CGTN

Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden arasında uzun zamandır beklenen görüşme iyi bir günde gerçekleşti.

Çin Yeni Yılı arifesinde iki lider, Biden’ın ocak ayında göreve gelmesinden bu yana ilk telefon görüşmelerini yaptı. Xi görüşme sırasında Biden ile yıllar önce yaptığı konuşmaya değindi ve Biden’ın Amerika’yı “olasılıklar” olarak tanımladığını hatırlattı. Bu “olasılıkların” iki ülkeyi daha olumlu bir gelişme yoluna getireceği umulmaktadır. Biden da, ABD ve Çin’in iklim değişikliği gibi konularda potansiyel iş birliği alanlarına sahip olduğunu belirterek, daha olumlu bir ilişki kurma arzusunu yineledi.

Çin, Çin-ABD ilişkisinin, her iki ülkenin temel çıkarlarının ve kalkınmasının bir arada var olmasına izin veren yeni bir döneme girdiğini umuyor. Çeşitli haberlere göre, görüşmeye, Biden’ın Çin’in içişlerine dair önceki yönetimin söylemini sürdürmesi ve insan hakları sicilini eleştirmesi de dâhil oldu. Üst düzey bir yetkili, Biden’ın “bunun sadece Amerikan değerleriyle değil, evrensel değerlerle ilgili” olduğunu belirtmek istediğini söyledi.

JOE BIDEN ÇİN’İ “EN CİDDİ RAKİP” OLARAK TANIMLADI

Çin-ABD ilişkisi bir yüzleşmeyle sınırlanamaz. Bu görüşme, bir dizi işaret ve siyasi manevradan sonra geldi. Dışişleri Bakanı Antony Blinken, eski yönetimin Çin’in insan hakları siciline ilişkin iddiasıyla hemfikir ve selefinin Çin’in Xinjiang politikasını “soykırım” olarak nitelendirmesini tekrarladı. Savunma Bakanı Lloyd Austin da, özellikle Çin’i “bakanlık için hızlanan bir mücadele” olarak gördüğünü aktardı. Biden, bu görüşmeden hemen önce Pentagon’a yaptığı ilk ziyaretinde, ABD’nin Çin’e yönelik ulusal güvenlik stratejisini değerlendirmek için bir Pentagon grubunu açıkladı. Joe Biden, Face the Nation röportajında Çin’i “en ciddi rakip” olarak tanımladı. Rakipler rekabet edebilir. Dünyanın iki büyük ekonomisinin kimin değerleri daha meşru diye savaşı, gerçekleştiği takdirde geçmişe doğru tehlikeli bir dönüş olur.

ABD, Amerikan değerlerini evrensel değerlerle karıştıran bir sicile sahiptir. Örneğin, Biden’ın Xinjiang’daki “insan hakları ihlallerini” kınaması, kaygan zeminde ilerlemeye çalışmaktır. Çin’in Hong Kong’daki politikalarını “düşmanca eylemler” olarak nitelendirmesi, ABD’nin kendisini dünyanın polisi olarak gördüğü ve ülkeleri “daha büyük iyilik” için mahvettiği zamanları hatırlatıyor.

AVRUPA KENDİ BAĞIMSIZ DIŞ POLİTİKASINI PLANLAMAK İSTİYOR

Biden’ın dış politika ekibinin “pragmatik” olduğu söyleniyor. Öyleyse, bu pragmatizm hiçbir ülkenin dünyanın ekonomik gelişimini veya uluslararası kuralları tek başına destekleyemeyeceğini kabul etmeyi içermelidir. ABD’nin kredibilitesi çoktan düştü. Avrupa kendi bağımsız dış politikasını planlamak istiyor. Güney Asya ve Güneydoğu Asya ülkeleri, Çin ile ABD arasında taraf seçmek zorunda kalmak istemediklerini açıkça ortaya koydular. Biden, eski moda ittifakı yeniden inşa etmeye çalışsa bile, artık ABD’ye tamamen sadık olmayan bir müttefik havuzuna bakıyor.

Çin’in öncelikleri var; egemenliğini ve toprak bütünlüğünü sağlamak için ne gerekiyorsa yapacaktır. Taiwan, Hong Kong ve Xinjiang ile ilgili konular Çin’in iç sorunlarıdır. Bu konulara dışarıdan müdahale, ulusal güvenlik tehdidine benzer ve korkunç sonuçlar doğurur. Çin, ekonomik kalkınma ile teknolojik yenilikte ortak zeminler ve karşılıklı yarar sağlayan anlaşmalar aramaya isteklidir, ancak egemenlikten taviz verilemez.

Biden yönetimi için diyalog ve diplomasiyi zorlayıcı önlemlerin üstüne koyması umuluyor. Birlikte ilerlemek istiyorsak, umursamazlık, tek taraflılık ve ideolojik saflık politikaların itici gücü olamaz.