Xinhua

Amerika Birleşik Devletler’nin (ABD) Atlanta kentinde mart ayının ortalarında altısı Asyalı Amerikalı 8 kişinin vurularak öldürülmesinden bu yana bütün ülkede 60’tan fazla şehirde Asyalı Amerikalılara karşı şiddet ve ırkçılığa karşı yürüyüş yapan protestocular “Asyalılar artık sessiz değil!” diye bağırıyor.

Bu büyüyen kampanya Amerika’nın uzun süredir taktığı insan hakları savunucusu maskesinin arkasındaki “sefilliği” ve Washington’ın ülkedeki sistematik ırkçı, toplumsal ve ekonomik eşitsizliği çözmekteki başarısızlığını hatırlatan son şeylerden biri.

Asyalı Amerikalıları hedef alan nefret suçları Covid-19 salgınının ortaya çıkmasından bu yana hızla arttı. ABD’de tarafsız araştırma ve politika kuruluşu Nefret ve Aşırılık Araştırmaları Merkezi’ne göre, Asyalı karşıtı nefret suçları 2020’de ABD’deki 16 büyük kentte yaklaşık yüzde 150 arttı.

Fakat Asyalı Amerikalı topluluklar böyle travmatik zararlar gören tek topluluk değil- Afrikalı Amerikalı George Floyd’un, geçen yıl ölmeden önceki, ümitsiz “nefes alamıyorum” yalvarışını ve bunu takip eden ve bugün de devam eden kitlesel Siyahların Hayatı Değerlidir, protestolarını asla unutmayın.

Uzun bir süredir, ABD hükümeti ve medya kanalları Amerika’nın kendi korkunç insan hakları karnesini göz ardı etti. Bunun yerine, diğer ülkelerdeki insan haklarının durumu konusunda temelsiz suçlamalar yapmaya adadılar.

Aynı ABD medya kanalları Başkan Joe Biden’ın perşembe günü yaptığı ilk basın toplantısında, Amerika’nın çok kötü Covid-19 durumu hakkında tek bir soru bile sormadı, ama kendilerinin iddia ettiği araştırmacı haberleri anarak diğer ülkelerin insan hakları durumunu suçlamakla meşguldüler.

ABD HÜKÜMETİ VE MEDYA KANALLARI AMERİKA’NIN İNSAN HAKLARI KARNESİNİ GÖZ ARDI ETTİ

ABD hükümeti, zenginlik ve sağlık hizmetlerine erişimde büyük ve kalıcı ırkçı farklılıklar nedeniyle ülkenin etnik azınlıklarının orantısız olarak etkilenmesine sırtını döndü, ama Xinjiang konusunda Çin’e çamur atmak için müttefiklerini toplamakla meşguldü.

Aslında, Washington sadece insan hakları kartını, kendi jeopolitik ve ekonomik kazançları için kullanıyor. Örneğin, Xinjiang’ı tanımlamak için kullanılan “zorunlu çalışma”, “toplama kampları” ve “soykırım” gibi terimlerin arkasındaki amaç Çin’de bölünme ve istikrarsızlık yaratmak ve ülkenin kalkınmasını engellemek.

Neyse ki, dünya çapında daha keskin görüşlü insanlar Washington’ın insan hakları konusundaki çifte standardı ve ikiyüzlülüğünü anladılar. Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Konseyi’nin 46. düzenli toplantısı sırasında, ABD ve müttefikleri başarısız biçimde, “insan haklarında üstünlüklerinin” reklamını yapmaya çalıştılar ve uzun bir liste oluşturan ülkeler tarafından, ırkçılık, ayrımcılık, polis şiddeti ve etnik azınlıkları hedef alan nefret suçlarını da içeren kendi sorunlarını ele almaya çağırıldılar.

Aslında, uluslararası toplum, Washington’ın oynadığı yüksek politika oyunundan şüphelenmek için her türlü gerekçeye sahip, özellikle salgın, ekonomik durgunluk ve iklim sorunları gibi küresel zorluklarla mücadelede dayanışma ve iş birliğine en çok ihtiyaç duyulduğu bir zamanda.

Covid-19 salgını bütün dünyaya bir dersi açık biçimde öğretti; farklı ülkelerin ve halkların kaçınılmaz olarak ve ayrılmaz bir biçimde birbirine bağlı olduğu bir çağda ulusal sınırların çok az önemi vardır ve dünyayı farklı kamplara bölme konusundaki her girişim başarısız olmaya mahkûmdur.

Sadece insan hakları alanında yapıcı diyalog ile iş birliğine girerek ve sorunu siyasileştirme ile çifte standartları bırakarak, ulusal insan hakları davası sağlam biçimde gelişebilir. ABD’nin başkalarının insan haklarının gelişmesi için seçtiği farklı rotalara saygı duymayı öğrenmesi, ırksal ve etnik azınlıkların haklarını korumak için ırkçılık, ırk ayrımcılığı ve polis şiddeti gibi sorunlara karşı etkin önlemler alması ve siyasi yalanlar yaymaktan ve diğer ülkelere karşı temelsiz suçlamalarda bulunmaktan kaçınması gerekiyor.