Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir O. Pedersen, Suriye ihtilafının 10. yılı vesilesiyle, Antalya Diplomasi Forumu’nun (ADF) uzman kişilerin kamuoyunu yakından ilgilendiren konulardaki görüşlerini dile getirdiği ADFVistorsCorner (Ziyaretçi Köşesi) uygulamasına video mesajla katılarak değerlendirmelerde bulundu.

ADF’nin sosyal medya hesaplarında yer alan demecinde ADF’de bazı düşüncelerini paylaşma imkanı bulduğu için Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’na teşekkür eden Pedersen, “Ayrıca, 3,6 milyon mülteciye cömertçe ev sahipliği yaptığı için Türkiye’ye teşekkür etmeme izin verin. 2020’de her on Suriyeliden üçünün Türkiye sayesinde insani yardıma ulaştığını unutmayalım.” dedi.

Pedersen, Suriye’nin tüm komşuları gibi Türkiye’nin çatışmadan büyük ölçüde etkilendiğini belirterek, “Hepimiz bunun farkındayız. Geçen on yıl boyunca, Suriyelilerin hayal bile edilemeyecek ölçüde acı çektiğine şahit olduk. Bu acı devam ediyor.” diye konuştu.

Yeni tip koronavirüs (Covid-19) salgını ve Suriye’nin para biriminin çöküşünün, zaten harap olmuş bir ekonomi ve toplum üzerinde yeni baskılar yarattığını dile getiren Pedersen, “Aynı zamanda, bu acıdan uzaklaşarak 2254 sayılı Güvenlik Konseyi Kararına dayanan ve Suriye halkının istekleriyle uyumlu siyasi bir yol bulmalıyız. Türkiye, diğer büyük uluslararası aktörlerle birlikte, Suriye halkının isteklerini karşılayan çözüm bulmada önemli bir role sahiptir.” ifadelerini kullandı.

Pedersen, geçen yıl önceki yıllara kıyasla savaşın görece sakin geçtiğini belirterek, “Bu sükuneti sürdürmeli ve derinleştirmeliyiz, bu anlamda özellikle İdlib konusunda, Türk- Rus mutabakatları çok önemli.” dedi.

Suriye’nin her yerine tam, sürekli ve engelsiz insani erişimin sağlanması gerektiğinin altını çizen Pedersen, bunun, gelecek birkaç ayda Güvenlik Konseyi görüşmelerinde önemli bir konu olacağını vurguladı.

Pedersen, kendisinin Suriye Anayasa Komitesi çalışmalarında kolaylaştırıcı rol üstlenmeye devam ettiğini hatırlatarak, şöyle devam etti:

“Komite çatışmayı kendi başına çözemez ancak Suriye içindeki iş birliğinin önemli bir yapı taşı haline gelebilir. Bunun için, Komitenin olumlu toplantılar yapmasını sağlayacak, itimat ve güven inşa edecek şekilde çalışması gerekir. Daha öncekilerden farklılık göstermesi gereken yeni bir oturum için eş başkanlarla görüşmelerim devam ediyor. Umarım çok geç olmadan yeni bir oturum düzenleyebiliriz ama en önemlisi, verimli bir oturum yapmamız lazım.”

Pedersen, Suriye konusunda aşama aşama olumlu ivme oluşturabilecek yapıcı uluslararası diplomasiyi teşvik etmeye ve kolaylaştırmaya devam ettiğini belirterek, “Bu kolay olmayacak. Suriyeli taraflar ile bölgesel ve uluslararası aktörler arasındaki güven çok zayıf. Anlaşmazlıklar derin ve çok yaygın.” dedi.

Tarafların hepsinin talepleri olduğunu ancak eyleme geçenin çok az olduğunu dile getiren Pedersen, şunları kaydetti:

“Yine de kilit uluslararası aktörlerin artık askeri bir çözümün mümkün olmadığını tam olarak anladığına inanıyorum. Hiçbir aktörün veya aktörlerin durumu istikrara kavuşturmadığını, ilerleme için bir yol açmadığını, çatışmanın sonucunu belirleyemediğini de biliyorlar. Nihayetinde, 2254 sayılı Güvenlik Konseyi kararında yer alan unsurlara ilişkin eylemleri teşvik etmek ve karşılıklı iyi adımlar atmak için birlikte çalışmaları gerekiyor. Tüm oyuncuların bu yöndeki çabalarıyla masaya ne koyabileceklerini belirlemek için hazır olmaları gerekecektir.”

Pedersen, Suriye’yi istikrara kavuşturmak, tutukluların, kaçırılanların ve kayıp kişilerin dosyalarında mesafe kat etmek, mültecilerin güvenli, gönüllü ve onurlu bir şekilde geri dönüşü için koşullar yaratmak, BM denetiminde özgür ve adil seçimler yapmak ve 2254 sayılı Güvenlik Konseyi Kararını uygulamak şeklindeki ortak hedeflere yönelik yapıcı uluslararası diplomasinin hem gerekli hem de mümkün olduğuna hala inandığını belirtti.

BM Suriye Özel Temsilcisi Pedersen, sözlerini şöyle sonlandırdı:

“Erkek veya kadın fark etmeksizin tüm Suriyelilerin seslerini duyurabildiği ve hak ve özgürlüklere saygı duyulan bir Suriye, hiç kimsenin keyfi olarak gözaltına alınmadığı veya işkence görmediği bir Suriye, egemenliğine, toprak bütünlüğüne ve bağımsızlığına saygı duyulan, bölgeye ve uluslararası topluma tam anlamıyla entegre olmuş bir Suriye, güvenli ve komşuları için tehdit oluşturmayan bir Suriye için çalışmaya devam edeceğiz.”