Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, normalleşme sürecinin 1 Mart itibarıyla belirlenen kriterler çerçevesinde başlayacağını duyurdu. Bakan Koca, yerinde karar dönemi ile kademeli normalleşileceğini ve sürecin 4 risk seviyesinde valilerin başkanlığındaki il hıfzıssıhha kurulları ile başlayacağını belirtti.

Bakan Koca daha önce yaptığı açıklamada, illerin risk durumlarına göre mavi, sarı, turuncu ve kırmızı renklere ayrılacağını ve risk hesaplamalarının da vaka sayılarına göre belirleneceğini söylemişti. Buna göre, yüz binde 10’un altındaki iller (düşük riskli) mavi, yüz binde 11-35 arası (orta riskli) sarı, yüz binde 36-100 arası (yüksek riskli) turuncu ve yüz binde 100’ün üstündeki iller (çok yüksek riskli) kırmızı olarak gösterilecek. İl bazında vaka sayıları haftalık olarak yayınlanacak. Böylece o illerde yaşayanlar, açıklanan vaka sayılarına bakarak kısıtlamaların gevşetilip gevşetilmeyeceğini ya da daha da genişletilip genişletilmeyeceğini önceden görecek. Önlemlerdeki değişikliklere 2 haftalık izleme sonrası karar verilecek.

Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Aytuğ Altundağ, CRI Türk’te Tuğçe Akkaş’ın hazırlayıp sunduğu “Güne Başlarken” programına konuk oldu. Altundağ, kademeli kısıtlama sürecindeki uygulamaları, aşıların toplum bağışıklığına faydalarını ve koronavirüsün uzun dönem etkilerini değerlendirdi.

“SERVİSLERDE NE KADAR HASTA YATTIĞI ÖNEMLİ”

Açılma kararlarının verilmesinden önce Türkiye’de il il vaka oranlarına bakılacağını belirten Prof. Dr. Aytuğ Altundağ, il pandemi kurullarının yoğun bakım yataklarının doluluk oranları gibi alt kırılımları da dikkate alacağını kaydetti.

Ölüm oranlarındaki yüksekliği belirleyen unsurun, yoğun bakım yatak kapasitesiyle doğru orantıda bulunduğunu aktaran Prof. Dr. Altundağ, sözlerine şöyle devam etti:

“Bulunduğumuz yerde 100 binlik vakalarda sayılar düşük olabilir ancak o an için yoğun bakım yatakları doluysa orada ek önlemler gerekebilir. Ya da sayı yüksektir ama yoğun bakım oranları düşüktür, orada esnek davranılabilir. Servislerde ne kadar hasta yattığı da önemli. Çünkü yüzde 85 oranında Covid-19 hafif geçirilse de yatışı gereken bazı vakalarda mutlaka yoğun bakım desteği oluşabiliyor. O yüzden serviste yatanların bir kısmı için yoğun bakım desteği gerekeceği düşünülerek bu oranların hesaplanması gerekiyor. Bir diğeri de bulunduğunuz ildeki testlerdeki pozitiflik oranı. Diyelim ki, siz 100 test yaptınız bu yüz kişiden kaçında pozitif çıktı? Bu vakanın yaygınlığını gösteriyor. Bağışıklama oranı da çok önemli yani aşılama oranları. Biliyoruz ki, aşılamada iyi giden ülkeler var. İsrail iyi gidiyor, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) iyi gidiyor, yine İngiltere Avrupa’nın geri kalanına göre iyi gidiyor. Bizler de toplumsal bağışıklık için aşılama oranımızı il bazında artırırsak bunlar bizi rahatlatacak. Bu dört parametreye ve 100 binde vaka oranına baktığımızda, iller bölgede bulunan nüfus hareketliliklerini de değerlendirerek kademeli normalleşmeye geçebilir.”

“VERİLERİN ŞEFFAF TAKİBİ ÖZ KONTROLÜ ARTIRACAKTIR”

Son günlerde Karadeniz Bölgesi’ndeki vaka artışlarının giderek yükseldiğini söyleyen Prof. Dr. Aytuğ Altundağ, birbirine yakın olan illerde 4 kata kadar artışlar görüldüğünü bildirdi.

Yazın Güney Doğu Anadolu Bölgesi’nde bir yoğunlaşma olduğunu hatırlatan Altundağ, şu anda aynı bölgedeki vaka sayılarının oranlarının çok iyi olduğunu ifade ederek, “Acaba bu şehirlerde toplumsal bağışıklık oranı arttı mı?” sorusunun akıllara geldiğini söyledi.

“Yaşanan süreçlerle birlikte her ailede mutlaka akrabası ağır geçiren ya da vefat edenler arttıkça o ailelerdeki tedbirler de artıyor.” diyen Prof. Dr. Aytuğ Altundağ, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bunları yaşadıkça tecrübe ediyorlar. Acaba bu mu oradaki davranışları değiştirdi ya da bağışıklık mı arttı? Karadeniz’deki artışta da hafta sonu yasaklarında köye gidip, yaylaya çıkma davranışı olabiliyor, nüfus hareketliliği daha sık olabiliyor. İlçeler birbirine yakınsa ilçeler arasındaki nüfus hareketliliği daha çok olabiliyor. Zaten virüsün yayılmasında ana etken nüfus hareketliliği, siz nüfus hareketliliğini kontrol altına alırsanız, virüsün yayılmasını da kontrol altına alabiliyorsunuz. O yüzden ben bu sayı açıklamalarını önemli buluyorum. Çünkü yerel idarelerin de ek önlemlerinin hafta bazında hemen etki edeceğini düşünüyorum. Vatandaşın da yaşadığı ildeki durumu şeffaf bir biçimde takip etmesi, kendisi için ve önlemlerini artırması açısından da önemli. Bundan sonra hava durumu gibi pandemi durumuna ilişkin verilerin açıklanması öz kontrolü artıracaktır.”

“TOPLUMSAL BAĞIŞIKLIK İÇİN AŞILAMAYI ÖNERİYORUM”

Aşılama sürecine de değinen Prof. Dr. Aytuğ Altundağ, aşı olduktan sonra rehavete kapılanlara uyarıda bulundu.

Aşılar hakkında ilk başta korku ve endişelerin yaşandığını vurgulayan Prof. Dr. Aytuğ Altundağ, “Üç aşı temeli var, hem inaktif aşılar bizim şu anda kullandığımız, hem MRNA Pfizer&Biontech aşıları, hem de viral vektör Rusya’nın Sputnik V ve İngiltere’nin AstraZeneca&Oxford aşıları… Üç sistem üzerinden baktığımızda hepsinin kendine göre avantajları ve dezavantajları var. İsrail, Pfizer&Biontech verilerini yayımladı. Yüksek oranda bir antikor elde ettiklerini açıklıyorlar. Ben bir sağlıkçı olarak Türkiye’de olan inaktif Çin aşısı Sinovac’ı oldum. İkinci dozu da oldum. Antikor için bir süre daha bekliyoruz, üçüncü hafta antikora bakacağız. İnaktif aşıların da verileri önemli. En azından antikor oluşsun ya da oluşmasın vücut virüsü tanıyor. Bu tanıma çok önemli. Çünkü bu hastalığı ağır geçirmedeki en faktörlerden biri aşırı yanıt, sitokin fırtınası dediğimiz vücudun aşırı yanıt vermesi. Eğer siz virüs ile aşı yoluyla tanışırsanız veriler şu; antikorunuz düşük olabilir, yüksek olabilir ama yoğun bakım ihtiyacınız çok azalıyor. Ölüm oranınız neredeyse hiç olmuyor. Dolayısıyla tüm vatandaşlara hangi aşıya ulaşılabilirse hızlıca olunmasını tavsiye ediyorum. Hatta şu anda 65 yaşa kadar geldi, 65 yaşındaysa biri eşi 60 yaşındaysa onlar da olabiliyor. Git gide kriterler alt sınırlara doğru iniyor. Aşı bollaştıkça aşılama da hızlanacaktır. Toplumsal bağışıklık için aşılamayı öneriyorum. Kendim de oldum aşıyı, olurken de kaygım şuydu; ben bu hastalığa yakalanabilirim ama virüsü öncesinde tanıtabilirsek buna karşı aşırı bir yanıt olmaz, aşırı yanıta bağlı organ yetmezliği olmaz. Aşılamanın yaygın yapıldığı ülkelerdeki vakalara bakılmış İsrail’de çok hızlı olarak hem ölümlerde hem de yeni vakalarda düşüş olmuş. Fakat buradan şu çıkmaması lazım; ‘Aşılarımızı olduk biz bütün önlemleri bırakıyoruz.’ Aşı olduk, her şey bitti değil. Aşı olsanız bile hastalığa yakalanma şansınız var. Tahmin ettiğimizden daha yüksek oranda bir toplumsal bağışıklığa tüm dünyada ulaştığımızı düşünüyorum. Yani tahmin edilenden daha fazla kişinin virüsle enfekte olduğunu veya asemptomatik geçirdiğini düşünüyorum. Ben kulak, burun, boğaz uzmanıyım, bizim koronavirüste en önemli bulgumuz koku kaybıdır. Çok fazla hasta gördüm pandemi esnasında sadece koku kaybı olan Covid-19 testleri negatif çıkmış. Sonrasında, aylar sonra antikorlar pozitif çıkmış ve hâlâ bu antikor pozitifliği devam ediyor. Bunun gibi tespit edilemeyen hafif geçirmiş dünya üzerinde pek çok vaka olduğunu düşünüyorum. Genç nüfusun yoğun olduğu ülkelerde ölüm oranlarının düşmesinde de bunun etkin olduğunu düşünüyorum. O yüzden hem aşılama hem önlemler hem de toplumsal bağışıklığın yükselmesi bizim pandemiyle mücadelede elimizi güçlendiriyor.” ifadelerini kullandı.

KORONAVİRÜSÜN UZUN DÖNEM ETKİLERİ

Koronavirüsün kalıcı hasar bırakıp bırakmadığı konusunda da görüşlerini paylaşan Prof. Dr. Aytuğ Altundağ, bazı hastaların eski gücüne kavuşamadığını ve kas ağrılarının devam edebildiğini dile getirdi.

İtalya’daki bir çalışmaya vurgu yapan Prof. Dr. Aytuğ Altundağ, “Orada enfeksiyon geçtikten iki hafta sonra hastaların yaklaşık yüzde 35’inde hafif ya da orta semptomların devam ettiği ortaya konulmuş. Üç hastadan birinde semptomlar uzayabiliyor. Bunlar kas ağrısı, sırt ağrısı, halsizlik, uykuya eğilim, nefes darlığı olabiliyor. Hangi organı tutuyorsa… Çünkü biliyorsunuz koronavirüs ACE2 reseptörü üzerinden tutunduğu için, ACE2 reseptörü de birçok organda var. Dolayısıyla buralarda uzamış etki yapabiliyor. Bazı hastalarda unutkanlık, bazılarında depresif kişilik huy değişimleri olabiliyor. Bunlarla ilgili yayımlar var ama hâlâ araştırma safhasında. Acaba beyine giden koku siniri yoluyla frontal lob yani düşünce lobunu da etkiliyor mu? O yüzden unutkanlık artıyor mu? Bazı hastalarda kaygı durumu olabiliyor. Nefes darlığı, oksijen açlığı uzun sürmüşse onlarda bir kaygı durumu olabiliyor. Endişelenmemeleri gerekiyor hastaların, hafif egzersizlerle, iyi uykuyla bağışıklık sistemlerini zinde tutarak bu şikâyetler toparlıyorlar. Ama hasta yoğun bakım ihtiyacı gerektirecek kadar hastalığı ağır atlatmışsa onlarda fizik tedavi gerekiyor çünkü ciddi bir kas kayıpları oluyor. Ona bağlı güçsüzlükte sadece dinlenmek yetmeyebilir, fizik tedavi desteği almak gerekiyor.” değerlendirmesinde