Röportaj: Tuğçe Akkaş

Dünyanın en büyük salgınlarından biri olarak tarihe geçen yeni tip koronavirüs (Covid-19) salgınında, Covid-19 virüsü mutasyona uğrayarak farklı özellikler kazanmaya başladı. Virüsün yeni edindiği özelliklerden biri de daha hızlı bulaşması.

Uzmanlar İngiltere, Güney Afrika ve Brezilya gibi ülkelerde ortaya çıkan mutasyonlar konusunda uyarılarda bulunurken üretilen Covid-19 aşılarının yeni varyant virüslere karşı etkili olup olmadığı merak ediliyor. 

İç Hastalıkları ve Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Çetiner, CRI Türk’te Tuğçe Akkaş’ın hazırlayıp sunduğu “Manşet” programına konuk oldu. Çetiner, “Long Covid” ve “Varyant virüs” tartışmalarını değerlendirirken, Covid-19’un uzun dönem etkileri hakkında da bilgi verdi.

“VİRÜSÜN DEĞİŞİME UĞRAMASININ NEDENİ ÇOĞALMASIDIR”

Varyant virüsün hızla bulaşması ile ilgili açıklamalarda bulunan Çetiner, “Bir virüsün genetik kodunda meydana gelen küçük değişiklik sonucu ortaya çıkan yeni türe ‘viral varyant’ ismi veriliyor. Virüsün değişime uğramasının nedeni aslında çoğalmasıdır. Ne kadar çok çoğalırsa o kadar daha mutasyona uğruyor. Çoğalma da insan vücudunda canlı organizmalarda oluyor. Bu çoğalma sırasında bazen genetik kod aynısını yapamıyor ve bir hata ortaya çıkıyor. Oluşan bu hatalı üretim ya da mutasyon, virüse bir avantaj sağlarsa bu virüs diğer kardeşlerinden öne geçiyor. Oraya çıkan bu rastgele anormallik virüsün devamını zorlaştırırsa da ortadan kayboluyor. Bu bir çeşit doğal seleksiyon aslında. Bu ayakta kalma gücü daha fazla olan virüs, dünyada giderek daha hâkim virüs haline geliyor. Bunu engellemenin birinci yolu, vaka sayılarını azaltmaktır. Virüs ne kadar çok kişiye bulaşırsa ve ne kadar çok çoğalma ortamı bulursa o kadar hata yapma potansiyeli artıyor. Böylece bizim aleyhimize olabilecek tesadüfi mutasyonların da ortaya çıkma şansı yükseliyor. Aslında ne kadar az vaka sayısı o kadar az varyant demek. Sokağa çıkma yasakları, maske, mesafe, hijyen bütün bu önlemlerin tümü son derece kritik. Bütün bunların yanında da olabildiğince hızlı aşılanmak çok önemlidir. Çok basit bir örnek vereyim, İngiltere’de başlayan B 1.1.7 mutasyonu kasım ayında bu varyant İngiltere’deki bütün Covid-19 enfeksiyonlarının yüzde 28’ini oluşturuyordu. Şu anda yüzde 97’sini oluşturuyor. Çünkü bu, daha sağlam, daha ayakta duran ve daha hızlı yayılan bir varyant. Yani oluşan hata bu mikroorganizmanın daha hızlı tutunmasını ve daha hızlı yayılmasını sağladı. Bunun ardından Güney Afrika ve Brezilya varyantları geldi. Tabii bunlar bizi korkutuyor. Bunlar hücreye girişi kolaylaştıran mutasyonlar taşıyorlar. ‘N501Y’ mutasyonu bunun gibi bir mutasyon ve ben ona virüsün anahtar proteini diyorum, spike proteini ya da mızrak proteini… Bu ACE2 reseptörlerine yani hücredeki giriş kapılarına daha bir iştahla bağlanıyorlar. Daha kolay çoğalıyorlar ve daha hızlı yüksek viral yük oluşturuyorlar bu da bulaşıcılığı artırıyor. Hatta biliyorsunuz çift maske kullanımı gündeme gelmeye başladı. Çünkü az sayıda virüsle temas etseniz, virüs o kadar hızlı hücre içine giriyor ve öyle hızlı çoğalıyor ki, risk yaratıyor. Bu nedenle geçen günlerde Anthony Fauci, ‘Çift maske kullanabilirsiniz.’ dedi. Hatta bazı Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde kapalı mekânlarda N95 benzeri maskelerin takılması gerektiğini söylediler. Bu daha fazla bir bariyer ve filtreleme isteğinden ortaya çıkıyor.” dedi.

VARYANT VİRÜSLERE KARŞI AŞILARIN ÖNEMİ

Varyant virüsler nedeniyle vaka sayılarında yoğun bir artış yaşandığına dikkat çeken Prof. Dr. Mustafa Çetiner, sağlık sistemlerinin artan vaka sayılarla başa çıkmasının imkânsızlaştığını dile getirdi.

İngiltere’deki King’s College of London’da yapılan bir araştırmayla ilgili bilgi veren Prof. Dr. Çetiner, “Varyant farklılıklarının enfeksiyon ve hastaneye yatış oranlarını etkilemediğini söylediler. Ama bu bilgi zaman içinde değişikliğe uğrar mı? Bunu bilmiyoruz. Bu varyantların taşıdığı özellikle ‘E484K mutasyonu’ denilen bir mutasyon var, bunlar virüsün nötralizen antikorlardan kaçmasını sağlıyorlar. Nötralizen antikorlardan virüsü yok eden antikorlar. Bu aşılarla olan problem de önemli bir nokta. Burada oluşan mutasyonlar bizi daha çok korkutuyor. Mesela Novavax’ın aşı koruyuculuk oranları İngiltere’de yüzde 90’lardayken bu Güney Afrika varyantlarında yüzde 50’lilere geriledi. Johnson&Johnson’ın bitirdiği bir yeni aşı var. Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) yüzde 72 koruyuculuk oranı bildirdiler, bu oran Güney Afrika’da yüzde 57 idi. Sinopharm’ın da benzer bulguları var. Onlar her ne kadar aşının fonksiyonunu etkilemediğini söylese de 1,6 kat daha az antikor oluşturduğunu söylüyor, bu virüse karşı. Yani böyle bakıldığında bu bir problem tabii ki, Fauci de yine bunu söyledi. ‘Virüsün mutasyonlu hali aşıların etkisini azaltıyor, görünen o ki zorlanacağız.’ dedi. Önümüzdeki süreç bizi zorlayacak gibi. MRNA aşılarıyla ilgili şöyle bir avantaj var, BioNTech firmasının CEO’su Uğur Şahin, varyantlara karşı hazırlanacak aşının 6 hafta gibi kısa bir sürede geliştirilebileceğini söyledi. Bizim kullandığımız inaktif aşılarda da antikor sadece spike proteinine karşı değil dolayısıyla sıfıra inmesi ihtimali yok bu aşıların ama etkinliklerinin bir miktar azalması her zaman ciddi anlamda bir problem. Her ihtimale karşı ilaç şirketleri yakın zamanda yeni aşılar denemeye başlıyorlar. Hatta güçlendirici bir üçüncü doz uygulamasının da yapılabileceğini belirtiyorlar. Türkiye’deki vaka sayısı 196 denildi fakat şunu unutmamak, lazım biz daha yeni mutant virüslerle ilgili PCR analizlerine başladık. Bunların analiz edilmesi o kadar kolay değil, Türkiye’de 196 tane olduğunu düşünmüyorum, çok daha yüksek sayıda vaka olduğunu düşünüyorum. Örneğin, İngiltere’deki virüs 70’ten fazla ülkeyi dolaştı. Bize uğramamış olması ihtimali çok düşük. O nedenle Sağlık Bakanlığı, Covid-19 testi yapan hastanelere İngiltere kökenli mutant virüsü tespit etmek için yeni kitler yolladı. Testi pozitif çıkanlara da mutant virüsü tespit etmek için ikinci kez test yapılacağını söylüyor. Bize düşen, virüsün çoğalacağı yeni organizmaları ondan esirgemeliyiz. Yani maske, mesafe ve hijyene uymalı, salgının yayılmasını engellemeliyiz. Bunu yapacağız ve aşıları kullanacağız, başka türlü bunlarla baş etmek çok kolay değil.” diye konuştu.

“TOPLUM BAĞIŞIKLIĞINI SAĞLAMAMIZ GEREKİYOR”

Bazı uzmanların, Covid-19’u bitirmek ve eski normale dönmek için aşıların yeterli olmayacağı, eski normale dönmek için Covid-19’a karşı geliştirilecek ilacın beklenilmesi gerektiği yönündeki görüşlerini değerlendiren Prof. Dr. Mustafa Çetiner, “Ben bu görüşte değilim. İlaç biliyorsunuz hasta olduğunuzda sizi tedavi eden bir şeydir. Aşı ise hasta olmamızı engelleyen bir şeydir. Burada temel motivasyon, insanların hasta olmasını engellemektir. Enfeksiyon geçtikten sonra ilaçla tedavi etseniz bile bu enfeksiyonun ne kadar etkili olduğunu biliyorsunuz. Yani bir salgın ya da pandemi ilaçla değil aşıyla önlenir. Toplum bağışıklığını sağlamamız gerekiyor. İnsanların kurallara uymasını sağlamamız gerekiyor. Üstelik yüzde yüz etkili anti viral bir ilaç geliştirmek de aşı geliştirmekten de daha kolay bir iş değil, tam tersine oldukça zor bir iş. Bence tünelin ucunu bize gösteren ilaç değil, aşılar oldu. Aşının yerini ilacın tutması da pratik olarak çok mümkün değil.” ifadelerini kullandı.

“CORONAVAC AŞISININ FAZ 1 VE FAZ 2 ÇALIŞMALARI LANCET’TE YAYIMLANDI”

Çin menşeili Sinovac firmasının geliştirdiği CoronaVac aşısını deneyimleyen Prof. Dr. Çetiner, aşının hiçbir yan etkisini görmediğini sadece aşının uygulandığı bölgede geçici bir ağrı hissettiğini kaydetti.

Aşı kararsızları ve aşı retçilerine seslenen İç Hastalıkları ve Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Çetiner, “En kötü koronavirüs aşısı bile en iyi seyreden koronavirüs enfeksiyonundan daha iyidir. Bunu aklımıza koymamız lazım. Bu inaktif virüs yöntemi yeni bir yöntem değil, bu oldukça eski bir yöntem. İnaktif virüs tekniği iyi bilinen bir teknik. Burada biz enfekte etme özelliğini yitirmiş bir virüsü vücuda veriyoruz. Dolayısıyla hastalığa karşı bağışıklık kazanılmasını hedefliyoruz. Biz bu inaktif aşıları ilk defa kullanmıyoruz. Biz mesela grip aşısı benzeri aşıları bu şekilde uyguluyoruz. Rehberlere bakın grip aşısı, gebeliğin ilk üç ayı dışında ve doğumuzu izleyen ilk 6 ay dışında yapılabilir, diyor. Problem aşının yan etkileriyle ilgili değil. CoronaVac aşısının faz 1 ve faz 2 çalışması Lancet’te yayımlanarak bize çok güvenli olduğunu gösterdi. Yan etkiler arasında bende aşı yerinde hafif ağrı ile kızarıklık oldu. Bazen baş ağrısı, halsizlik, kas ağrısı gibi yan etkiler görülüyor ama bunlar o kadar ihmal edilebilir yan etkiler ki, burada bir tedirginlik göstermek anlamsız olur. 2 buçuk milyon insan öldü ama yeryüzünde 100 milyonun üzerinde enfeksiyonun yerleştiği insan var. Bunu ben akılcı olmayan bir korku olarak görüyorum. Bu anaflaktik (alerjik) reaksiyonlar da bana soruluyor. Anaflaktik reaksiyonlar özellikle MRNA aşılarında bulunan bir alerjen madde yüzünden oluyor bizim inaktif aşılarda bu tür yan etkiler çok görülmedi. Burada bir şey tartışacaksak tartışılacak tek şey, ancak aşının etkinliği olabilir. Yan etkisi ve güvenilmezliği olamaz.” dedi.

“LONG COVID” HAKKINDA BİLİNMEYENLER

Long Covid hakkında da açıklamalar yapan Prof. Dr. Mustafa Çetiner, Wuhan’da enfeksiyonun ilk ortaya çıktığı dönemde Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve birçok sağlık otoritesinin, hastalığın hafif geçirilen formalarının iki hafta içinde, ağır formalarının da üç-altı hafta içinde iyileşmesini beklediklerini bildirerek, ilerleyen dönemde başta DSÖ olmak üzere birçok uzmanın yanıldığının ortaya çıktığını vurguladı.

Covid-19’un uzun süre devam edebilen bir hastalık olduğunun altını çizen Prof. Dr. Çetiner, sözlerine şöyle devam etti:

“Covid-19 kronik uzun dönem rahatsızlığa neden olabiliyor. Yine anladık ki, bu basit bir solunum yolu hastalığı değil aslında bir sistemik hastalık. Sistemik iltihabi bir hastalık. Bu ‘Long Covid’ tanımı da ilk defa Twitter’daki bir kullanıcı tarafından dile getirildi. Kısa sürede de tıp dünyasında da popüler bir tanım haline geldi. ‘Long Covid’ denildiğinde iki farklı tanım var. Bunlardan ilki, hastalığın başlangıcından itibaren dört haftadan fazla süren bulgular varsa buna ‘Long Covid’ ismi veriliyor. Kimileri de diyor ki, ‘Dört haftadan daha uzun sürüyorsa biz buna, uzamış Covid, diyelim ama, Long Covid, demek için 12. haftanın sonunu bekleyelim.’ Fakat, her ne olursa olsun şunu biliyoruz; hastaların yüzde 10 ila 20’sinde bulgular bir aydan fazla sürüyor. Her 44 hastadan birinde ise bulgular üç aydan fazla sürüyor.”

“AKCİĞERDE KALICI BİR HASAR YAPIYOR”

Prof. Dr. Mustafa Çetiner, uzun süreli Covid-19’un etkilerinin kişiler arasında farklılık gösterdiğine dikkati çekerek, “ABD’deki Hastalık Kontrol Merkezi (CDC) raporuna göre, yorgunluk bulgusu çok uzun sürüyor. Kalp ritim bozuklukları, çarpıntı, nörolojik ve psikiyatrik sorunlar, birtakım bilişsel problemler, hafıza problemleri, baş ağrısı, kas ağrısı, eklemlerde ortaya çıkan ağrılar, bazı hastalarda uzamış nefes darlığı kimilerinde göğüs ağrısı, öksürük, tat ve duyu kaybı bozuklukları gerçekten uzun sürüyor. Bunların arasına ateşi de koyabiliriz. Mesela Wuhan’da yapılana bir çalışma var, tedavi göre hastaların yüzde 76’sının hastalığın etkisinden tam olarak altı ay sonra bile kurtulamadığını ortaya koydu. Bu gerçekten çok yüksek bir rakam. Araştırma yorgunluk ve kas güçsüzlüğünün yüzde 63 hastada devam ettiğini gösterdi. Bunun yanında hastaların 4’te 1’inde uyku sorunları var. Yüzde 23’ünde de kaygı durum bozuklukları ve depresyon gibi bulgular var. Gerçekten de birçok sistemi etkileyen bir hastalık Covid-19 çünkü aslında Covid-19’un tutunduğu ACE2 reseptörleri yani hücrenin giriş kapıları vücudumuzdaki yüz elliden fazla hücre türünde bulunuyor, bunun bulunduğu her organ ve doku virüsün hedefi halinde. Mesela akciğerleri tutuyor, akciğerde kalıcı bir hasar yapıyor. Akciğer oldukça elastik bir yapı, oksijen alışverişinde genişlemeye ve büzüşmeye müsait bir organ, öyle olması gerekiyor. Bu elastik yapılar yerini bağ dokusuna bırakıyor. Aslında geriye dönüşsüz bir akciğer hasarı yaratabiliyor. Hatta bu profesyonel sporcularda tartışma konusu olmuştu. ‘Bizim sporcu olarak değerimiz azalsa bu bizim ekonomik zararımızadır’ diye birtakım hak talepleri oldu.” değerlendirmesini yaptı.

“BÖBREKTE ÇOK CİDDİ BOZUKLUKLARA NEDEN OLABİLİYOR”

“Kalp kasında bulunan ACE2 reseptörleri yüzünden kalp yetmezliği, kalp krizi, kalp kaslarında iltihabi değişiklikler görülüyor.” ifadesini kullanan Prof. Dr. Çetiner, sözlerini şöyle tamamladı:

“Böbrekte çok ciddi bozukluklara neden olabiliyor. Böbreğin süzme fonksiyonunu bozabiliyorlar. Burada akut böbrek yetmezliği gelişiyor, diyalize ihtiyaç artıyor. Bütün bunlar salgın sırasında yaşandı. ABD’de salgının ilk sırasında New York’ta diyalize alınacak yer kalmamıştı. Damar yapısını çok bozuyor, en bilinen özelliklerinden biri. Damarı çevreleyen ve bir organ gibi çalışan endotel dokusunu bozuyor ve bir çeşit damar duvarı iltihabı yaratıyor. Bu zeminde çok kolay kalp ve akciğerde pıhtı oluşuyor. Kalp krizleri oluyor, beyinde inmeler ortaya çıkabiliyor. Bunların hepsi ciddi bulgular olarak ortaya çıkıyor. O nedenle kan sulandırıcının, özellikle yatan hastalarda salgının ilk zamanlarından beri uygulandığını biliyoruz. Nörolojik bulgular görülebiliyor, beyin sisi denilen bir durum var. Hafıza kayıpları, baş dönmesi, sersemlik gibi bulular görülebiliyor. Demans’a benzeyen bir durum ortaya çıkabiliyor.

Lancet Psychiatry’de güzel bir yazı yayımlandı. ABD’de 62 binden fazla kişi incelendi ve tanıdan sonra üç ay içinde her beş vakanın birinde kaygı durum bozukluğu, depresyon ve ciddi uykusuzluk saptandı. Troit bezinde iltihabi durum ortaya çıktı. Saç ve diş kayıplarının olduğu bildiriliyor. Dişlerde grileşme ve kırılma ile diş dökülmesi… Şeker hastalığı yapabiliyor çünkü pankreas dokusuna tutunabiliyor. Gerçekten daha önce şekeri olmayan kişilerde şeker hastalığının gelişmesine neden oluyor. Daha önce şeker hastalığı olan kişilerde hastanın yatışı boyunca kontrolsüz bir şeker yüksekliği, insülin ihtiyacında bir artış görülüyor. İnsülin bağımlı şeker hastalığı gelişen vakalar bildiriliyor. Bunlar ne kadar kalıcıdır bunları bilmiyoruz. ‘Long Covid’ herkeste görülebilen bir şey, kimse kendini bağımsız ya da imtiyazlı hissetmesin ama bazı gruplarda ‘Long Covid’ daha sık görülüyor. 50 yaşın üzerinde daha sık oluyor, kadınlarda daha sık oluyor, obezlerde, astımı olanlarda ve tanı sırasında 5’ten fazla bulgusu olan kişilerde gerçekten daha fazla ortaya çıkıyor. Fakat, kimse kendisini garantide hissetmesin bu durum her Covid-19 hastasında ortaya çıkabiliyor.”