Bildiğimiz internetin sonu mu geliyor? Ulus devletlerin aldıkları önlemlerle “İnternet Balkanlaşıyor mu?” diye tartışırken uzaydaki uydu yarışı tüm öngörüleri boşa düşürdü. Uydu interneti yeni bir dönemin kapısını aralıyor.

İnternetin bütün dünyayı kapsayan merkezi bir yapısı mı olmalı yoksa bütün devlerin söz sahibi olacağı kendi internetleri mi? Dünya bunu tartışıyor. Bu tartışmada bugünkü teknoloji devlerinin çoğunun Amerika Birleşik Devletleri (ABD) menşeili olması ve oyuna Rusya’nın, Çin’in de dâhil olmasının katkısı var. Dolayısıyla ülkeler bu alanda söz sahibi olmak istiyor. Özellikle veri kontrolü, ifade özgürlüğü, toplumun yönlendirilmesi gibi konular bu alana ilgiyi artırıyor. İşte tam da bu noktada gözler uydu interneti için yapılan girişimlere çevriliyor. Elon Musk’ın SpaceX’i ve Jeff Bezos’un Amazon’u gökyüzünü binlerce uyduyla doldurarak yeryüzünün her yerinde internete ulaşımın sağlanmasını ve internet hızının yükselmesini istiyor. Hatta bu konuda Elon Musk ile Jeff Bezos arasında uzayda büyük bir savaş var. Birbirlerini rekabeti engellemeye çalışmakla suçluyorlar. Zaten teknoloji alanında tekel olan bu isimlerin şirketlerinin internet alanında sağlayıcı olacak olması endişeleri artırıyor.

Bu teknoloji tekellerine karşı ülkeler yeni düzenlemeler yaparak kendi internetlerinin oluşturmaya çalışıyorlar. Bu çabalar sonucunda ulus devletlerin mevcut internet teknolojisine karşı birkaç internetin oluşmasına neden olacağı yönünde öngörüler var. Ancak uzay interneti bu öngörüleri tartışmalı hale getiriyor. Yeni yeni başlayan ulus devletlerin kontrol hamlelerinin bu uzay interneti ile boşa mı düşeceği yönünde sorulara neden oluyor.

Uzay internetiyle birlikte teknoloji tekelleri ile ulus devletler arasındaki savaş nereye varır? İnternet parçalanacak mı yoksa tek bir internet mi olacak? CRI Türk’te İlkay Akkaya’nın hazırlayıp sunduğu Yakın Gelecek programına konuk olan Akademisyen Orhan Şener konuya ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.

İNTERNET NASIL ORTAYA ÇIKTI?

Herkesin bilgi paylaşabildiği, coğrafi sınırların kalktığı bugün “İnternet” olarak adlandırdığımız bu teknolojinin aslında askeri ve teknolojik devlerin bir yarışının sonucu olarak ortaya çıktığı belirten Orhan Şener, internetin doğuşunu şöyle anlattı:

“İnternet 1960’ların sonunda ABD ordusunun bir araştırmasının ürünü. Soğuk Savaş döneminde ABD ile Sovyetler arasında bir yandan teknoloji savaşı bir yandan da uzay yarışı var. Bu uzay yarışının da öncüsü birçoğumuzun bildiğinin aksine Sovyetler Birliği olmuştu. Zira uzaya gönderilen ilk obje, ilk canlı Laika, ilk erkek Gagarin, ilk kadın Tereşkova. Hepsini Sovyetler başardı. Bunun yanında bir yandan ellerinde nükleer teknolojinin de olması sebebiyle bu özellikle Amerikan toplumunda galeyana sebep oldu. Zira Sovyetlerin Amerikan halkını gözleyebileceği ve istedikleri anda da nükleer saldırı gerçekleştirebileceklerini düşünüyorlardı. Amerikan ordusunun bunun karşısındaki cevabı ise, böyle bir şey gerçekleşirse ikinci bir saldırı imkânları olabilmesi için öncelikle ordu içi iletişimin devam etmesi gerektiğini düşündüler ve bunu sağlamak için de bir araştırma projesi başlattılar. ‘Darpa’, içinde ABD ordusunun bu ileri teknoloji ürünlerini geliştiren birim. Burada geliştirilen mantık şu oldu; gayri merkezi bir iletişim altyapısı kuralım. Ne demek bu? Normalde orduların askeri iletişim mantığında bir merkez vardır, ona bağlı olan da diğer noktalar vardır. O merkezi yok ederseniz diğer noktalarla da iletişim kurulamaz. Bu sebeple internet gayri merkezi olarak doğmuş. Askeri başlayan proje daha sonra üniversiteler içinde devam etti. Sonra da ticarileşti ve ortalama bir kullanıcının hayatına girdi. Özellikle 1990’da Tim Berners-Lee’nin WEB’i inşa etmesiyle birlikte insanlar daha kolay bir ara yüzle erişebilmeye başladı. İnternetin aslında kökleri askeri ve teknolojik devlerin bir yarışının sonucu. 1996 senesinde 32. Gün programında Mehmet Ali Birand, Müjde Ar ile konuşuyor. Müjde Ar bir internet öncüsü olarak o yıllarda internetten bahsederken bütün dünyayı birbirine birleştiren bir enformasyon otoyolu, bilgi otoyolu şeklinde tarif ediyor. O yıllarda şöyle bir argüman vardı; internet dediğimiz şey dünyayı birleştirecek. Zaten Zuckerberg’in de Facebook’u tarif ederken en önemli argümanı bunun bütün dünyayı birbirine birleştiren bir yapı olduğu. Şöyle düşünülüyordu; internet ile birlikte ulus devletlerin sınırlarının çok bir anlamı kalmayacak. Çünkü siz istediğiniz kadar fiziksel sınırlar içinde bir kural koyun, regülasyon koyun, içeriği, bilginin akışını, iletişimi sınırlamaya, düzenlemeye çalışın son tahlilde internet kendi teknolojik altyapısı ve doğası gereği buna izin vermeyecektir. İnsanlar istedikleri kadar birbirleriyle iletişim sağlayabileceklerdir.”

ULUS DEVLETLER SİSTEMİ DEĞİŞTİRDİ

Planlananın aksine ulus devletlerin müdahaleleri ile birlikte bu tek bir internet sisteminin değiştiğini belirten Orhan Şener, devletlerin bu küresel yapıya kendi koydukları kurallar ile kısıtlamalar getirebildiğini kaydetti.

Şener şunları aktardı:

“Ulus devletlerin koyduğu kuralların bir anlamı kalmayacaktır gibi bir algı vardı. Ancak bugün baktığımızda küresel internet yapısına bağlı olmayan bir internet akışı görüyoruz. Yani siz Ukrayna’nın belli bölgesine girdiğinizde Rusya menşeli olduğu için Yandex’e giremiyorsunuz veya Türkiye’deyken PayPal kullanamıyorsunuz ya da Çin’e gittiğinizde Google ürünlerinin orada çalışmadığını görüyorsunuz. İnternetin mevcut halinde artık ulus devletlerin kendi sınırlarının içinde belli kurallarını internete dayatabildiklerini görüyoruz.”

UYDU İNTERNETİNDE TEKEL ENDİŞESİ

Orhan Şener, uydu interneti ile birlikte bu tablonun yeniden değişebileceğine işaret ediyor ve mevcut durumda çoklu bir internet yapısına doğru giden sistemin uzaydaki yarışla birlikte küresel yapıya döneceğini vurguluyor. Ancak Starlink ve Amazon gibi tekellerin internet sağlayıcısı konumunda olması durumunun bazı ülkeleri rahatsız edebileceğini şerhini de düşen Şener, sözlerini şöyle noktaladı:

“İnternete erişemeyen insanların da internete erişmesi ve bizim gibi internet altyapısı güçlü olmayan ülkelerin daha hızlı bir şekilde internete bağlanabilmesini sağlayabilir. Fakat bir yandan da bu şirketlerin tekel olması durumu var. Üstelik büyük şirketlerde ve hepsi de Amerikan menşeili şirketlerden bahsediyoruz. Bunların internetin tamamında sağlayıcı pozisyonuna girmesi hem ulus devletleri hem onların toplumlarını, uluslararası kamuoyunu rahatsız edebilir. Bu tehlikeden bahsetmek gerek. Ama öte taraftan tekrar ulus devletlerin kendi sınırları içindeki interneti kontrol edebildikleri bir sistemden küresel olarak akan bir sisteme geçebilir. Ancak sonuçta ulus devletlerin dünya insanlık tarihinde görece yeni bir şey olmakla beraber internetin 40-50 senelik mazisine göre, 250-300 yıllık bir geçmişi var. Son tahlilde yine kendi sınırları içinde internete kural dayatacaklardır. Burada şöyle bir argüman var; bu işin sonunda tek bir internet değil de bir iki belki üç dört farklı internet yapısının olduğu yeni bir düzenden bahsediliyor ve buna ‘İnternetin Balkanlaşması’ deniyor. Ne demek bu? Aynen Balkanlar’daki gibi bölük pörçük farklı farklı yapılar. Bazen iç içe bazen tamamen ayrık yapılar olacak, deniyor. Burada da genelde ABD başka, Avrupa başka, Çin’de ise bambaşka bir internet tarifi yapılıyor. Bunun nasıl şekilleneceğini herhalde uzaydaki uydu yarışının sonunda daha net bir şekilde görebileceği diye düşünüyorum.”