Kırmızı Kedi yayınlarının sahibi Haluk Hepkon, CRI Türk’te Tunca Arslan’ın hazırlayıp sunduğu “Türkiye ve Çin’in 50 Yılı” programına konuk oldu. Hepkon, Çin-Türkiye ilişkileri hakkındaki düşüncelerini ve Çin izlenimlerini aktardı.

Çin’e ilke kez 1995 yılında Kamil Erdoğdu’nun vasıtasıyla gittiğini ifade eden Haluk Hepkon, ilk ziyaretinde Çin’de yaklaşık bir ay kaldığını belirtti.

İkinci Çin ziyaretinin ise 1997 yılında gerçekleştiğini kaydeden Hepkon’un açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Sonra uzunca bir ara verdik. Yayıncılıkla birlikte Kırmızı Kedi olarak ilişkilerimiz sıklaştıktan sonra pandemi dönemine kadar Beijing Kitap Fuarlarına sürekli gidiyorduk.

İlk gittiğimde 1995 yılında çok şaşırmıştım. O güne kadar okuduğum kitaplar, tanıklıklar çerçevesinde farklı bir Çin bekliyordum. Fakat gördüğüm Çin daha farklıydı. Kamil Erdoğdu ile birlikte Eva Xiāo’u ziyarete gitmiştik. Biz gittiğimizde büyük bir apartmanın üst katındaydı. Ünlü bir de fotoğrafçıydı, neredeyse 20. yüzyılın bütün politik şahsiyetlerini tanıyan biriydi. Gittiğimizde 80 yaşındaydı, bana sormuştu, ‘Çin’i nasıl buldunuz?’ diye. Ben önce biraz hayal kırıklıklarından bahsetmiştim, o Çin’de yaşamanın getirdiği olgunlukla önce bir şey söylemedi sonra tam giderken beni çağırdı. ‘Çin bir görüşte anlayabileceğiniz ve yargılayabileceğiniz bir yer değil.’ dedi. ‘Kuzeyde anaerkillikle yönetilen kabileler var ve Çin bütün bu gericiliklerle mücadele ediyor. Şablondan, kâğıt üzerinde ön yargılarla Çin’i yargılamayın.’ demişti.

Ben bunun üzerine çok düşündüm. Bu kadar birikimli birinin bunları söylemesi beni çok etkilemişti. Çin’i sonra Türkiye’deki siyasi grupların çerçevesinden değil, kendi kültürü, tarihi olan bir toplum olarak değerlendirmek gerektiğini ilk orada öğrendim. Müthiş bir kadındı.

Türkiye uzun yıllar bir siyasi tercih yaptı, Batı Atlantik hattı çerçevesinde bir siyasi konumlanış sergiledi. Bu siyasi duruş kültür dünyasını da muhakkak etkiliyor. Değişimde iki şeye dikkat çekiyorum, bir o Batı vurgusunu yapan kuvvetin azalması, ikincisi de Çin’in yaptığı atılımların ilgi çekmesi farklı kültürel motiflerin Türk okuru açısından merak edilir hale getirdi.

Ben ilk Beijing Kitap Fuarı’na gittiğimde çok şaşırmıştım. ‘Çoğu yayıncı Frankfurt Fuarı’nı kaçırmazken, nasıl Asya’nın en büyük kitap fuarı atlanıyor?’ demiştim. Diğer yandan da ‘Bunu Çinli yayıncılar nasıl anlatamamışlar, Türk okuyucuya?’ demiştim. Burada iki taraftan kaynaklanan sıkıntılar olduğu aşikârdı. Biz burada köprüler kurmaya çalışıyoruz. Türk okurların, Amerikalı, Kanadalı yazarlara olduğu kadar Çinli, Afrikalı, Hintli, Arap yazarlara da ulaşması gerektiğini düşünüyoruz. Çin bu konuda çok arkadan geldiğimiz bir yer. Türk okuru açısından merak edilen bir alan, okurdan da çok iyi tepkiler alıyoruz. Orada çok büyük bir dünya var, siz onu görmeseniz bile o dünya var olmaya devam ediyor. Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi atmosferde Türkiye’nin farklı yerlere kafasını çevirmesini sağlıyor. Beni de kişisel olarak büyüleyen bir kültür ve okuma alışkanlığı.

“MODERN İPEK YOLU” DERGİSİ

Dergi ilk olarak CRI’daki dostlarımızla konuştuğumuzda bir fikir olarak ortaya çıktı. Oradaki dünyayı bilmeden Türkiye’de bir şey yapmanız mümkün değil. Bu konuda büyük bir eksiklik olduğunu, Çin hakkında ön yargılar olduğunu, bu ön yargıların karalama kampanyalarıyla sonucunda ortaya çıktığı tespit ettik. ‘Buna karşı ne yapabiliriz?’ diye konuşurken ortaya çıkan bir fikir. Türk okuruna Çin’i farklı açılardan anlatmak, uzaya gitme macerasıyla anlatmak şimdiye kadar Türkiye’de yapılmış bir şey değil. Bunu resmi kanallardan değil de konuda birikimli yazarların kalemiyle yapmanın değişik bir tat olacağını düşünüyorduk. Haklı da çıktık. 

ÇİN BÜYÜK BİR İMPARATORLUK

Çin büyük bir imparatorluk, İngiltere dışında mutfak dediğimiz şey büyük imparatorluklarda görülür. ‘Mutfak kültürü’ dediğimiz şey imparatorluk olgusuyla iç içe, farklı kültürler bir araya geldiğinde büyük mutfaklar oluşuyor. Çin mutfağı müthiş bir mutfak. 1995 yılında Çin’e gittiğimde Kamil Erdoğdu ile kaldığımız otelin yakınında bir azınlık caddesi vardı. Orada bütün azınlık grupların mutfakları vardı.

1995’ten sonra sık sık gitme imkânım oldu, Beijing dışındaki yerlere de gitme imkânım oldu. Dışarıdan gözleyen ve uzman olmayan biri olarak müthiş bir değişim var. Bunun nedenini ve nasılını merak etmeyen bir insanın çok verimli bir düşünce yapısı olduğunu düşünmüyorum. Ben her seferinde çok büyük bir kültür çok büyük bir nüfus, müthiş örgütlenmiş bir toplum gördüm. Güzellik algısının, yakışıklılık algısının bile değiştiğini daha Çinlileştiğini gördüm. Çin ile bütün temaslarımda uzak görüşlülüğü, elli yıl, yüz yılı sonrasını planlayan görüşünü çok önemsedim, bence Türk toplumunun da buradan öğreneceği şey var.”