Mehmet Kıvanç

Irak son dönemde ivmelenen iddialı diplomatik atağı kapsamında iddialı bir işe soyundu. Plan işlerse ağustos ayının sonunda Irak’ta bölgesel aktörlerin ilişkileri onarmasına imkân verecek büyük bir zirve toplanacak. Birinci öncelik altyapısı oluşturulan İran ve Suudi Arabistan arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi. İkinci büyük hedefse tarafların katılım düzeyine göre, şekillenecek olan Mısır ve Türkiye ilişkilerinin onarılması.

BAĞDAT DİPLOMASİ KARTINI ZORLUYOR

2019 Nisan’ında Irak’a Komşu Ülkeler Parlamentolararası Konferans’ında Ankara, Riyad ve Şam, parlamento başkanları düzeyinde aynı masanın etrafında buluşmuştu. Zirvede Suriye, Türkiye, İran ve Suudi Arabistan Meclis Başkanları’nın bir araya gelmesi Arap Baharı hasarının tamir edilmesi yönünde önemli bir girişim olarak kayıtlara geçti.

Ağustos ayı sonunda ise çok daha ileri bir adım için hummalı bir çalışma yürütülüyor. Hangi gün olacağı henüz netlik kazanmayan “Irak’a Komşu Ülkeler Bölgesel Komşuluk Zirvesi”ne ev sahipliği yapmak için Bağdat, bölge ülkeleri arasında mekik dokuyor. Zirve, bölge ülkelerinin devlet başkanları düzeyinde bir araya getirilmesi gibi zorlu bir işi hedefliyor.

Irak Dışişleri Bakanı Fuat Hüseyin, Başbakan Mustafa el Kazımi’nin davet mektubunu 7 Ağustos günü Cumhurbaşkanı Erdoğan’a İstanbul’da elden teslim etti. Fuat Hüseyin 8 Ağustos günü aynı davet mektubunu Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’a Kral Salman bin Abdulaziz’e teslim edilmek üzere Suudi Dışişleri Bakanına iletti.

Bağdat’ta yapılacak zirve için Irak Dışişleri Bakanı 10 Ağustos’ta ise Tahran’da göreve yeni başlayan Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin kapısını çaldı. 8 Ağustos Pazar günü ise Irak Başbakanı Kazımi ile telefonda görüşen Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron zirveye katılacağını teyit etti. Reisi de Irak Dışişleri Bakanı ile görüşmesinden sonra, “Bölge ülkelerinin yabancıların müdahalesi olmadan iş birliği yapmaları güvenlik için gereklidir.” mesajını vererek katılım yönünde pozitif mesaj verdi.

Bağdat zirveyi Mısır Arap Cumhuriyeti’nin, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) ve Katar’ın da katılımıyla genişletme hedefinde. Şarkul Avsat’ın Iraklı bir kaynaktan aktardığına göre Suriye Cumhurbaşkanı Başkanı Beşar Esad’ın zirveye katılımı konusu belirsizliğini koruyor.

IRAK’IN DENGEDE DURMA ÇABASI

Geçen aylarda Riyad ve Tahran arasındaki normalleşme sürecinde arabulucu rolü oynayan Bağdat, iki ülke arasındaki sorunları yumuşatmanın Irak’ı da rahatlatacağını değerlendiriyor.

Ekim ayında Suudi Arabistan-Irak sınırındaki Arar sınır geçişini açma kararına imza atan Mustafa el Kazımi yönetimi, ülkesinin İran ve ABD ya da Suudi Arabistan ile İran arasındaki bir çekişmesinin cereyan ettiği saha olmaktan çıkmasını istiyor.

Fransa da Bağdat’ın bu hamlelerini destekler şekilde konum alıyor. Reisi’yi telefonda tebrik eden Fransa Cumhurbaşkanı Macron, İran’ın yeni iş başına gelen lideriyle bir saat süren uzun bir görüşme yaptı.

Dünya Postası programına konuk olan Sakarya Üniversitesi Orta Doğu Enstitüsü Araştırma Görevlisi Mustafa Caner, Fransa’nın Orta Doğu meselelerine yönelik iştahlı tavrına dikkat çekerek “Bir fırsat penceresi açıldığı zaman bunu doldurmaya çalışacaktır Fransa. Diğer ülkeler İran ile olan ilişkilerinde daha mesafeli bir tutum aldıkları zaman Fransa’nın daha yaklaşması söz konusu olabilir.” ifadelerini kullandı.  

Rudaw’a konuşan Irak Danışma Konseyi Başkanı Farhad Alaadin, “Irak Suudi Arabistan ve İran’ı bir araya getirme çabalarını sürdürüyor. Şimdi, liderleri aynı odada ağırlama düşüncesi var.” sözleriyle istihbarat görüşmelerinin geride bırakıldığı ileri bir aşamaya işaret etti.

Alaaddin, Fransa’nın bölgede inisiyatif almaya yönelik istekli tutumuna ilişkin ise “Fransa oldukça merkezi bir rol oynuyor… Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) yokluğunda ya da rolünün azaldığı bir ortamda (Fransa) daha güçlü bir oyuncu oluyor.” iddiasında bulundu.  

ABD Irak’ta muharip misyonunu bitirmeye hazırlanırken Bağdat’ın diplomaside arabulucu rolünü üstlenmesini “anlamlı” bulan Araştırma Görevlisi Mustafa Caner, “Bu çabaların sınırlarının olduğunu bilmek lazım.” dedi.

Irak’ta ekim ayında parlamento seçimlerinin yapılıp yapılamayacağının henüz netlik kazanmadığını hatırlatan Caner, Irak’ın diplomatik açılımlarında ülkedeki siyasi durumun ve seçim süreçlerinin de etkide bulunacağını ayrıca vurguladı.

Chicago Üniversitesi Pearson Enstitüsü Öğretim Üyesi Ramzy Mardini de “Zirvenin sembolik anlamda önemli olduğunu ve Irak Başbakanı ile bölge liderleri arasındaki önemli bağları yansıttığını” kaydetti. Jordan Times’ın görüşlerini aktardığı Mardini, zirvenin önemine ilişkin; “abartılmamalı” notunu da düştü.

İRAN’DA YENİ DÖNEMİN ABC’Sİ

Yasama, yürütme ve yargı erkini tek elde toplayan İran İslam Cumhuriyeti’nin “muhafazakâr” kanadı yeni dönemde Ruhani’ye göre, komşularla ilişkiye daha fazla önem verecek. Bütün yumurtaları sadece nükleer anlaşma sepetine koymayan “muhafazakâr” kesimin Türkiye ile daha yakın ilişki kurmaktan Suudi Arabistan’la çatışma potansiyelini azaltmaya kadar bir dizi “komşularla açılım” yapacağına yönelik somut işaretler de mevcut.

Reisi’nin seçimleri kazanmasının; “İran’da reformistlerin siyasetin dışına itilmesi anlamına geliyor” sözleriyle yorumlayan Orta Doğu Araştırmacısı Mustafa Caner, içeride İran’ı “daha sert bir atmosferin beklediği” görüşünü paylaştı.  Buna karşın Caner, bölge politikasında daha ılıman bir Reisi yönetimi bekliyor.

Ruhani’nin müzakerelerde başarısızlık nedeniyle “zayıf bir karneyle” görevi devrettiğini söyleyen Caner, Reisi’nin ABD’ye karşı “daha az tavizkar pozisyonda” olacağını daha sert bir diplomatik sürecin Tahran’ı beklediğini söyledi.

ABD’nin Orta Doğu yaklaşımına ilişkin “Biden döneminde barışçıl bir değişim olduğunu düşünmüyorum.” diyen Caner, ABD’nin İran’a yönelik taarruz gündemi devam ediyor mu?” sorusuna ise şu yanıtı verdi:

“Bu her zaman var. Irak’tan her ne kadar çekilse de çevre ülkelerde askeri varlığı devam ediyor. Demokratlarla Cumhuriyetler arasında İran’a yönelik politikalar anlamında çok fark görmüyorum.”

Türkiye-İran ilişkileri bakımından “umutlu” olduğunu kaydeden Caner, siyasette yeni olan Reisi’nin Suudi Arabistan, BAE ve Türkiye’ye yönelik pozitif mesajları olduğunu belirtti.

ZİRVENİN BAŞARI ÖLÇÜTÜ NE?

Zirvenin başarısını katılan ülke sayısı ve katılım düzeyi belirleyecek. Türkiye, Fransa, İran, Mısır, Kuveyt, Suudi Arabistan ve Ürdün kilit ülkeler olarak öne çıkıyor. Irak’ın bir diğer komşusu olan Suriye’nin katılımı ise iyi niyetli temennilerin ötesinde henüz çok erken bir adım olarak değerlendiriliyor.

Suriye’de BAE’nin Büyükelçiliğini açması, mayıs ayında Suudi İstihbarat Şefi Halid el Humeydan’ın Beşar Esad’la görüşmesi ve Suriye’nin yeniden Arap Ligi’ne dâhil edilmesi gündemleri kayda değer gelişmeler. Ancak bu düzeyde bir zirveye Beşar Esad’ın, Suriye’nin dondurulmuş sorunları çözüm yoluna girmeden oturabileceğini düşünmek gerçekçi değil. Bağdat zirvesinin “başarılı” geçmesinin Suriye krizinin çözümüne katkı sağlayacağı ise kesin.

Zirvenin hedefine ilişkin Iraklı siyasi mahfillerde öne çıkan iki önemli değerlendirme var. Birincisi İran ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkilerde yumuşama sürecini hızlandırmak. Bunun temeli Bağdat’ta Nisan ayında gerçekleşen Suud-İran istihbarat şefleri görüşmelerinde zaten atılmıştı.

İkinci büyük hedef olarak ise Türkiye ile Mısır arasındaki ilişkilerde yavaş ilerleyen düzeltme sürecinde bir sıçrama yaratılması. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Mısır Cumhurbaşkanı Sisi’nin davete icabet etmesi yeni bir sürecin ilk adımı olabilir.

Kâğıt üzerinde son derece arzulanan bu sonuçlara ulaşmanın önündeki bir dizi ciddi engel mevcudiyetini koruyor. 

İran’la Körfez’in ilişkilerinin Bağdat’ta tamir edilmesi, Irak’ın iç dengelerindeki gerilimleri azaltıcı bir etki yaratacak olsa da işler bununla sınırlı değil. Bölgede adı zikredilmeden hesap yapmanın imkânsız olduğu İsrail’in alacağı tavır özellikle Körfez ülkelerini yakından ilgilendirecek.

Biden yönetiminin “demokrasi ve insan hakları” sopasından İsrail’le normalleşme sürecini istikrarlı hale getirerek kurtulmaya çalışan Körfezin, aynı anda İran’la normalleşmeyi nasıl başaracağı sorusu, başlı başına muamma.

Fransa’nın gücünü aşan hırslarıyla Bağdat’ın iyi niyetine rağmen zayıf olan özgül ağırlığı da zirvenin başarısını etkileyecek diğer diğer zayıf noktalar.

Türkiye’nin güneyindeki Irak, Lübnan ve Suriye’de devlet otoritelerini tarumar eden terör örgütleri ve “devlet dışı silahlı aktörler”in öngörülemez eylemleri ise her türlü yapıcı diplomatik çabanın altında duran en büyük kırılganlık.