Son günlerde Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Taiwan üzerinden yürütmek istediği politikalar ile bölgede tansiyonun artmasına sebep oluyor. Yaşanan gerilim uluslararası arenanın dikkatini Çin-ABD-Taiwan üçgenine yöneltti.

Bu kapsamda Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), Taiwan üzerinden devam eden ABD-Çin gerginliğinin olası yansımalarını değerlendirmek üzere alanının önde gelen uzmanlarından alınan görüşleri içeren bir analiz yayımladı. CRI Türk Editörü Mehmet Emre Öztürk’ün de katkıda bulunduğu “ABD-Çin Rekabetinin Oyun Sahası: Taiwan” adlı analizde ABD-Çin arasındaki ilişkilerin uluslararası yansımaları değerlendirildi.

“SORUN ULUSLARARASI BİR PERSPEKTİF İLE ELE ALINMALI”

Yaşanan gerilimlerin uluslararası gelişmelerden etkilendiğini belirten Mehmet Emre Öztürk, “Bu yüzden sorun incelenirken sadece Çin ile Taiwan arasındaki bir mesele olarak değil; uluslararası perspektifle ele alınması gereken bir konu olarak düşünülmelidir. Çin’in yükselişiyle uluslararası toplumda endişeli bir süreç oluşmuştur. Bu süreçte yükselen Çin’i kontrol altında tutmak isteyen ABD, çeşitli stratejilerle Taiwan üzerinden gerilim yaratabilecek girişimlerde bulunmaya devam etmektedir. Ancak son zamanlarda Doğu Çin Denizi’nde gerçekleştirdiği hava sahası ihlalleri ve seyrüsefer serbestliği adı altında Güney Çin Denizi’nde yarattığı gerilimler, Çin’in bölgede askeri varlığını artırmasına yol açmıştır.” ifadelerini kullandı.

“ÜYE DEVLETLERİN BMGK 2758 SAYILI KARARINA UYMA ZORUNLULUĞU SÖZ KONUSU”

Öztürk, “Öte yandan Taiwan’daki Demokratik İlerleme Partisi’nin (DDP) 1992 Konsensüsü’nü kabul etmeyerek ABD öncülüğünde ayrılıkçı bir tutum sergilemesi, Çin’in daha sert bir tavır takınmasını tetiklemiştir. Çin, kırmızı çizgisi olan ‘Tek Çin’ ilkesinden vazgeçmeyeceğini ve taviz vermeyeceğini defalarca deklare etmiştir. 1971 yılının Ekim ayında düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu (BMGK) 26. Oturumu’nun 2758 sayılı kararına göre, ‘Tek Çin’ ilkesine üye devletlerin uyması gerekmektedir. Kısacası Çin, ‘Tek Çin’ ilkesi olarak adlandırılan politikayla toprak bütünlüğünü uluslararası normlar çerçevesinde sağlamaya çalışmaktadır” yorumunu yaptı.

Öztürk sözlerine, “Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Konseyi’nin 2019 yılında yayımladığı Güvenlik Konulu Beyaz Kitap, Beijing’in asla ilk saldıran taraf olmayacağını ve bölgede artan ABD askeri varlığına karşı önlemler alacağını beyan etmiştir. Son zamanlarda Çin’in ABD uçaklarının hava ihlallerine karşı Taiwan hava savunma sahasında hareketlilik göstermesi, Taiwan yönetimi tarafından dikkatlice okunması gereken bir konudur. Olası bir çatışmada Tsai Ing-wen yönetiminin kaybedeceği öngörülebilir. Buna rağmen Taiwan’ın tutumu, ABD’nin bölgesel çıkarları için uygun bir zemin teşkil etmektedir.” diye devam etti.

“ABD DİPLOMASİSİ İDEOLOJİK DEĞERLERE DAYALI”

ABD diplomasisinin uluslararası ilişkilerde ideolojiye büyük önem verdiğini hatırlatan Öztürk, “İdeoloji, Washington’un Beijing’e karşı olan stratejisini hâlâ derinden şekillendirmektedir. ABD’nin diplomatik anlamda Çin’e bakış açısı göz önünde bulundurulursa, bölgede Taiwan üzerinden çatışma riskinin ABD’nin bölge politikalarına bağlı olarak yükseldiği söylenebilir. Birleşmiş Milletler (BM) tarafından saldırganlık, ‘bir devletin başka bir devletin egemenliğine, toprak bütünlüğüne veya siyasi bağımsızlığına karşı silahlı kuvvet kullanması’ şeklinde tanımlanmaktadır. ABD’nin bugün yükselen Çin’e karşı Taiwan’a silah satmayı sürdürmesi, Guam’da balistik füzeler bulundurması ve QUAD çatısı altında ‘Asya NATO’su’ arayışlarına girmesi, Beijing yönetimini sınırlandırma çabalarının yansımasıdır. Buna karşılık Çin de toprak bütünlüğü için güç kullanmayacağı taahhüdünde bulunmuyor. Hatta bazı önlemler alma hakkını saklı tutarak ne kadar ileri gidebileceğinin de sinyallerini veriyor.” diyerek açıklamalarını sonlandırdı.

Analizin tamamını okumak için tıklayınız