Xinhua / He Fei

Washington’ın Çin’i bastırarak teknolojik üstünlüğünü koruma endişesi bu günlerde düşünülemeyecek bir biçimde azmış gibi görünüyor. Yakın zamanda Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Çin teknoloji şirketlerinin bir grubunu daha, Xinjiang’daki sözde insan hakları ihlallerindeki iddia edilen rolleri ve Çin ordusuyla bağlantıları gerekçesiyle ticari yasak listesine ekledi. Ondan önce, en üst düzey Amerikan üniversitelerinde bilim ve mühendislik alanlarında lüksek lisans ile doktora yapmak isteyen 500’den fazla Çinli öğrencinin vize başvurusu reddedildi. Bu hareketler şimdiki Beyaz Saray’ın fikirlerini halen Donald Trump yönetiminin hazırladığı zararlı Çin politikasından aldığını gösteriyor.

Bu Çin şirketlerini kara listeye almanın Xinjiang’daki insan haklarının iyileştirilmesi ile hiçbir ilgisi yok. ABD politikacıları kendi ülkelerindeki insan hakları sorunları ile ilgilenirken bile ikiyüzlülükten başka bir şey yapmıyor. Amerika’nın kıyılarından o kadar uzaktaki insanlar için nasıl gerçek bir aşk besleyebilirler?

Xinjiang’la ilgili gerçek bilgiye sahip ve objektif akla sahip biri, bölgenin son yıllarda dikkate değer bir ilerleme gösterdiğini bilir; Uygur nüfusu artmaya devam ediyor, terörist eylemler durduruldu ve hayat standartları önemli ölçüde iyileşti. Bunun tam aksine ABD’nin çok acınacak bir insan hakları karnesi var. Ancak Amerika’nın siyasi liderleri sistemik ırk ayrımcılığı ya da genişleyen zenginlik farkı gibi kronik sorunları ya umursamıyor veya hiçbir fikirleri yok.

Ek olarak, Washington’ın Çinli öğrencilerin vizelerini reddetmesi ABD’nin Çin’in teknoloji ilerlemesi konusunda artan biçimde endişelendiğinin ve kendini izole etme ile korumacılığı döndüğünün başka bir kanıtı.

AMERİKA’NIN EN BÜYÜK DÜŞMANI “KENDİSİ”

Çin’in bilimsel ve teknolojim gelişmeyi desteklemesinin amacı ABD’yi yenmek değil, kendi halkının refahını iyileştirmek ve dünyanın barışçı kalkınmasına katkıda bulunmaktır. Ve Washington’daki Çin’e karşı sertlik yanlılarının Çin’in ilerlemesini engellemek için bazı Çin şirketlerini kara listeye almak veya Çinli öğrencileri ülkeye almayı reddetmek çocukça olur. Aslında, Washington’ın peş peşe yaptırımlarına rağmen Çin, yıllar içinde sürdürülebilir teknolojik ilerleme sağlamayı başardı.

Washington’ın zorbalık taktikleri kendisine ve dünyanın geri kalanına zarar veriyor: Amerika’nın özgür ve açık bir ülke olarak inanılırlığı ilk kurban olacak, Çin ile ABD arasındaki insandan insana ilişkilere başka bir darbe vurulacak ve küresel ticareti yöneten geniş biçimde kabul edilen ağır şekilde bozulacak.

ABD dünyanın tek süper gücü ve bilimsel yenilikte en gelişmiş ülkesi. Kendi başarı hikâyesi tartışılmaz biçimde teknolojik ilerleme için açıklık ve uluslararası iş birliğinin gerekliliğini kanıtlıyor.

Ne yazık ki, Washington’ın artan aşırı gururu ve kendine hizmet eden korumacılık eğilimi, bir zamanlar Amerika’nın teknolojik gücünün büyüklüğünü destekleyen temelleri yıkıyor ve ülkeyi yanlış bir yola sürüklüyor.

ABD’nin 21. yüzyılda teknolojik rekabetçiliğini sürdürmek için bir kez daha iş birliği ruhunu benimsemesi gerekir çünkü diğer türlü kaybetmeye mahkum. Her şeyden öte, Amerika’nın en büyük düşmanı Çin değil, kendisidir.