Ersoy İrşi

Bedri Baykam yeni sergisi “Kayıp Eşyalar Atölyesi”nde sanat tarihiyle, özel hayatıyla ve sanatının tarihiyle ilgili ilişki hattı olduğunu vurguluyor. Yapıtlarında kullandığı malzemelerin ayrı ayrı ele alındığında anlamsız ama bir araya geldiğinde bir yaşam oluşturduklarının altını çiziyor.

Bedri Baykam, “Kayıp Eşyalar Atölyesi” ismini taşıyan 143. kişisel sergisi ile Piramid Sanat’ta sanatseverlerle buluşuyor. Sanatçının 2017-2021 yıllarında ürettiği eserlerinden oluşan sergi, izleyicileri Baykam’ın mahremine de sokuyor. Atölyesinin parçalarını, anılarını, yaratım sürecini sanatseverlere sunuyor. Sergi yeniyi göz önüne getirirken, Baykam’ın sanat yaşamına, yaratıcılığı etkileyen faktörlere dair de izleyiciyi yolculuğa çıkarıyor. Bedri Baykam ile serginin ortaya çıkışını, yaratıcılık ve cesaret kaynaklarını, eserleriyle iletişimi konuştuk.

“BİZİ DE ÖLÜMSÜZ YAP, DER GİBİYDİ”

Bedri Baykam’ın yaratım sürecine izleyiciyi tanıklık etme fikri nasıl oluştu?

Atölyemde hep yerlere atılmış, değişik sergilerden bekleyen fotoğraflar, kumaş parçaları, kartonlar gibi malzemeler vardı. Bütün bunlar sanki ben içlerinden geçerken ‘Biz ne olacağız? Bizi de ölümsüz yap’ der gibiydi. Atölyemde benimle yaşayan şeyleri buluşturmak istedim.

Bu resimlerde sanat tarihiyle, özel hayatımla ve sanatımın tarihiyle ilgili ilişki hattı var. Bütün bunların damıtılmış olarak bir araya gelmesi ve birbirine geçerek yeni bir yaşama geçişi aslında resimlerim.

Yapıtlarda kullandığım malzemeleri ayrı ayrı ele aldığımızda çok bir birbirinden alakasız. Örneğin, Regolos Por Favor’a bakarsak. Soldaki çok kıvrak boyasal fırça darbemsi alanla onun solundaki pastel alan, altındaki kumaş alan, ortasındaki bir ağacı andıran vernik alan, sağ alttaki kalın ağır boyalar, Amerika’da bit pazarından aldığım reklam tenekesi, Paris’te bit pazarlarından aldığım kartlar, bir kadın figürü kesilmiş şekilde, içinde bir Fransız şairin tersten yazılmış şiiri. Ama bu parçalar bir araya geldiğinde beraber nefes alıyorlar.

Malzeme alanım çok geniş. 2 yaşımdan beri iz bırakıyorum. Dünyada bu yaşından beri çizdiği her şey satılmış ya da saklanmış başka bir sanatçı yok. Picasso’nun dahi 8-10 yaşından beri.

Tabii bu bir şans. Yani önüme gelen fırsatları değerlendirerek, zorlukları yenerek kendimi sanata vermişim. Ama şansın da dışında günde 20 saat çalışmanın da ürünü. 43 yıldır bu ritimde çalışıyorum.

“BÜYÜK ACILAR BANA ÇOK RESİM YAPTIRDI”

Bu sergiyle birlikte atölyenizi de izleyiciye açmış oldunuz belli bir disiplinel kurguyla. Yaratım sürecinizi etkileyen, tetikleyen faktörler nelerdir?

Tarihsel kişilikler var. Beni etkilemiş ve etkilemeye devam eden. Bunun içinde Atatürk, Suphi Baykam, Deniz Gezmiş, Che gibi.  Tabii bunlar benzer aynı bölge karakterleri.

Bunun dışında Leonardo, Picasso, Picabia, Arthur Cravan gibi tarih üzerinden diyalog kurduğum arkadaşım gibi hissettiklerim var. Sanki onlarla bir sohbeti devam ettiriyoruz resim yaparken.

Kadınlar var. Hep bir adrenalin iğnesi gibi. Tabii bu geçerken gördüğün seni etkileyen bir kadında olabilir, hayatına girip çıkan da, bir yıldız da olabilir, tarihten bir kadın da olabilir. Kadınların yaratıcılığı ateşleyici bir gücü var. Cinsellik, sanat, aşk, şehvet birbirini tetikleyebilen ve çok yönlü etkileyen faktörler.

Geçmişime baktığımda ise büyük acılar bana çok resim yaptırmıştır.

“ÖRNEK ALDIĞIM İNSANLAR TARAFINDAN KUŞATILMIŞIM”

Sanat yaşamınızda gerek politik gerekse deneysel gerekse de kimsenin girmediği alanlarda işleriniz, sergileriniz, manifestolarınız var. Sanatsal cesaretinizi nerden alıyorsunuz?

Bir örnek vereyim; 1984’te yazdığım San Francisco Manifestosu’nda Batı müziği sistemine ‘Şımarık zengin çocuklar gibi oynuyorsunuz, kendi sanat tarihinizi üretiyorsunuz. Bunun hiçbir inanılırlığı güvenilirliği yok. Birbirinizin sırtını okşayarak bir sahte tarih yazıyorsunuz.’ demiştim.

Bu çıkışım birçok sanat tarihçisini de etkiledi. 4 yıl önce İngiltere’de çıkan tarihi bir kitapta yüzyılın en önemli sanat manifestolarından biri olarak yerini aldı. 

Bunu yaparken de önümde Atatürk örneği vardı. O imkânsızlıkları başarmış, emperyalizmle savaşmış, öz güveni, kararlılığı ve inancı bulmuş. Hepimize büyük bir örnek.  Babam var yine cesaret kaynağım olarak. Onu siyasi mücadelesi var. CHP’de kurucu görevler üstlendi, Demokrat Parti faşizmine karşı mücadele etti. Bununla da ilgili bir kitap da çıkmak üzere. Babamın siyasi yaşamından dönemler olacak.

Bunların dışında da örnek aldıklarımdan ‘Değiştirebilirsin, imkânsızı da başarabilirsin, mağlup olsan da bu yolda değer savaştır.’ demeyi öğrendim.

İnandığım insanlar tarafından kuşatılmış olduğum için enerjim oradan geliyor. Sanat tarihinden geliyor.

Tenis, futbol gibi kendime hobi adacıkları yaratıp orada nefes alıp insanlığımı hissetmemden geliyor. Özellikle tenis benim bugüne kadar süren sanatsal varlığımın yaşamasını sağlayan kilit unsur. Harika çocukluktan yetişkin sanatçılığa geçişimi sağladı.

“GEÇMİŞİMİ, BUGÜNÜMÜ VE GELECEĞE BAKIŞIMI TOPARLIYOR”

Bu sergide geçmişteki Bedri Baykam ile bugünkü Bedri Baykam arasında bir görsel mektuplaşma da söz konusu. Peki, eserlerdeki Bedri Baykam size neler anlatıyor?

Çok güzel soru. Geçmişimi, bugünümü ve geleceğe bakışımı toparlıyor. Bunu bir resim üzerinden de anlatayım. ‘Felsefi Kerhane’ resmimde de yer verdiğim Picasso’nun 1907’de yaptığı ‘Les Demoiselles d’Avignon’ resmi beni çok etkilemiştir. Kendi ünlü başyapıtım ‘Fahişenin Odası’ sanki o resimdeki bir kızla yaşanan birleşme öncesini ifade eder gibidir. ‘Les Demoiselles d’Avignon’un sayısız yorumunu yaptım. Bu da onlardan biri. Picasso’nun hayatı kız arkadaşlarıyla geçirdiği dönemlere göre anlatılır. Bu resim Fernande döneminde yapılmıştır. Daha sonra Olga’yla evlenmiştir o karanlık dönemidir, yaratıcılığını düşürmüştür. Marie-Thérèse mesela çok doyurucu bir sanat dönemi yaşatmıştır. Dora Maar gelmiştir o siyasi resimler yaptırmıştır, Guernica ortaya çıkmıştır. Sonra Gilot gelmiştir. Ben 1984’te Amerika’da onunla tanıştım. Picasso’yu bırakan tek kadındır. Yine resmin alt tarafında duran kahve çuvalı parçası, Amerika’da California’dan.  40 yıl önce ‘Fahişenin Odası’ resmini yaparken her gün gittiğim ve düşündüğüm, geçmişimi yaşadığım yerden. Hâlâ hiç dokunulmadan duruyor.

Yani özetlersek ‘Les Demoiselles d’Avignon’ ile Fahişenin Odası’nın Bedri Baykam ile Picasso’nun fizik iletkeni.  Bu resimdeki durum eserlerin tümünde de söz konusu.

“YAPILMASI GEREKEN DARPHANE BİNALARINA TAŞINMASI”

Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği Başkanı olarak da İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin depolarındaki eserlerin taşınmasına yönelik bir tepki dile getirdiniz.

İstanbul Arkeoloji Müzesi, ünlü müzelerle yarışan, dünya ölçeğinde birinci derecede önemli bir arkeoloji müzesidir. Dahası, British Museum’dan çok daha önemlidir. Çünkü British Museum’un nüvesi sıradan her şeyin satın alınarak toplandığı bir koleksiyonken, İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin nüvesi bir imparatorluğun hakim olduğu tüm topraklardan gelen arkeolojik eserlerdir. Yani “Muse-i Hümȃyûn” dur.

Müzelerde eserlerin korunması gereken alan sadece sergi alanları ile sınırlı değildir. Müze bir bütün olarak depo, sergi alanları, restorasyon-konservasyon laboratuvarları, fotoğrafhanesi gibi birçok yerde profesyonelce yapılan işlerin, kurallar çerçevesinde bir araya getirildiği bir kurumdur.

Konuyu biraz araştırıldığında, daha doğrusu Atatürk Hava Limanı projesinde yer alan müze projelerine bakıldığında, “İstanbul Arkeoloji Müzesi’nden 200 eserin burada sergileneceği” haberini şaşırarak öğreniyoruz.

Bu düşünceyi anlamak mümkün değildir. Bir müzeci, böylesi önemli bir müzenin eserlerini ziyaretçinin ayağına götürmez. Louvre veya British Museum’un eserlerinin böyle sorumsuz kararlarla müzenin dışında sergilenmek üzere çıkarılması hiçbir zaman mevzubahis olamaz.

Kısacası herhangi bir taşınmada eserler risk altındadır. O nedenle önemli müzeler, eserlerini ya da depolarını oradan oraya taşımak yerine, İngiltere’nin başkenti Londra’da bulunan British Museum’da olduğu gibi, büyük müzeler, bu onlara milyonlarca dolara mal olsa bile, yakınlarında bulunan binaları satın alarak yer ihtiyaçlarını gidermeye çalışırlar.

Yapılması gereken, müzenin yanındaki Darphane binalarına eserlerin taşınması ve koruma altına alınmasıdır.

AKM’nin daha önce yakın dönemde 2008’de yine ’tadilat’ adı altında boşaltılıp daha sonra bütün çabalarımıza rağmen yıkılması ve şu güne kadar hâlâ açılamamış olması da her zaman göz önünde tutmamız gereken bir müessif olaydır.