CGTN

Covid-19 salgını, uluslararası toplumun bir nesilde karşılaştığı en büyük ahlaki sınavı temsil ediyor. Ancak şimdiye kadar, insanlık bu sınavı geçmede başarısız oldu. Küresel nüfusun sadece yüzde 16’sını oluşturan yüksek gelirli ülkeler, 2021 yılında erişilebilir koronavirüs aşılarının yaklaşık yüzde 70’ini satın aldılar.

Aşıyı dünyanın geri kalanına daha hızlı ulaştırmanın yollarını bulmak yerine, ilk sırada kimin olacağı konusunda kendi aralarında ağız dalaşı yapıyorlar. İç siyaseti bir tarafa bırakarak, ilk sıraya insanı koymanın zamanı. 

Çin Devlet Konseyi Üyesi ve Dışişleri Bakanı Wang Yi’nin, çarşamba günü, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) Covid-19 aşılarına küresel erişim konulu sanal toplantıda vurguladığı şey budur.

Covid-19 salgını, çok fazla insanın basitçe hayatın bir gerçeği olarak kabul ettiği utanç verici ekonomik eşitsizliğe dikkati çekti.

Zengin gelişmiş ülkelerde, dizüstü bilgisayar sınıfı insanlar, evlerinin içine yerleşebilir ve karantina dönemlerini nispeten bir rahatlıkla atlatabilir. Öte yandan, düzenli çalışan insanlar bakkaliye giderleri, kira ya da banka kredilerini ödemek için hayatlarını riske attılar. 

10 ÜLKE COVID-19 AŞILARININ YÜZDE 75’İNDEN FAZLASINI ALDI

Bu sadece gelişmiş ülkeler içindeki eşitsizliktir. Ülkeler arasındaki eşitsizlik daha da kötü. BM’ye göre, sadece 10 ülke Covid-19 aşılarının yüzde 75’inden daha fazlasını aldı. Bazı ülkeler, yaşamın kaçınılmaz bir gerçeği olarak hem kendi sınırları hem de küresel olarak aşırı eşitsizlikle yaşamak zorundalar, Çin değil. Son on yıllarda, Çin hükümeti, 850 milyondan fazla insanı yoksulluktan kurtardı. Geçen yıl, hedeflenen kasaba-kasaba planının sonucu olarak, ülke genelinde aşırı yoksulluğu ortadan kaldırdı. Çin, hayırseverlik ya da bağımlılık yaratan yardım programlarıyla değil, altyapı ve ticareti geliştirmelerine yardımcı olarak, diğer gelişmekte olan ülkelerin kendilerinin yoksulluktan çıkmalarına yardımcı oluyor. Çin’in yoksulluktan kurtulmasına yardımcı olan bu yaklaşım, sürdürülebilir bir şekilde kendi ayakları üzerinde durmaları için diğer ülkelere yardımcı olacak.

Çin, aynı yardımsever tutumu Covid-19 ile mücadele etmek için de gösteriyor. Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping, Çin aşılarının, küresel kamu malı olacağını ve Çin’in, gelişmekte olan ülkelerde aşıya ulaşmayı ve uygun maliyetli olmasını sağlamak için yardımcı olacağını açıkladı. Çin, herhangi bir siyasi koşul koymadan, Filistin, Somali, Irak, Güney Sudan ve Suriye gibi en kırılgan ülkelerin de aralarında bulunduğu 53 gelişmekte olan ülkeye aşı bağışladı.

Bazı ülkelerde, Covid-19 kontrol altına gibi görünüyor. Ancak, yoksullar, belgesiz çalışanlar ve mahkumların da aralarında bulunduğu en şansızların ihmal edilmesiyle, virüs tespit edilmeden yayıldı ve her zamankinden daha güçlü bir şekilde yeniden ortaya çıktı.

COVID-19’A KARŞI KÜRESEL MÜCADELE BİR REKABET DEĞİL

Aynı dinamik, zengin ülkeler kendi halklarının bağışıklığını sağlar ve yoksul ülkelerde hastalığın yaygınlaşmasına izin verirse, küresel olarak geçerli olacaktır. Hastalık, dünyanın çeşitli kesimlerinde arttığı ve virüs nüfusa yayılarak mutasyon geçirdiği sürece bütün insanlar risk altında olacaktır. Covid-19 salgını, insanlığın ortak kaderine dikkat çekiyor. Aşılar, yüksek gelirli ülkelere hızla ulaşırken, dünyanın yoksul ülkelerinin aşıdan mahrum kalması anlamsız olacaktır. Ülkelerin, yetkilendirme ve ortak üretimi kullanmak dâhil olmak üzere iç üretimi desteklemeye ihtiyacı bulunuyor. 

Wang, çarşamba günü, Çin’in, uluslararası iş birliğini artırmaya istekli olduğunu, diğer ülkelerin tek yanlı yaptırımları askıya alması ve çatışmalara ara vermesi gerektiğini söyledi. 

Bazı ülkeler, salgını, siyasete alet etmeyi, ön yargı alevlerini körüklemeyi, bilimi reddetmeyi ve salgını siyasallaştırma çabalarında yanlış bilgilendirme yapmayı tercih etti. Özellikle, bu tür ülkeler, hiçbir suretle diğer ülkelere yardım etme konusunda konuşmuyorlar, onun yerine kendi halkının ilk önce aşılanmasını garanti etmek için hükümetin gücünü kullanıyor.     

Çin için, Covid-19’a karşı küresel mücadele bir rekabet değil, daha çok, ortak düşmanı yenmek için bütün insanlığın birbirine yardım ettiği bir bayrak yarışıdır.