Boğaziçi Üniversitesi Asya Çalışmaları Merkezi’nde araştırmacı olan Kiraz Perinçek Karavit, CRI Türk’te Tunca Arslan’ın hazırlayıp sunduğu “Türkiye ve Çin’in 50 Yılı” programına konuk oldu. Karavit, Asya odaklı araştırmaları ve Türkiye-Çin ilişkilerini değerlendirdi.

Boğaziçi Üniversitesi Asya Çalışmaları Merkezi’nin lisansüstü araştırmalara ev sahipliği yaptığını ifade eden Karavit’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Boğaziçi Üniversitesi Asya Çalışmaları Merkezi’nde Çin, Japonya, Rusya, Orta Asya ve Kore üzerine araştırmalar yapılıyor. Buranın en önemli özelliklerinden biri bu araştırmaların dil eğitimi ile desteklemesi. Genel olarak Asya’ya ilişkin ekonomi, tarih veya uluslararası ilişkiler üzerine çalışmalar yapılabiliyor.

3 sene 2006-2009 yılları arasında Çin Uluslararası Radyosu Türkçe Servisi’nde  (CRI Türk) çalıştım. Çin’e ilk giderken ‘Çince öğreneceğim’ diye kafama koyarak gitmiştim. Çalışma düzeni nedeniyle kurslara yazılıp düzenli çalışma ortamım olmadı ama özel merakımdan kendi çalışmalarımla günlük hayatı idame ettirebilecek kadar öğrendim. 2009 yılında Türkiye’ye döndüm. Boğaziçi Üniversitesi ‘Tarih’ bölümünde doktoraya başladığım zaman okulda da devam ettim. Doktora araştırması için 2013-2015’te tekrar Çin’e gittim. Hem biraz okul hem biraz günlük hayat ile Çincemi geliştirdim.

Ben Orta Çağ’da İpek Yolu’nda kavimler, kültürlerarası etkileşimler, bunların arasındaki alışverişler, imajların, motiflerin, hikâyelerin arasındaki aktarımları araştırıyorum.

Çin bundan 20 yıl öncesine göre kendini daha iyi tanıtan, bu tanıtımın araçlarını geliştiren bu alanda sabırlı ve olumlu yönelim içinde olan bir durumda. Türkiye’den de Çin’in dışa açılma yönelimine olumlu bir cevap olduğunu düşünüyorum. Ekonomik alan biraz önde gidiyor ve bunun biraz motoru oluyor ama kültür de bu yavaş ancak olumlu bir yönde ilerliyor.   

Bizim tarih bölümüne bağlı bir yüksek lisans programımız da var. Orada Kore bölümüne başvuranlar kafalarında bir Kore merakıyla geliyor. Japon anime merakı çok var gençlerde, diyelim ki çocukluğundan beri anime çiziyor o yüzden Japon kültürüne bir merak oluyor.

Mesela Çin ile ilgili böyle ilginin kaynağı olacak, Japonlardaki anime gibi, Kore dizileri gibi böyle bir odak yok. ‘Ben kung fu yapıyorum o yüzden Çin çalışmalarına merak sardım’ gibi bir başvuru olmuyor. Daha çok ekonomi önde. Belki bu, Çin’in tanıtımından da bizim algılamamızdan da olabilir. Çin için başvuran çok öğrenci oluyor ama başvuranların somut daha çok etkilendikleri bir alan olmuyor.

ÇİN ULUSLARARASI RADYOSU TÜRKÇE SERVİSİNİN TARİHİ

CRI Türkçenin ben oradayken 50. yılını kutlamıştık. Biz çok şaşırmıştık 50. yılı diye. Oradaki ilk kuşak şu anda herhâlde 70-80’li yaşlarda. İlk Sovyetler Birliği ile olan ilişkiler nedeniyle Sovyetler Birliği’nde Türkoloji güçlü bir alan olduğu için ilk başta o kuşağı Sovyetler Birliği’nden gelen Azeri Türkler eğitiyor. Sovyetler Birliği ile ilişkilerin bozulmasıyla ‘biz kendimiz yetiştireceğim kendi uzmanlarımızı’ diye bir karar alıyorlar.

O zaman Türkiye’ye ikinci kuşak, şu anda 50’li yaşlarda olanları uzman olarak gönderiyorlar. Sadece Türkiye’ye değil tabii İran’a, diğer Arap ülkelerine gönderiyorlar. Türkiye’de, Ankara Dil-Tarih- Coğrafya Fakültesi’nde Türk dilinde öğrenim gördüler. Üçüncü kuşak biraz daha yolda şekilleniyor. Üçüncü kuşak da biraz hasbelkader oraya düşmüş bir öğrenci belki işte sorumluluk sahibi olduğu için, olanakları değerlendirdiği için Türkçe servisinde çalışmaya başlamış oluyor. Üçüncü kuşağın sorumluluğu daha sonra üstlendiğini gözlemledim.

ZHANG GUOLAO VE NASRETTİN HOCA BENZERLİĞİ

Zhang Guolao, Taoizm’deki sekiz ölümsüzden biri. Bunların kimi gerçekten yaşamış tarihsel figürler, Zhang Guolao da onlardan biri. Kaynaklarda yaşadığına dair kanıtlar var, bizim Nasrettin Hoca gibi efsanelerle beslenmiş bugüne kadar anlatılan bir sürü hikâyesi var. Zhang Guolao yaşlıları koruyor ama yeni evlenen bir çiftte odasına Zhang Guolao’ın resmini asıyor. Çocuk getireceği de düşünülüyor, bereket sembolü olarak. Eşeğe ters binmesiyle ilgili rivayetler var. Bir tapınakta ölümsüzlük iksirini ararken rahiplerin hazırladığı iksiri içmiş uyuyakalmış. Ondan sonra bunu yakalamışlar kaçarken eşeğe ters binmiş ki, işte görsün ne kadar yaklaştılar, diye. Eşeği de beyaz bir eşek, sihirli, günde binlerce kilometre gidebiliyor. Böyle bir karakter. İmparatora karşılığı da biraz Nasrettin Hoca’ya benziyor. İktidarı reddeden biri.

Türkiye-Çin ilişkilerinin geleceği yeni başlıyor. Gelecekten geçmişe göre daha ümitliyim. Çin’i gitmeden biliyordum, gitmeden çok kişiden duydum, dinledim. Nispeten daha objektif kaynaklardan okudum ama Çin’e gidince bambaşka bir şeyle karşılaşıyorsunuz. Herkesin kafasında ne kadar bilse, araştırmasa da bir Çin imajı var, Çinliler için de belki Türkiye için benzer imaj olabilir. O imajlar gidince gerçeğe daha çok yaklaşacaktır ve daha güzel şeyler olacak, diye düşünüyorum.”