Global Times / Li Zixin

Taliban geçen hafta pazar günü üç eyalet başkentini ele geçirdikten sonra, New York Times aynı gün yayınladığı bir haberde, “Pazar günkü ABD’nin sessiz tepkisi Amerika’nın Afganistan’daki 20 yıllık savaşının bittiğini kesin biçimde gösterdi. Yanlış yönetilen ve bitap düşmüş Afgan güçleri bu kentleri kendi başlarına geri almak ya da temelli Taliban’a terk etmek zorundalar.” dedi.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) zaten böyle bir “sessiz tepkiyi” belli etmişti. ABD Başkanı Joe Biden, temmuz ayında Afganistan’dan çekilme kararını savunduğu bir konuşmasında ABD’nin Afgan polis ve askerlerinin kendi halklarının geleceğini garanti altına almasını sağlamak için yeterinden fazla çalıştığını söyledi. Ancak mevcut Afgan güçleri Taliban saldırısına direnme gücüne tümüyle sahip değil. Afgan hükümet güçleri resmi bir eğitimden geçmiş olsa da savaş yetenekleri, özellikle savaş deneyimleri Taliban ile karşılaştırıldığında yetersiz. ABD tek taralı olarak Afgan güçlerine eğitim, lojistik ve maddi destek verdiğini söyledi ama bu Afgan güçlerinin savaşta etkililiğinin objektif bir değerlendirmesini yapmak yerine kendi sorumluluklarından kaçmaktır. New York Times’ın haberinde “ABD yetkililerinin bu güçlerin savaşacağını kabul ediyorlar ama şimdi kendi başlarının çaresine zorunda olduklarını ileri sürüyorlar” diye yazdı.

Pentagon Sözcüsü John Kirby pazartesi günü düzenlediği basın toplantısında, “Bu şimdi savunmak zorunda oldukları kendi ülkeleri. Bu kendilerinin savaşı.” dedi. Fakat bu ABD yetkilileri açıkça şu gerçeği göz ardı ediyorlar; Afganistan’ı şu anki güvenlik ikilemine sokan şey ABD’nin sorumsuz büyük ölçekli askeri müdahalesi idi. Biden yönetimi askerlerini planlandığı gibi çekmekte ısrar ediyor. Bu ABD’nin açıkça Afganistan’ın normal toplumsal düzeni yeniden kurmasına yardım edemeyeceğini kabul ettiğini gösteriyor. En güçlü ülke bile başarısız oldu. Bu nedenle, Afgan hükümetinin kendi başına çaresine bakmak zorunda bırakıldığı sonuçlar açık.

İngiliz gazetesi Telegraph’da 7 Temmuz’da yayımlanan bir yazıda, Washington “basitçe gelecek kuşaklar için sorunlar biriktirdiğini” söyledi ve “Afganistan’ı kendi kaderine terk, ABD liderliğindeki 20 yıllık müdahaleyi destekleyen Batılı güçler zayıf ve güvenilmez gösterildi” diye devam etti.

AFGANİSTAN’DAKİ DURUM ABD’NİN IRAK BAŞARISIZLIĞINA BENZİYOR

Açıktır ki, Batı her zaman kendi değerlerini ve siyasi sistemini dünyanın geri kalanına ihraç etmeye istekliydi. Onlar bunun “başarısız ülkelerin” doğru yola girmesine yardım etmek için “iyi bir iş” olduğuna inanıyorlar. Yine de Afganistan savaşı ve ülkenin içinde bulunduğu mevcut durum bunun sadece Batılı ülkelerin bir yanılsaması olduğunu kanıtlıyor. ABD’nin “Afganistan’ı terk etmesi” sadece geçen 20 yılda Afganistan’da başarısız olduğunu kabul ettiğini göstermiyor, aynı zamanda Batı’nın böyle bir felaketin sorumluluğunu alacak cesaretten yoksun olduğunu da somut biçimde gösteriyor. Bir yandan, bu Batı’nın uluslararası topluluktaki ahlaki itibarını kaybetmesiyle sonuçlandı. Başka bir yandan ise, Batı toplumunun kendi modeli ve kapasiteleri hakkında düşünmesini tetikleyecek.

Afganistan’daki mevcut durum ABD’nin Irak başarısızlığına benziyor. ABD, her iki savaştan da sonra ilgili ülkelere bir enkaz bıraktı ve onlardan kendi güvenliklerinden sorumlu olmalarını istedi. Washington’ın yaklaşımı açıkça sorumsuzdur. ABD askerlerinin Afganistan’dan aceleyle çekilmesi bölgede bir güç boşluğuna yol açtı. Sonuç olarak, aşırıcı güçler mevcut durumdan büyümek için faydalandılar. Bunların etkisi genellikle uluslararasıdır. Bu, bu güçlerin sadece Afganistan’da değil komşu ülkelerde, bütün bölgede ve hatta dünyada da barış ile istikrar için önemli bir etkiye sahip olacakları anlamına geliyor. Başka bir deyişle, Afganistan ve komşuları asıl olarak, ABD’nin sorumsuz davranışlarının kurbanı olacaklar.

Washington IŞİD’in ortaya çıkmasından sonra Irak’a tekrar sınırlı sayıda asker gönderdi ve orada hava saldırıları düzenledi. Aynı şeyin Afganistan’da da olma ihtimali var. Ancak böyle bir hareket uluslararası hukuk bakımından aşırı tartışmalı olacaktır. Ayrıca durum üzerinde kalıcı bir etki de yaratmayacaktır. Washington hızlı hava saldırıları ile askeri varlığını göstermek yerine, ciddi biçimde üzerine düşen sorumlulukları ve yükümlülüklerini yerine getirmelidir. Ayrıca Afganistan’da düzenin yeniden kurulmasına yapıcı biçimde yardım etmeli ve ülkedeki siyasi uzlaşmanın en kısa zamanda görüşmeler yoluyla sağlanacağını garanti altına almalıdır.

ABD’nin Afganistan’daki sorumsuz davranışları karşısında, bölge ülkelerinin birbirleriyle iş birliklerini güçlendirmeleri gerekir. Bölge ülkeleri ayrıca terörizmin yayılmasının doğal sonucu olan potansiyel riskleri önlemek için bölgesel örgütler yoluyla uluslararası güvenlik iş birliğini destekleyebilirler. Öte yandan, uluslararası toplumun Afgan sorununa daha fazla dikkat etmesi ve Washington’ı sorumluluklarını üstlenmeye zorlaması gerekir ki, ikinci bir İŞİD ortaya çıkmasın.