Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Türkiye’ye karşı bölücü terörist eylemlerde bulunan PKK’yı 1997 yılından bu yana “Yabancı Terör Organizasyonları” listesinde değerlendiriyor. Öte yandan bu değerlendirmenin hiçbir gereğinin yerine getirilmediği, tümüyle “sözde” kaldığı, tipik bir “tavşana kaç, tazıya tut” taktiği uygulandığı da biliniyor.

Kaldı ki aynı ABD, PKK’nın Suriye kolu PYD-YPG yapılanmasını bırakın terörle ilişkilendirmeyi, “dost ve müttefik kuvvet” olarak kabul ettiğini, “kara gücü” olarak görev verip desteklediğini, “petrol bekçisi” olarak kullandığını da her fırsatta açık açık dile getiriyor, bütçesinden pay ayırıyor, eğitim veriyor, binlerce Tır dolusu silah gönderiyor.

ABD’ye göre PYD-YPG (ya da Demokratik Suriye Güçleri-DSG) terörist değil, “ılımlı muhalif”. ABD Dışişleri Bakanlığı, Suriye ve Türkiye’nin toprak bütünlüğüne açık bir tehdit niteliğindeki PYD-YPG’nin “yetenekli ve kararlı bir askeri ortak” olduğunu iki hafta önce bir kez daha ilan etti.

ABD bu ikili oyunun bir benzerini, Çin’in bölücülük ve teröre karşı mücadelesinde “Doğu Türkistan İslami Hareketi” söz konusu olduğunda da sergiliyor.

2001’de İkiz Kuleler’e 11 Eylül saldırılarının ardından Pakistan’da yakalanan Uygur kökenli 21 El-Kaide üyesinin Guantanamo’ya götürülmesinin ve Çin’in terörle mücadelesini diplomatik kanallarla uluslararası çapta genişletmesinin etkisiyle, dönemin ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Richard L. Armitage, 30 Ağustos 2002’de Beijing’de yaptığı konuşmada “Doğu Türkistan İslami Hareketi”ni terör listesine aldıklarını açıklamıştı. (DTHİ, Türkiye tarafından 2015’te fiilen, 2017’de resmen terör örgütü olarak kabul edildi.)

TBMM: “EMPERYALİST BAYRAKLA HAK ARAYIŞI MÜMKÜN DEĞİL”

Fakat aynı ABD, Çin’i “daha ılımlı” yöntemlerle bölmek amacıyla 2004’te kurulan “Dünya Uygur Kongresi”ni ve “sürgün hükümetini” o tarihten bu yana desteklemeyi, beslemeyi sürdürüyor. Çin’in, terörizmle bağlantısının kanıtlarını defalarca ortaya koyduğu bu örgütün lideri Rabia Kader’in Washington’da ikamet ettiği de dünyanın malumu.

Daha önce yazdım, birkaç kez daha yazabilirim; Türkiye siyasi tarihindeki çok önemli dönüm noktalarından biri, üstünden henüz bir yıl bile geçmedi, 20 Temmuz 202’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) yaşandı. CHP-HDP-İyi Parti’nin ortak hareket etmesi sonucu verilen, yalnızca Çin’i değil, Türkiye’yi de hedef alan “Uygur önergesi”, iktidardaki AKP’nin ve MHP’nin oylarıyla reddedildi. Önergenin içeriği, “Çin’in Uygurlara uyguladığı baskı, zulüm ve asimilasyonların araştırılması ve bununla ilgili önlem alınması” şeklindeydi. Önergenin reddi yönündeki konuşmalardaki “Emperyalist bayrakla hak arayışı mümkün değil” vurgusu, adeta her şeyin özeti ve Türkiye’nin aldığı tutumun göstergesiydi.

“ABDUREHİM HEYİT ÖLDÜ!” YALANI

Bir Uygur atasözü “Hekiket kinli kirik yaridu” der; yani “Hakikat kılı kırk yarar”…

İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener, 9 Şubat 2019’da Uygur halk ozanı Abdurehim Heyit’in Çin’de cezaevinde öldürüldüğü gibisinden kırk kez yarılmış bir yalanı dillendirerek mesaj yazmış, “Türk milleti bir büyük değerini daha Çin zulmüne kaybetti. Konu Uygur Türkleriyle ilgiliyken yine hükümet sessiz, konu zalim Çin olunca yine ‘insanlığın ve barışın sesi’ olanlar kayıp. Yüce Allah, ozan Abdurehim Heyit’in mekânını cennet eylesin. Milletimin başı sağ olsun” demişti.

Herkes “sessizdi” ama neyse ki bizzat Abdurehim Heyit sessiz kalmayarak bu koca yalanı bir gün sonra bizzat yalanladı, hayatta ve sağlıklı olduğunu görüntülerle kanıtladı, Aydınlık gazetesinden Tunç Akkoç, bizzat gidip kendisiyle röportaj yaptı… Bu kez Sayın Akşener sessiz kaldı!

MECLİS’TE SUNİ GÖZYAŞI ŞOVU

Sayın Akşener, 27 Ocak’ta bu kez genç bir kızı TBMM’deki grup toplantısında kürsüye çıkartıp Xinjiang-Uygur Özerk Bölgesi hakkında benzer yalanları tekrarlattı ve tam bir “gözyaşı şovu” sergiledi.  Nursimangül Abdurraşid adındaki kızın “ılımlı bölücülükle” bağlantısının ortaya çıkması, “yıllardır haber alamıyorum” dediği ablasının ABD destekli bir radyoda çalıştığının anlaşılması üzerine ise bir kez daha sessiz kaldı!

Son günlerde ne devlet terbiyesine ne de siyasi nezakete sığacak şekilde, devlet başkanlarının ve parti liderlerinin adları-soyadlarından tuhaf türetmeler yapmaya ve bunları partisinin resmi sosyal medya hesabından da kullanmaya başlayan Sayın Akşener’e bir Uygur atasözünü daha hatırlatmış olayım: “Rast iş kömülmes, yalgan iş yögelmes.”

Meral Hanım, bu sözün tam olarak ne demek olduğunu Nursimangül’den öğrenecektir eminim ki.

Tunca Arslan