China Daily / Miguel Angel & Moratinos Cuyaube

Covid-19 salgınının dünyada akıl almaz yıkımlara ve acılara sebep olması, kaydettiğimiz bütün teknolojik ve bilimsel ilerlemelere rağmen kırılganlığımızı gösteriyor.

Maalesef, çok boyutlu krize parçalı karşılık verilmeyi, birlik yerine bölünmeyi, ortak eylem yerine dayanışma eksikliğini gördük. Covid-19 salgını etkili olduğu zaman dünya zaten içe dönük bir süreçten geçiyordu. Bireyselliğe ve ulusalcılığa bir dönüş vardı ve çok taraflılıktan çekilme, salgının merceği altında göklere çıkarıldı.

Yeni koronavirüs salgını insanları ayrım gözetmeksizin, onların ırkına, dinine, etnik kökenine veya cinsiyetine bakmaksızın etkiledi. Yine de mantığa aykırı biçimde damgalama, nefret söylemi ve rengi, etnik kökeni veya dini nedeniyle toplumları kötüleyen ırkçı söylemlerin arttığına şahitlik ettik. Salgından önce olağandışı olmayan bu tür davranış kalıpları, genellikle parçalanmalara ve şiddete yol açar. 

Salgının toplumlarımızın dokusunu parçalamasına izin vererek, dünyamıza eşi benzeri görülmemiş zararlar vermesine neden oluruz. Tarih büyük bir öğretmendir. Ancak insan aklının her zaman deneyimlerini koruma, yeniden uygulama ve ondan ders çıkararak kullanma kapasitesi yoktur.

1918 yılında, bütün dünyada 50 milyon cana mal olduğu sanılan grip salgını, kaynağı Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Kansas kenti olmasına rağmen “İspanyol gribi” olarak damgalandı. Bu damgalamanın altında yatan siyasi bağlam dikkate alınmalıdır. Benzer şekilde, Covid-19 salgınının ortaya çıkmasından bu yana bazı ülkelerin salgının suçunu diğerlerine havale etmeye çalıştığını görüyoruz.

Yukarıda bahsi geçen küresel bağlam dikkate alındığında Birleşmiş Milletler (BM) Medeniyetler İttifakı ile hangi şekilde ilişkili? Yaşam tarzı neye benzerdi? Kültürler arası ve dinler arası diyalog toplumları tekrar birleştirmede yapıcı bir rol oynayabilir mi? Çoğulcu ve giderek karmaşıklaşan toplumlar nasıl birlikte, barışçıl ve saygılı şekilde yaşayabilir?

TECRİT, GÜVENSİZLİK VE YÜZLEŞMEYE KARŞI KRİTİK BİR ARAÇ

Tamamıyla hayati öneme sahip olan gezegeni kurtarmak amacıyla onu nasıl paylaşacağımızı ve birlikte barışçıl biçimde yaşamayı bilmiyorsak, onların topluluklarına katılmak için dünyanın her yerindeki bireylerin ve toplumların eşit haklarına saygılı olmak yeterli olacak mıdır?

Bunlar, BM Medeniyetler İttifakı’nın, 15 yıl önce başlamasından bu yana uğraştığı bazı temel sorulardan bazıları. Medeniyetler, kültürler ve dinler arasında karmaşık diyalog talebi, gerekli, mümkün ve verimlidir. Tecrit, güvensizlik ve yüzleşmeye karşı kritik bir araçtır. Ayrıca anlayış ve hoşgörü için en güçlü vektördür. Yine de genellikle görmezden gelinen bir araçtır. Diyalog basit bir süreç değildir, eğer onu geliştirmede başarısız olursak, durum bir monoloğa veya çatışma ve şiddetli aşırıcılığa olanak sağlayan sessizliğe yol açabilir.

BM Medeniyetler İttifakı, aşırılık yanlısı güçlere karşı bir koalisyon, kültürler, gelenekler ve dini inanışlar için karşılıklı saygıyı ilerletmede kolektif bir hareket ile ön yargı, lekeleme, yanlış anlaşılmalar ve kutuplaşmanın üstesinden gelmek ayrıca bölünmeleri gidermek amacıyla bir platform olarak hizmet etmek için oluşturuldu.

İttifak, şiddeti kışkırtan düşmanca algılardan kaynaklanan tehditlerin üstesinden gelmenin, kültürel ve sosyal engelleri aşmanın, gerilimleri azaltmanın ve farklı kültürel ve dini geçmişlere sahip toplumlar ile topluluklar arasındaki ilişkileri düzeltmenin ve şiddet içeren aşırılıkla mücadele etmenin araçları olarak toplumda kolektif eylemi destekler.

Bugün karşı karşıya olduğumuz güçlükler daha da ürkütücü hale geliyor, bu temel sorunları aşmanın acilliği giderek artıyor ve BM Medeniyetler İttifakı’nın çatışmayı önleme ve çözmek için diplomatik araç olarak yetkisi daha da uygun hale geliyor. 

BM Medeniyetler İttifakı, çok disiplinli ve çok yönlü yaklaşım getirdiği beş ayağı altında aktif olarak çalışmaktadır; medya, göç, eğitim, gençlik ve kadın. 

Bu ayaklar, genç nesilleri sosyal değişim için kritik temsilciler olarak güçlendirerek; insanlara kültürler arası yetkinlikler ve eleştirel düşünme becerileri edinmelerine olanak sağlayarak; şiddet yanlısı aşırılığı önlemek amacıyla toplum çapında faaliyetleri yaratmak ile uygulama için genç liderleri eğiterek ve yetkilendirerek; kimlik temelinde çatışma ortamlarında diyaloğa olanak tanımak için başvurulabilecek kültürel ve dini savunucular ve danışmanlar havuzundan oluşan “Hızlı Görev Gücü” geliştirerek; eleştirel medya okuryazarlığı becerileri geliştirerek ve gazetecileri eğiterek ve ayrıca kadınların sosyokültürel arabulucular ve görüşmeciler olarak rolünü destekleyerek hoşgörüsüzlüğü, ırkçılığı, ayrımcılığı, yabancı düşmanlığını ve  göçmen karşıtı duyguları aşmasına çare arıyor.

KÜLTÜREL UNSUR UNUTULMAMALI

Bir dizi kesişen konuyu ele alırken BM Medeniyetler İttifakı’nın beş öncelik alanı, hepsi kültürler arası gerilimin azaltılmasında ve küresel toplumların arasında köprü kurulmasında kritik rol oynayan farklı programlar ve girişimlerin gelişmesinde ve uygulanmasında temel organizasyon yapısı sağlar. Hiç şüphesiz bütün toplumun yaklaşımı, Covid-19 salgınının yol açtığı güçlüklerin üstesinden gelmede zorunludur. Sivil toplum, kadın, taban örgütleri, toplum temelli örgütler, dini liderler ve inanç temelli örgütlerin hepsi hayati bir rol oynarlar. En savunmasız kesimlere yardım etmede, bu ağlar, ekonomik ve geçim kaynakları fırsatları yaratmaya ve tepkileri toplum bağlamına uyarlamaya yardımcı olurlar.

Tarihi İpek Yolu insanlığın ilerlemesinin yanı sıra ekonomik refahın hikâyesini bize anlatıyor. Benzer şekilde Çin’in tasarladığı Kuşak ve Yol İnisiyatifi de insanlığın ilerlemesinin hikâyesini anlatıyor.

İnsanları birbirine bağlamayı, fikirleri bağlamayı ve mal alışverişine olanak sağlamayı amaçlıyor. Fakat bu girişimin özünde olan kültürel unsuru unutmamalıyız; insanlar arası bağlantı. 

İkinci Dünya Savaşı’nın sonundan bu yana uluslararası ilişkilerin zeminini teşkil eden BM Sözleşmesi’nin ilk kelimeleri olan “biz halkız” ifadesini her zaman hatırlayalım.

Farklılıklarımızı hem barışçıl hem de saygılı şekilde ele almanın yollarını aramak ve haklı olarak kurtarmak için çaba gösterdiğiniz gezegenimizde yaşamak ve çok iyi gelişme fırsatları bulmak için “biz bugünün dünyasının halkıyız.” Irkçılık ve din, etnik köken, renk veya cinsiyet temelinde her türlü ayrımcılık BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne karşı gelmektir. 

Mevcut güçlükleri daha kapsayıcı ve barışçıl bir dünya amacına ulaşma fırsatına dönüştürmek ve “tek insanlık, birçok kültür” olan nihai hedefine varmak için bir karşılık vermeye ve yenilikçi yaklaşımı kabul etmeye bağlı kalmaya kararlıyım.