Akademisyen Dr. Altay Atlı, CRI Türk’te Samet Demir’in hazırlayıp sunduğu “Ekonomi Basını” programına konuk oldu. Atlı, Türkiye-Çin diplomatik ilişkilerinin 50. yıl dönümünde iki ülkenin ekonomik ilişkilerini değerlendirdi.

Türkiye ile Çin arasındaki 50 yıllık diplomatik ilişkilere bakıldığında ekonominin ön planda olduğunu ifade eden Altay Atlı, ilk dönemlerden örnekler verdi.

Çin ile ekonomik ilişkilerin kurulmasının 1971’den de önce olduğunu belirten Atlı’nın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“1960’lara baktığımızda Türkiye’nin Çin’i yakından incelemeye başladığını ve ‘Çin’i tanırsak, ekonomik ilişkiler kurarsak bunun kazancı ne olur?’ tartışmalarının yapıldığını görüyoruz. Sadece tartışma da değil ilişkilerin henüz resmen kurulmadığı dönemde aslında ufak tefek ticaretin, Pakistan gibi Lübnan gibi üçüncü ülkeler üzerinden gerçekleştirildiğini görüyoruz.

1960’lı yıllarda Devlet Planlama Teşkilatı’nın bir çalışması var. Çin ile ilişki kurarsak yıllık 60 milyon dolar bir getiri sağlayacaktır, deniliyor. Dışişleri Bakanlığı, Türk iş çevrelerini Çin ile ilgilenmeye davet ediyor. Diğer kuruluşlardan da 1971 öncesi çeşitli çalışmalar görüyoruz. 1974 yılında Türkiye ile Çin arasında bir ticaret anlaşması imzalanıyor. 80’lerle birlikte 24 Ocak kararlarıyla Türkiye’nin artık ihracat odaklı bir ekonomiye geçmeye başlaması, hemen hemen aynı dönemlerde Çin’in de serbest ekonomiye kademeli olarak geçmesiyle Türkiye ile Çin arasındaki ilişkilerde bir hız kazanılıyor. Ama tabii yine bunlar sürecin çok başı. 1982’de Kenan Evren ve 1985’te Turgut Özal’ın ziyaretinde çeşitli iş insanları da bu seyahatlere katılıyor. 1985’teki ziyaret sırasında bir ticaret anlaşması da imzalanıyor.

2000’E DOĞRU ARTAN TİCARİ İLİŞKİLER

1990’lı yıllarda bir hareket var. 90’ların ikinci yarısından itibaren Türkiye’nin Çin’den yaptığı ithalat artıyor. Bu dönem şöyle özetlenebilir; ihracatçı olmak için Çin’e giden iş insanlarının ithalatçı olarak geri dönmesi. Çünkü ihracat o kadar kolay değil ama Çin’de ithalatta son derece düşük maliyetler var, son derece ucuz ürünler mevcut. Bunları Türkiye’ye ithal edip kâr oranıyla satmak daha cazip geliyor. 1990 yılında biz Çin’e 37 milyon dolar ihracat yapmışız, karşılığında 236 milyon dolar ithalat yapmışız. 2000’e geldiğimizde ihracatımız 96 milyon dolara çıkmış, ithalatımız 1 milyar 345 milyon dolar olmuş. 2000’lerin başlarında ‘yerel üretici ne olacak?’ deniliyor. Buna karşı önlemleri görüyoruz. Çin malları büyük rekabet güçleriyle Türkiye pazarında da son derece büyük paylar elde ediyor.

ÇİN’DEN GELEN YATIRIMIN TÜRKİYE’YE KATKISI

2008’deki küresel kriz döneminin sonrasına baktığımızda Türkiye’de artış anlayış değişiyor. Çin’e ihracatımız 1 milyar 400 milyon dolara çıkmış, Çin’den ihracatımız ise 16 milyara yakın bir rakama çıkmış. Neredeyse 10 katından fazla bir büyüklüğe ulaşmış ithalatımız. Bu noktadan sonra ilişkilere biraz daha sağlıklı bakmaya başlıyoruz. ‘Aradaki farkı Çin’den daha fazla yatırım çekerek kapatabiliriz’ diye bir düşünce oluştu. Son yıllarda Çin’den Türkiye’ye gelen yatırımların arttığını da görüyoruz. 2020 rakamları 2,9 milyar dolarlık ihracat yapmışız, buna karşılık 23 milyar dolarlık ithalatımız var. Bu seviyede biraz daha yatırımlara bakmaz lazım. Kuşak ve Yol burada önemli. Şu anda Çin’den doğrudan yatırım gelecekse bunun rakamsal olduğu kadar teknoloji kapasitesine de katkıda bulunması gerekiyor. ‘Kuşak ve Yol’ dediğimiz zaman Türkiye bunu daha yeni tartışmaya başladı. Tartışılması gereken çok fazla boyutu var. İleride Çin’den gelecek yatırımlar da artacaktır. Bu yatırımlar istihdam ve ihracat katkısı olarak ne kadar katma değer sağlıyor, her şeyden önemli olan konu bu olacak.”