CGTN / Maitreya Bhakal

“Doğum oranları yüzünden”

Yeni Zelanda’da 15 Mart 2019 yılında Christchurch kentinde iki camiye düzenlediği saldırıda 51 kişiyi öldüren ve 40 kişiyi yaralayan beyaz ırkın üstünlüğüne inanan saldırganın manifestosu bu sözlerle başlıyordu. Bu tür vakalar genellikle Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile ilişkilendirilse bile, modern Yeni Zelanda tarihindeki en ölümcül kitlesel saldırıydı. 

Saldırganın manifestosu, beyaz ırkın üstünlüğüne inananların öne sürdüğü aşırı sağcı komplo teorisi “Büyük Yer Değiştirmeye” göndermeleri kapsıyordu. Bu varsayıma göre, beyaz olmayan göçmenler yavaş yavaş, beyazların çoğunlukta olduğu ülkelerde “yerli” beyaz nüfusun yerini alacaklar, bu, göç için “liberal” desteğin teşvik ettiği bir eğilimdir.  

ABD’li beyaz ırkın üstünlüğüne inananlar, beyaz insanın “kendi topraklarında bir azınlık” haline geleceğinden endişe ediyorlar (bu “doğuşun” kendisinin, belki de dünya tarihinde yerli halkın en büyük soykırımına dayandığına ilişkin rahatsız edici gerçek doğrudan görmezden geliniyor). Bu görüş, bir ırkın diğerlerinden üstün olduğuna dair ırkçı bakışın yanı sıra ABD’de doğum oranı istatistiklerinin abartılı yanlış okunması üzerine oluşturulmuştur. 

Bununla birlikte oldukça ilginç biçimde Batı medyası ve “Çin gözlemcileri” Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi ve Tibet Özerk Bölgesi ile ilgili yıllardır tam olarak aynı söylemi, her şekilde aynı kelimelerle tekrar ediyorlar. 

Onlar, Uygurların ve Tibetlilerin, Çin’in Han halkının göçünü “teşvik etmesi” yüzünden “kendi bölgelerinde bir azınlık olma riskiyle karşı karşıya” olduğunu dillerinden düşürmüyorlar. Doğum oranlarını istatistiksel olarak manipüle etme alışkanlıklarıyla birleştiğinde, bu tür söylemler, beyaz ırkın üstünlüğüne inananların konuşma konularıyla ilgili gözü kapalı bir sınamada başarısız olacaktır.  

BENİM İÇİN GÖÇ ANCAK SENİN İÇİN DEĞİL

Bu şimdi neredeyse içgüdüsel, Pavlovcu bir yanıt oldu. Yine de göçle ilgili tam olarak neyin yanlış olduğu asla açıklanmamaktadır. Batı’ya göçü metheden aynı insanlar, Xinjiang ve Tibet’e göçü eleştirecekler. Bununla birlikte, ABD dünyanın her tarafından en iyi yetenekleri çekmek için teşvikler sunuyor. Xinjiang ve Tibet niçin Çin’in diğer kesimlerinden yetenekler için aynını yapamıyor?

Gerçekte toplumda ilerleme için göç gereklidir. Özellikle, Çin ile Hindistan gibi büyük dağınık nüfuslu ve coğrafi olarak eşitsiz büyümenin olduğu büyük ülkelerde gereklidir. Göç, ekonomik olarak geri bölgelerin gelişmesine yardımcı olur. Göç, yerel olarak tedarik edilmesi zor yeteneklerin ve kaynakların gelmesine yardımcı olur. Bu, göçün mükemmel olduğu anlamına gelmez, ancak faydalarının maliyetlerine ağır bastığı anlamına gelmektedir.

Çin’in doğu bölgeleri, on yıllardır Çin’in büyüme hikâyesinden faydalanmaktadır. Batı medyası, ülkenin her tarafından yetenekleri çekerek şimdi batı bölgelerinin gelişme haklarını yas adışı kılmaya çalışıyor. 

Ancak belki de hepsinden önemlisi, bu tür göç farklı dinler ile etnik kökenlere sahip insanlar arasında aidiyet ve birliktelik duygusunu destekler. Batılı uzmanlar genellikle bunu kendi ülkeleri için haklı bulurlar fakat ikiyüzlü bir şekilde Xinjiang ve Tibet için reddederler.

Örneğin, Batı’da ırklar arası evlilikler birliğin bir işareti ve “eritme potası” hikâyesinin başarısı olarak hoş karşılanıyor. Ancak, aynı insanlar ikiyüzlü bir şekilde Hanlar ile Uygurlar arasındaki evlilikleri zorlama ve “etnik temizlik” olarak alay ediyorlar. Bunu yaparken de onlar genellikle tehlikeli biçimde beyaz ırkın üstünlüğü nutuklarına yakın propaganda kinayeleri yayacaklar. Onlar, Uygur nüfusunu “azaltmak” için Çin’in çok fena bir planın parçası olarak ırklar arası evlilikleri “teşvik edeceğini” söyleyecekler. Bu ayrıca beyaz ırkın üstünlüğünü savunanların beyaz nüfusu azaltma planının parçası olarak, ABD’de ırklar arası evliliklerle tam olarak nasıl alay ettiklerini göstermektedir. 

ANLAMSIZ PROPAGANDA

Batıdaki Çin “uzmanları” sıklıkla, “Han halkının Çin’in beyaz halkı” olduğunu savunuyorlar. Bu, rezil karşılaştırma, sadece bir saflığın sonucu değil, aksine ırk temelli söylemle kuşatılmış bir zihnin ürünüdür. Bu, her şeye, her bir toplumun benzersiz doğasını kabul etmeksizin kusurlu Batılı, herkese uyan bir tavırla bakmanın sonucudur.

Bunun yanı sıra karşılaştırma nesnel olarak yanıltıcıdır; Han Çinlilerinin tarihi, tarif edilemeyecek kadar korkunç mezalimleriyle son 500 yıldaki beyaz Amerikan tarihinin yanına bile yaklaşamaz. Bu tür bir karşılaştırma sadece psikolojik bakış açısından içler acısı bir girişimdir.

Diğer ortak hedef istihdamdır. Batılı propagandacılar Han göçmenlerin yerel halkın işini elinden aldığını savunuyorlar. Ancak daha sonra kendileriyle çelişiyorlar ve Çin’in Uygurları “zorla” pamuk tarlalarında ve fabrikalarda çalıştırdığını iddia ediyorlar.

Bunun anlaşılması mümkün değil. Batı propagandası büyük oranda çamur at izi kalsın anlayışına dayanıyor. Genellikle birinin uyguladığı her propaganda çarpıtmasının izini kaybetmek kolaydır. Bununla birlikte Batı ne söylerse söylesin Çin halkı -bütün etnik gruplar- yaşamlarının düzeldiğini görmeye devam edecekler. Aksine Amerika’da gerçek ücretler on yıllardır hiç artmadı.

Ve gerçek sorun burada yatıyor. Batı’da yaşam standartları -ekonomik ve ahlaki- büyük oranda gerilerken veya hiç gelişmezken, Çin’de yaşam günden güne düzeliyor. Fakat Çin halkının ezilmiş ve yoksul olması bekleniyordu. Çin halkının zenginleşmesi propagandacıları sonu gelmez şekilde sinirlendiriyor. Onlar acılarını dindirmek için boşluğa “doğum oranları yüzünden” diye bağırabilirler.