilemez olduğu konusunda uyarmalıdır.