CGTN / Daryl Guppy

Çinli ev sahibim beni bir Müslüman helal restorana götürmek istedi ama Ramazan ayında bir öğle saatindeydik. Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi’nin başkenti Urumqi’de, eski şehir bölgesinde tek bir Müslüman restoranı açık değildi. Ramazan ayında izleyen günlerde Kucha gibi uzak kasabalarda da Müslümanların olmayan restoranlarda öğle yemeği yeme konusunda aynı sorunları yaşadık.

Bu arada, Avustralya’da yayınlanan bir gazetedeki haberde, Urumqi’deki Müslüman restoranların ramazan sırasında açık kalmaya zorlandığı iddia edildi. Bunun Uygurların baskı altına alınmasının bir örneği olduğu iddia edildi ama benim sahadaki gözlemlerime uymuyordu. Bu haber binlerce okuyucuyu Xinjiang’da gerçekten ne olup bittiği konusunda yanlış yönlendirdi.

XINJIANG’DA UYGUR NÜFUSU ARTIYOR

Avustralyalı gazeteci Michael Smith 2021 tarihindeki kitabında, Xinjiang’a devletin düzenlediği bir ziyaret yaptığını ve ziyaretteki her şeyin ayarlanmış olduğunu iddia etti. Ancak, bölümün sonuna doğru ev sahiplerinden “kaçıp” saatlerce sokaklarda gezdiğini ve Urumqi’deki sokak yaşamını gözlemlediğini ayrıntılarıyla anlatıyor. Smith “Bu o ziyarette gördüğüm tek gerçek şeydi ve ironik biçimde o geceki sahneler Xinjiang halkının korku içinde yaşamadığı şeklindeki hükümet anlatısına uyuyordu” diye yazdı. Bu gözlem benim Urumqi, Kucha ve diğer Xinjiang bölgelerindeki deneyimimle uyumlu. Ancak Smith’in “kaçış” gözlemi daha önceki ayarlama iddialarını düzeltmesi için yeterli değildi. Covid-19 nedeniyle seyahate getirilen kısıtlamalar Xinjiang’dan doğru objektif bilgi almayı daha da zorlaştırdı. Ancak, Xinjiang ile ilgili çekirdek bilgilerin Batılı medyanın haberlerinde göz ardı edildiğini biliyoruz.

En son Batılı rapor, Sir Geoffrey Nice başkanlığındaki bir mahkeme tarafından yayınlandı. Bu Mahkeme Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) propaganda kolu tarafından finansa edildi, desteklendi ve hiçbir yasal ya da siyasi yetkisi yok. Fakat bu mahkeme Xinjiang’daki Uygurların yok edilmesi ile ilgili kanıtların referans noktalarından biri dışında yetersiz olduğunu ve o zamanda kanıtların şüpheli olduğu sonucuna vardı. Bu, Batı medyasının yarattığı bir izlenim değil.

BATI MEDYASININ BİRİNCİL KAYNAKLARI ŞÜPHELİ

İngiltere Parlamentosu’nda daha önce alınan bir kınama kararı 650 milletvekilinden 23 tarafından “oy birliği ile” kabul edildi ama bu sanki bütün parlamentonun kararıymış gibi haber yapıldı. Temmuz 2020’de zamanın Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanı Mike Pompeo bu kampanyayı başlattı ve Xinjiang ile ilgili iddialarını sadece tek bir kaynağa, Alman araştırmacı Adrian Zenz’in Xinjiang’daki doğum oranları ile ilgili çalışmalarına dayandırdı. Neredeyse Xinjiang’da hiçbir saha deneyimi olmayan Zenz, Katolik bir Evanjelist ve Güney Carolina’daki Columbia Uluslararası Üniversitesi mezunu. Zenz’in araştırmasının kilit temeli nüfusun bastırıldığı iddiasıydı. Aslında, nüfus sayımı rakamları Uygur nüfus artışının ulusal nüfus artışından büyük olduğunu gösteriyor.

Xinjiang’da Uygur nüfusu, ömür beklentisi ve ortama gelir artmaya devam ediyor. Bölgede bir mülteci sorunu yok, mülteci sorunu Batı medyasının iddia ettiği düzeyde etnik şiddet ve siyasi baskıdan sonra kesinlikle ortaya çıkması gereken bir şey. Zenz’in raporu, aşırı muhafazakâr düşünce kuruluşu Jamestown Vakfı tarafından yayınlandı. Bu vakfı CIA Başkanı William J. Casey 1980’lerde kurmuştu. Vakıf aşırı sağ ideolojisi ile tanınıyor. Zenz’in yaygın şekilde alıntı yapılan raporu akademik kurumların denetlediği hakemli dergilerde yayınlanmadı.

Vakfın kaynaklarının ve ilgili örgütlerinin araştırmacı akademisyenler tarafından yakından incelenmesi, CIA dâhil değişik ABD kurumları tarafından finanse edilen ideolojik olarak hareket eden sağ kanat örgütlerin bir karmaşık ağını ortaya çıkardı. Gerçekten bağımsız ya da objektif bir katını belirlemek zordu. Bu “araştırma” karşı çıkılamaz bir gerçek havasına bürünene kadar Batılı haber kanalları tarafından eleştirilmeden yayıldı. Çok az kişi gerçekte araştırmanın ayrıntılarına ya da dayandığı kanıtlara göz attı.

BATI MEDYASININ XINJIANG İLE İLGİLİ HABERLERİNDE ARAŞTIRMACI DERİNLİĞİ YOK

Uygurların doğal müttefiki olan Müslüman ülkeler, başka yerlerdeki Müslümanlara yönelik baskıları dile getirme konusunda hızlı olmalarına rağmen, ABD liderliğindeki suçlamaları desteklemedi. Müslümanların çoğunlukta olduğu tek bir ülke bile Birleşmiş Milletleri’ne (BM) gönderilen Çin’in Xinjiang’daki faaliyetlerini kınayan mektuba katılmadı. Bu kendi içinde bir kanıt olmasa da, Batı medyası ve siyasi liderlerinin desteklediği Xinjiang kampanyasının doğruluğu hakkında bir an durup düşünmeye neden olması gerekir.

Bunlar önemli sorunlardır ve bilgiye dayanan bir karar verebilmemiz için önce hikâyenin bütün taraflarının doğru haber vermelerine ihtiyacımız var. Batı medyası birincil kaynaklarının şüpheli ve riskli yapısını kabul etmeyi reddederken, onların sonuçlarını endişe duymadan kabul edemeyiz. Bu haberlerin arkasındaki gerçek temelleri ve niyetleri anlayana kadar, bu analizin Irak’taki savaşı meşrulaştırmak için kullanılan kitle imha silahları yalanı kadar hatalı olabileceği sonucuna varmak mantıklı olacaktır. Bazıları için, Xinjiang Çin’in bazı kesimlerini istikrarsızlaştırmak için yabancı etkiyi kullanmak bakımından mükemmel bir fırsat. Batı medyasının Xinjiang’la ilgili haberlerinde araştırmacı derinliğin olmaması ve Zenz’in araştırması bu stratejinin kullanılmasının gerçek bir ihtimal olduğunu gösteriyor.