Sosyal Medya Platformlarının yalan haber yayması, kâr odaklı yapısı ve kutuplaştırıcı etkilerine karşı bütün dünya platformlara yönelik yaptırımları tartışırken bazı iletişim uzmanları “Yeni bir dijital iletişim aracına ihtiyacımız var.” diyor.

Bir yıl önce bir sosyal medya düzenlemesi hayata geçirilmiş, Twitter ve Facebook gibi platformların Türkiye’de temsilcilik açması zorunlu kılınmıştı. Hükümet şimdi yeni bir düzenlemeyi daha Meclis’e getirmek için düğmeye bastı. Yapılacak çalışma ile dezenformasyonun önüne geçmek hedefleniyor. Bu hazırlıkların hem sosyal medya platformlarını hem de sosyal medya kullanıcılarını kapsaması bekleniyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kısa süre önce katıldığı bir televizyon programında sosyal medya düzenlemesi ile ilgili olarak şunları söyledi:

“Sosyal medyaya ben hiç olumlu bakmıyorum. Meclis’in açılmasıyla birlikte sosyal medyaya yönelik bir çalışmanın yapılması gereğine inanıyorum. Bunlar salim akılların veya aklı selimlerin hedefini saptırtıyor. Amerika’da bir Twitter olayı nelere vesile oldu. Türkiye’de senin ofisin yok, görevlendirdiğin elemanın yok. Öyleyse bunlara bunun bedelini ödetmemiz lazım. Ofisini açacaksın, vergini ödeyeceksin, açmadığın takdirde bedelini ödeyeceksin. Gerçek dışı bilgi ve haberlerle leke sürmeye çalışıyorlar. Bu yıkıcı faaliyetleri yapanlara bakıyor ve hiç şaşırmıyoruz. Hiç şaşırmadığımız gibi ‘Bir bedeli olsun artık’ diyoruz.”

“ALMANYA MODELİ” TARTIŞMASI

Yetkililer tarafından yapılan açıklamalardan yeni sosyal medya düzenlemesi için Almanya ve Avrupa modellerinin örnek alındığı ifade edildi. Tüm bu açıklamalar beraberinde tartışmaları da getirdi. Uzmanlar anlatılan hazırlığın Almanya modeli olup olmadığını tartışıyor. CRI Türk’te İlkay Akkaya’nın hazırlayıp sunduğu “Yakın Gelecek” programında da konunun detayları ele alındı.

Dünya Gazetesi Yazarı Ussal Şahbaz bu konuda “Facebook gibi sosyal medya şirketlerinin kışkırtıcı, azdırıcı ve kutuplaştırıcı içerikleri öne çıkaran yapay zekâlarının dünyayı eskisinden kötü bir yer yaptığına inanıyorum. Bu gidişe bir ‘dur’ denmesi gerektiğini ve ulus devletlerin bu konuda egemenlik hakkı olduğunu düşünüyorum. Buna rağmen, eski düzenlemenin üzerinden daha bir yıl geçmişken sosyal medyaya yönelik yeni biz düzenleme yapılmasını son derece yanlış buluyorum.” diye yazdı.

Şahbaz, Almanya örnek alınacaksa düzenlemelerin içeriği yerine usulünün örnek alınması gerektiğini vurgulayarak teklifin Meclis’e gelmeden önce uzmanlara danışılmasını ve konun tüm paydaşlarıyla tartışılması gerektiğine dikkat çekiyor. Şahbaz ayrıca uyarılarına şunları ekliyor:

“Neyin yalan, neyin gerçek olduğuna dair toplum olarak üzerinde mutabakata vardığımız bir tanım olsa, Twitter’dan en çok içerik kaldırma talebi olan ülkeler liginde her sene ya birinci ya ikinci olmazdık. Bölünmüş, kutuplaşmış toplumlarda herkes kendi yalanı ve gerçekliği içinde yaşıyor. Bu gerçekliklerin birbirinden nasıl kopuk olduğunu geçen hafta orman yangınları sırasında yakından gördük. Peki, yalan haberin önlenmesine dair düzenleme toplumun üzerinde anlaşamadığı bir tanımı nasıl yapacak? Bu tanım bir sulh ceza hakimine bırakılabilir mi? Böyle bir belirsizlik ortamı zaten amacı en az dertle para kazanmak olan Facebook gibi platformları kamudan talep gelmeden içerikleri önden sansürlemeye itmez mi? Modelini benimseyeceğimizi iddia ettiğimiz Almanya Başbakanı Angela Merkel, Facebook’un Donald Trump’ın hesabını kendi iradesiyle kapatmasına herkesten önce tepki göstermişti.”

“BU YAPILARI BİLEREK İNŞAA ETTİLER”

Yalan haber ve yanlış bilgiyle mücadele, platformlara yönelik yaptırımlar elbette sadece Türkiye’nin tartıştığı bir konu değil. Çoğu ülke çeşitli düzenlemeleri gündemine alıyor. Platformların yapısına ilişkin dünya ölçeğinde bir tartışma var.

Texas Üniversitesi Medya Katılımı Merkezi’nde hesaplamalı propaganda araştırması program yöneticisi olan Dr. Samuel Woolley “Yeni bir iletişim aracına ihtiyacımız var.” diye özetliyor bu durumu. “İnsan haklarını ve demokrasiyi kârdan önceliklendiren platformlara ihtiyacımız var.” ifadesini kullanan Wooley makalesinde şöyle anlatıyor:

“Facebook ve YouTube gibi platformlar tarafından tanımlanan mevcut dijital iletişim sistemimiz, her ne pahasına olursa olsun reklam satışlarına öncelik vermek için oluşturuldu. Bu, sosyal medya şirketlerinin, kullanıcıların ne tür bilgi tüketebileceği endişesi pahasına tasarımlarını tutarlı, sürekli katılım için optimize ettiği anlamına geliyordu. Mantık, bir sitede ne kadar uzun zaman harcarsanız ve ne kadar etkileşimde olursanız, o kadar çok reklam görür ve etkileşime girersiniz. Sosyal medya devleri ayrıca sistemlerini, biz onların platformlarında vakit geçirirken sürekli olarak kişisel verilerimizi toplamak için bilerek inşa ettiler ve bu davranışsal verileri en yüksek teklif verenlere sattılar; siyasi kampanyalar, şirketler, hükümetler ve hatta niyetleri ile kökenleri daha az net olan kuruluşlar. Dikkati sürdürmeye ve kullanıcı verilerini toplamaya yönelik bu miyop odaklanma, tasarım ve planlamada ciddi ihmallere yol açmıştır. Bu ihmaller, artan siyasi kutuplaşma, aşırılıkçılık ve nefret sorunlarına ek olarak dezenformasyonun, komplo teorilerinin ve çevrim içi propagandanın yaygın bir şekilde yayılmasına yol açtı. Sosyal medya sistemlerimiz ve bunların arkasındaki algoritmalar ve yapay zekâ, insan hakları ve eşitlik gibi toplumun tüm üyeleri için faydalı değerlere öncelik vermek için yeniden tasarlanmalıdır. Platform tasarımında, finansal modellerde ve kodun kendisinde yapabileceğimiz pragmatik ve somut değişiklikler var. Nihayetinde, sosyal değişim ve bilinçli politika temeli üzerine inşa edilmiş yeni bir tür dijital iletişim aracının zamanı geldi.”