Global Times / Zhai Shilei

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden ve selefi Donald Trump arasındaki iktidar değişiminin tamamlanmasıyla, uluslararası toplumun şimdi Çin-Avustralya ilişkilerinin geleceği için yeni beklentileri var. 

Bazı insanlar, Çin karşıtı öncü kol gibi davranan Avustralya Başbakanı Scott Morrison hükümetinin, Çin’e yönelik politikasını hızla değiştirmeyi ve Çin-Avustralya ilişkilerini iyileştirmeyi seçeceğini düşünüyor. Ancak bazıları ise Canberra yönetiminin, Washington’ın Çin politikasını takip edeceğini ve ABD’nin iktidar değişiminin belirsiz olduğu dönemde belirgin değişiklikler yapmak için düşüncesizce hareket etmeyeceğine inanıyor. Sonuç olarak, Avustralya’nın Çin’e yönelik net politikaları ya da bağımsız diplomasisi olup olmadığı konusundaki “eski sorular” yeniden ortaya çıktı.

İlk olarak, Avustralya’nın Çin politikası, ABD-Avustralya ittifakına dayanıyor ve bağımsız temelden yoksun. Pratik, Çin-ABD ilişkileri düzeldiğinde, Avustralya’nın Çin ile iş birliğini güçlendireceğini, aksine Çin-ABD ilişkileri sorunlarla karşılaştığında Canberra’nın, Washington’ı takip etmek için Çin politikasını düzeltmeye gittiğini gösterdi. Avustralya, ana tema olarak sözde ittifak diplomasisini izliyor ve ABD’nin güvenlik garantisi aracılığıyla Çin ile ilişkilerinin faydalarını en üst seviyeye çıkarmaya çalışıyor. Bu tereddütlü politikası Avustralya’nın sadece Çin ile diplomatik ilişkisinde bağımsızlığa sahip olmadığını değil, aynı zamanda onun fırsatçı ve genel olarak Çin politikasında dar görüşlü olduğunu gösteriyor.

İkincisi, Avustralya’nın kendisi hakkında yanlış bir algısı ve Çin konusunda yetersiz anlayışı var. Morrison hükümeti, sözde bir orta güç ve liberal uluslararası düzenin savunucusu olması için, Güney Çin Denizi, Covid-19 salgını ve Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi gibi konuları vurgulaması gerektiğini iddia etti. Bu, uluslararası hakkaniyet ve adaletin korunması bahanesi altında yapıldı. Fakat gerçekte, Çin’in içişlerine müdahale etti.

AVUSTRALYA’NIN ULUSAL ÇIKARLARI TAM OLARAK NEDİR?

Morrison’ın temelsiz suçlamaları, Avustralya’nın, Asya-Pasifik bölgesinde Batı’nın sözcüsü olması gerektiği düşüncesine dayanıyordu. Ancak, Morrison tamamıyla gerçekleri görmezden geldi. Aslında, Avustralya’da Çin’i çok iyi bilen entelektüeller ve uzmanlar var ama bu mantıklı bakış açıları genellikle milliyetçi dürtülerle bastırılıyor. Çin’i kuşatmak ve bastırmak için eski ABD Başkanı Donald Trump yönetimiyle iş birliği çağrıları oldukça yaygındı.

Hiç şüphesiz, Çin-Avustralya ilişkilerinin dış ortamı ABD’de iktidar değişimi yüzünden değişti. Her ne kadar Avustralya hükümeti genellikle dış politika kararlarının, ulusal çıkarlarının değerlendirilmesine dayandığını iddia etse de sormak lazım: Avustralya’nın ulusal çıkarları tam olarak nedir? ABD’nin Çin ile ticaret savaşını takip etmek ve en büyük ticaret ortağıyla karşı karşıya gelerek, ulusal çıkarlarını ülkenin ekonomik olarak sıkıntı çekmesi için uygulamak mı? Tabii ki değil.

Avustralya, en büyük ekonomik faydası ve ticaret işbirliğinin Çin ile olduğunu biliyor. Bir yandan, Avustralya’nın, Çin-Avustralya ilişkilerinin kötüleşmesinin, Trump yönetiminin, Çin’e karşı “ticaret savaşı” bağlamında olduğunu bilmesine ihtiyacı var. Çin ve Avustralya arasında ulusal çıkarların temel çatışması yok. Tam tersi, iki ülke arasındaki iş birliği, çok uzun süredir farklılıklarından daha büyük.

Diğer yandan, Covid-19 salgını ve sıkıntılı dünya ekonomik kalkınması tarafından karakterize edilen bir dönemde, Avustralya, ABD ile Çin’i karşı karşıya getirmekten fayda görmedi. Bölgesel ve küresel yönetimde orta bir güç olarak büyük şeyler söylemeyi de başaramadı.

Aksine, Çin ile ilişkilerinin kötüleşmesiyle, Avustralya’nın ekonomik ve ticari çıkarları ciddi biçimde zarar gördü. Avustralya, Çin’e enerji kaynakları ve tarımsal ürünler ihracatında tarihi düşüş deneyimi yaşadı. Uluslararası eğitim ve turizm kalkınması da önemli ölçüde zarara uğradı.

AVUSTRALYA TRUMP YÖNETİMİNİN ETKİSİ ALTINDAKİ ÇİN POLİTİKASINI GÖZDEN GEÇİRMELİ

Çin ile Avustralya, Asya-Pasifik bölgesinde önemli iki ülke ve iki ülke arasındaki iş birliği, sadece iki ülkenin içeride gelişmesinin değil, aynı zamanda tüm bölgenin kalkınmasının ilerlemesinin de çıkarına. Kalkınmanın uzun tarihinde, Çin ve Avustralya, zamanın çoğunda düşmandan ziyade dost olarak kaldılar. Gerçek şu ki; Avustralya’nın daha objektif ve pragmatik bir zihniyetle davranması gerekiyor.

Şu anda, Çin ile Avustralya, kalkınmada birçok benzer sorunla karşı karşıya bulunuyor ve uluslararası yönetim alanında iki ülke arasında iş birliği için bir alan var. Çin ile Avustralya, Asya-Pasifik bölgesinde barışı, istikrarı ve gelişmeyi ilerletmek için önemli ortak çıkarları paylaşıyor. İki ülke, Birleşmiş Milletler (BM), G-20, Asya Pasifik Ekonomik İş Birliği (APEC), Doğu Asya Zirvesi ile Pasifik Adaları Forumu gibi çok taraflı mekanizmalar ve kuruluşlarla ilgili uzun süredir devam eden iletişim ve iş birliğine sahip bulunuyor.

Çin ile Avustralya, bulaşıcı hastalıkların yayılması, kitle imha silahları, küresel ekonomik kriz ve küresel iklim yönetimini de kapsayan konularla ilgilenmek için ortak çaba ve katkıda bulundu. Çin ile Avustralya ilişkilerinin sorunsuz gelişiminde önemli olan, her iki tarafın karşılıklı saygı ilkelerini, eşitliği ve karşılıklı çıkarları, diyalog yoluyla karşılıklı güveni geliştirmeyi, kazan kazan iş birliğini başarmayı ve değişimler yoluyla bir dostluk oluşturmayı takip edebilmesidir.

Dünyada bir yüzyılda görülmeyen değişikliklerle karşı karşıya kalan Çin-Avustralya ilişkilerinin düzelmesi de zorlu dış koşullarla karşı karşıya kaldı. Avustralya’nın, Trump yönetiminin etkisi altındaki Çin’e yönelik politikasını yeniden değerlendirmesi gerekmektedir. Avustralya’nın da Çin ile karşı karşıya gelmeye devam edip etmemesi konusunda karar vermeye ya da olumlu diyalogları yeniden başlatmaya ihtiyacı bulunuyor.