CGTN / Thomas O. Falk

Asla bitmeyen İran’ın nükleer çalışmaları ile ilgili görüşmeler nihayet, dün Amerika Birleşik Devletleri’ni (ABD) Ortak Kapsamlı Eylem Planı (JCPOA) anlaşmasına geri döndürmek amacıyla başladı.

Washington’ın -ihtiyatlı da olsa- İran’la görüşme masasına geri dönme eğilimi göstermiş olması gerçeğinin dünya, ama özellikle Orta Doğu için büyük sonuçları var. Orta Doğu, Biden yönetiminin gerekli tavizleri verip anlaşmayı kurtarmak için fırsattan yararlanmasını daha da önemli hale getiriyor.

JCPOA, 2015’te İran’ın nükleer programı ile ilgili 12 yıllık krizi ve aynı zamanda Tahran’ın bir nükleer güç ve böylece Orta Doğu’da bölgesel bir egemen haline geleceği korku ile endişelerini sona erdirmişti. Anlaşma bölgede bir savaş riskini büyük ölçüde azalttı.

Ancak, anlaşmaya nihai olarak son vermek savaş riskini artırabilir ve çatışma riski büyük ölçüde artar. Bu sadece İran’ı görece kısa sürede bir nükleer güç haline getirmez aynı zamanda bölgede bir zincirleme reaksiyona neden olur ve tehlikeli bir (nükleer) silahlanma yarışı başlatır. Bölgedeki herkes (ekonomik çıktılarının bir bölümü olarak) zaten dünyadaki başka herhangi bir bölgeden daha fazla silaha yatırım yapıyor.

WASHINGTON İÇİN ZAMAN DARALIYOR

Çatışma potansiyeli özellikle, on yıllardır rakip olan ve her ikisi de bölgesel bir egemenlikten başka bir şey peşinde olmayan Sünni Suudi Arabistan ile Şii İran için geçerli. Ve iki ülke arasındaki silahlanma yarışının ağır sonuçları olabilir.

İsrail, İran nükleer güç haline gelirken oturup beklemeyecektir. Zaten Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile askeri tatbikatlar yapıyor. Yahudi devleti ayrıca geçmişte ne zaman kendini tehlike altında hissederse önleyici saldırılar yapmaya hazır olduğunu gösterdi. Zincirleme misilleme ve karşı misilleme potansiyeli zaten karışık olan bir bölgeyi bir bataklığa dönüştürebilecek bir senaryo.

Bir nükleer anlaşmanın çatışma potansiyelini artıracak şekilde kötüye gitmesi Donald Trump’ın tartışmalı bahanelerle dar görüşlü biçimde anlaşmadan çekilmesiyle mümkün hale geldi. Geçen dört yıldaki birçok sorunda olduğu gibi, Biden Yönetimi şimdi selefi tarafından bırakılan kaosu temizlemek ve “maksimum baskı” politikasını değiştirmek zorunda. Bu politikanın sonucu ne? İran’ın nükleer silah sahibi olması yakın değil ama bir yıl içinde mümkün.

İRAN’DAKİ YENİ HÜKÜMETLE GÖRÜŞME YAPMAK ÇOK DAHA ZOR OLABİLİR

Bu İran’ın Trump’ın yaptırımlarına düzenli biçimde anlaşmayı ihlal ederek yanıt vermesiyle mümkün oldu. Bu gelişmeler endişe verici ve talihsiz olsa da geri döndürülemez değil. Washington ile Tahran arasındaki diplomatik felç o kadar şiddetli ki, İran görüşme masasına dönmeden önce ABD yaptırımlarının kaldırılmasını istiyor. Washington’ın kabul etmesi ve görüşmeleri mümkün kılmak için gerekli tavizleri vermesi gerekir. Örneğin, ABD diğer ülkelerdeki şirketler ile kişilere karşı ikincil yaptırımları kaldırabilir ve tıbbi malzeme ile ilaçlarla ilgili yaptırımları kaldırabilir.  Buna ek olarak, Washington İran’ın dondurulmuş hesaplarının bir kısmını serbest bırakma niyeti gösterebilir. Fakat, buna karşılık İran’ın da kendi payına iyi niyet göstergesi olarak, yeni santrifüjler geliştirmeye ya da uranyum zenginleştirmeye son vermesi gerekli.  Şimdi, iki tarafın JCPOA yararına tavizler vermeye hazır olup olmadığını bekleyip göreceğiz.

Ama bir şey kesin. İran’da haziran ayında yapılacak seçimleri dikkate alarak, eğer anlaşmayı kurtarma konusunda ciddi ise Washington için işaret verme zamanı daralıyor. Özellikle, eğer kamuoyu yoklamalarına inanırsak, İran’daki yeni hükümetle görüşme yapmak çok daha zor olabilir.

Ayrıca, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve Dışişleri bakanı Muhammed Cevad Zarif’in JCPOA’ya dönme ve bir dış politika başarısına imza atarak hükümetlerini sona erdirme istekleri de hafife alınmamalı.

Biden’ın kendisi de JCPOA’ya dönmek kilit bir seçim vaadi olduğu için, aynı şekilde baskı altında. İçerideki felaket durum dikkate alındığında, Biden, gelecek yıllarda bir nükleer silahlanma yarışından kaçınmak istiyorsa, gerçekleştirebileceği her türlü başarıyı kullanabilir.