İklim değişikliği, 21. yüzyılı şekillendiren çok önemli bir problem. Sebepleri çok fazla olsa da üretim ve tüketim biçimleri olarak genel başlıklar altında özetlemek mümkün. Tüm dünyayı yakından ilgilendiren konu ile ilgili bu hafta önemli bir zirve yapılacak.

22-23 Nisan’da çevrim içi gerçekleştirilecek iklim temalı Liderler Zirvesi, dünyanın en büyük ekonomilerinin liderlerini bir araya getiriyor. Bu zirve, iklim krizine karşı ortak çözüm geliştirme amacı ile düzenleniyor. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden, 40 dünya liderini bu zirveye davet etti. Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada, kasım ayında Glasgow’da yapılacak Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’na (COP26) vurgu yapıldı ve Glasgow’daki zirve öncesi, bu zirvenin önemli bir kilometre taşı olacağı kaydedildi. Biden, zirvede dünyaya iklim değişikliğine karşı mücadelede liderliğe hazır olduğunu göstermeyi umuyor. Biden’dan beklenen bir başka hamle ise daha iddialı emisyon azaltma hedeflerini duyurması ve diğer ülkeleri de buna uymaya çağırması.

Hatırlarsak Biden göreve gelir gelmez ilk girişimlerinden biri, ABD’yi Paris İklim Anlaşması’na döndürmek oldu. 2016’da yürürlüğe giren anlaşma, iklim değişikliğiyle mücadelede yaklaşık 200 ülkeyi bir araya getirmişti. Eski Başkan Donald Trump, iklim değişikliğini gerçekçi bulmadığını söyleyerek ülkesini Paris İklim Anlaşması’ndan çıkarmıştı. Trump görevde olduğu dönemde çevre sorunlarıyla ilgili düzenlemeleri geri plana attı ve ülkenin fosil yakıt üretimini maksimum seviyelere çıkaran girişimlerde bulundu. Paris İklim Anlaşması, küresel sıcaklık artışının sanayi öncesi dönemdekine kıyasla 2 derecenin altında tutulmasını, tercihen 1,5 derecenin hedeflenmesini öngörüyor. Yine anlaşma kapsamında her ülke karbon emisyonlarını azaltma hedeflerini kendisi belirliyor ve bu hedeflerin beş yılda bir gözden geçirilmesi planlanıyor. Anlaşma, zengin ülkelerin iklim değişikliğine uyum sağlayabilmeleri ve yenilenebilir enerjiye geçmeleri için yoksul ülkelere yardım etmesine de vurgu yapıyor.

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ, YALNIZCA GELECEĞİN DEĞİL, BUGÜNÜN DE SORUNU

İklim değişikliği, uzun vadeli sonuçlarıyla insan hayatını riske atan en önemli küresel sorunlardan biri. Etkileri oldukça fazla olan iklim değişikliğinden söz edildiğinde akla ilk gelenler; fabrikaların havaya saldığı karbon, su kaynaklarının kirletilmesi, fosil yakıtlar, tarım ilaçları, kozmetik ürünler, bazı zararlı maddelerin havaya, toprağa, okyanuslara ve göllere bırakılması, çevre sorunlarının temel sebepleri olarak sıralanabilir. İklim değişikliğinin bir başka etkisi; yetersiz beslenmeye neden olması. Örneğin, The Lancet dergisinde kısa süre önce yayımlanan bir araştırmaya göre, gıda stokundaki azalmaya ve yetersiz beslenmeye bağlı olarak 2050 yılına doğru 500 binden fazla kişi ölecek. İklim değişikliğinin yarattığı kuraklıklar, seller ve diğer iklim olayları, tarımda verimi düşürüyor. Tarım ürünlerinin yalnızca miktarı değil, içindeki besleyici bileşenlerin de kalitesi azalıyor.

Şüphesiz iklim değişikliği, yalnızca geleceğin değil, bugünün de sorunu. İşte bu nedenle pek çok ülke bu konuda acil eylem planları üzerinde çalışıyor. Gelişmiş ekonomilerin emisyonları azaltmada örnek olmaları gerekiyor, yine bu gelişmiş ekonomilerin gelişmekte olan ülkelere iklim değişikliğiyle mücadele için yeterli teknoloji desteği sağlamaları da bekleniyor.

Bu hafta gerçekleştirilecek İklim Zirvesi’nin odak noktasının Biden yönetiminin Amerikan emisyonlarını 2030’a kadar azaltma planı olması öngörülüyor ancak her ne kadar ABD cephesinden atılacak adımlar dikkatle takip edilse de zirvede dünyanın en büyük ekonomilerinin liderleri yer alacak ve özellikle de Rusya, Çin ve Hindistan liderlerinin yapacağı açıklamalar merakla bekleniyor. Bazı ülkeler, iklim değişikliğiyle mücadele çalışmaları kapsamında çok daha ileri adımlar atmış durumda. Hatta bu konuda lider konumda bulunan ülkelerin iklim değişikliği ile mücadele ve etkilerine uyum çerçevesinde önerdikleri çözümler adil ve sürdürülebilir kalkınma perspektifi ile örnek teşkil ediyor.
Dünya üzerinde iklim değişikliğinden etkilenmeyecek tek bir yer veya canlı türü olmadığı gerçeğini unutmayarak, bu sorunun çözümü için acilen cesur adımlar ve radikal değişiklikler yapılması gerekiyor. Zira her yeni bir günde doğaya yapılan tahribatın dayanılmaz görüntülerine tanıklık etmek, insan eliyle dünyanın yaşanmaz hale getirildiğinin en büyük kanıtı.

Tuğçe Akkaş