CGTN / Daryl Guppy

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) kısa süre önce bazı Amerikan borsasında işlem gören Çinli firmaları geçen yıl eski Başkan Donald Trump tarafından ilan edilen kara listeye ekledi. Garip bir histerik dille, bu şirketlerin “ulusal acil durumun” parçası oldukları söylendi. Bu kara listenin amacında bir değişikliği temsil ediyor.

Başkan Trump Çin’in “ABD sermayesini artan biçimde Çin ordusunun ve istihbaratının gelişmesi ve modernizasyonunu sağlamak ve kaynak olarak kullanmak için sömürdüğünü” ileri sürerek kara listeyi oluşturmuştu. Başkan Biden ağını daha geniş bir şekilde attı ve yatırım faaliyetlerinin daha büyük bir kesimini kapsamına aldı.

Biden “Çin izleme teknolojisinin Çin Halk Cumhuriyeti’nin (ÇHC) dışında kullanılmasını ya da Çin izleme teknolojisinin baskı ya da ciddi insan hakları ihlalleri için kullanılmasını, kaynaklarının tamamını ya da önemli bir kısmı ABD dışında olan olağandışı ve olağanüstü tehditler olarak görüyorum.” dedi.

Bir anlığına bu açıklamanın, çok sayıda baskıcı rejime dünyanın en büyük silah ile teknoloji satıcısı olan ve çeşitli diktatörlere desteği devam eden devlet tarafından yapılmasındaki ikiyüzlülüğü unutun. Başkan Biden’ın açıklaması güvenlikten çok siyasi bir odaklanmaya geçişi temsil ediyor. Yeni liste eski Başkan Trump’ın 2020 tarihli idari emrine insan haklarını özellikle ekledi. Bu, ikinci amacı bu olabilirse de rekabeti cazip hale getirmekle ilgili değil. Bu açıkça yatırım ve sermaye piyasaları üzerine ideolojik bir gündemin empoze edilmesiyle ilgilidir.

Başkan Biden’ın yasakları genişletmesi Amerikalı kişilerin ve şirketlerin yatırım yapamayacağı Çinli şirket sayısını 48’den 59’a çıkardı. Santral geliştirme, uzay, havacılık, gemi yapımı, inşaat ve denetleme işinde olan şirketler listeye dahil edildi. Bu kara listeler Semiconductor Manufacturing International Corporation (SMIC), Huawei Technologies ve Huawei Investment & Holding gibi yarı iletken ve telekomünikasyon işinde olan şirketleri kapsıyor.

Daha önce hedef alınan şirketler ise Aviation Industry Corporation of China, China National Offshore Oil Corporation, China Railway Construction Corporation ve China National Nuclear Corporation idi. İlk listede üç büyük Çin telekomünikasyon şirketi vardı: China Mobile, China Telecom ve China Unicom.

ABD’NİN MÜDAHALELERİNİN SONU GELMİYOR

Görünüşte güvenlik kaygıları ile oluşturulmuş olsa da bu liste açıkça rekabeti boğmak ve aynı endüstri alanında çalışan ABD şirketlerine avantaj sağlamak için tasarlanmış bir mafya kapitalizminin ürünüdür. Yasak 2 Ağustos’ta yürürlüğe girecek, ama yatırımcıların yatırımlarını geri çekmek için 12 ayları var. Amerikalılar ellerindeki hisseleri 1 yıllık bir dönemden sonra, yeni durumu denetleyecek olan ABD Hazine Bakanlığı’nın özel izni gerekmeden satabilecekler.

İdari başkanlık emri hem borç hem de hisse senedi olarak yatırımı yasaklıyor, ama ayrıca Amerikalıların portföylerine Çin hisse senetleri olan fonlara yatırım yapmasını da yasaklıyor. Bunun önemli bir etkisi var çünkü birçok yatırımcı Borsa Yatırım Fonlarını (ETFs) tercih ediyor ve bu fonları Çin piyasasına erişmenin bir aracı olarak kullanıyor. ABD’nin kara listeye aldığı şirketlere herhangi bir doğrudan yatırıma ek olarak, ABD’li yatırımcılar bu ikinci yatırım araçlarından da vazgeçmek zorunda kalacaklar. Bu yatırım araçları ortadan kalkacağı için yabancı yatırımcılar da bundan etkilenecek. Bu şirketlerin gerçek küresel piyasaya açılmaları, geniş şekilde takip edilen MSCI endekslerinden atılacakları için azalacak.

Bunun piyasa endeksleri Çin’in en büyük şirketleri arasında olan bazı kara listedeki şirketlerin hisselerini içerdiği ve bu endekslerin önemli parçaları olduğu için, Çin ETFs’lerini nasıl etkileyeceği belli değil. Bu yabancı müdahalesi sadece ABD’nin listelediği fonlar değil, yabancı borsalarda listelenen birçok Çin ETFs’leri ve fonları ABD alt şirketleri tarafından işletildiği ve bu haliyle ABD yetkilileri tarafından işletilmeleri yasaklanacağı için daha geniş biçimde yayılacak.

Böyle şatafatlı söylemlerle gizlense de bu gerçekten küresel yatırım piyasalarına bir yabancı müdahalesi ve küresel sermaye akışlarına doğrudan bir saldırıdır. Yatırım ve sermaye dağılımlarının serbest akışını fiilen kısıtlamak için ABD’nin koyduğu yaptırımları kullanmak ABD gücünün kabul edilemez bir şekilde yayılmasıdır. Bu, fiilen ikincil bir boykot haline gelen uygulamalar üzerinden egemen ulusların iç işlerine açık bir müdahaledir.