İtalya’nın başkenti Roma’da düzenlenen G20 Zirvesi’nde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden arasında bir görüşme yapıldı. İki lidere, dışişleri bakanları da eşlik etti. Türkiye’nin ısrarlı talebi sonucunda yapılan görüşmeden somut sonuç çıkmadı. Çıkması da beklenmiyordu. İki devlet arasındaki yapısal sorunlara, son olarak büyükelçi bunalımı gibi dönemsel sorunlar da eklenince, önümüzdeki süreçte gerilimin süreceği de görülüyor.

Çünkü ABD emperyalist bir devlet, Türkiye orta büyüklükte bir güç. ABD’nin talepleri; Türkiye’nin bağımsızlığı, bütünlüğü ve egemenliğiyle çelişiyor. Türkiye üzerinde çok ve çeşitli araçlarla nüfuz kurmayı başaran ABD; Türkiye’yi ekonomik, politik, diplomatik ve askeri açıdan sıkıştırıyor. Akdeniz, Ege ve Karadeniz’den çevrelemeye çalışıyor. Yunanistan’a yığınak yapıyor. Sözde soykırım iddialarını sahipleniyor. Fener Rum Patrikhanesi’nin ekümenik olma iddialarına arka çıkıyor. PKK-PYD-YPG ve FETÖ gibi terör örgütlerini destekliyor. Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi aldığı için, Türkiye’ye CAATSA yaptırımları uyguluyor. Suriye’den Irak’a, Dağlık Karabağ’dan Kıbrıs’a, Halkbank davasından Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni delme çabalarına dek bu liste daha da uzatılabilir elbette.

Son dönemde iki ülke arasındaki ilişkilerde en fazla öne çıkan sorunlardan biri, Türkiye 1,4 milyar dolar verdiği halde, ABD’nin F-35 uçaklarını Türkiye’ye vermemesi. Türkiye’nin, F-35 uçaklarının üretim halkasından çıkarılması nedeniyle de, Türkiye’nin gelir kaybının 12 milyar dolardan fazla olduğunu söylüyor uzmanlar. Bu kapsamda Türkiye’nin, F-35 uçakları yerine F-16 uçakları talep ettiği, lakin ABD’nin bu konuda da isteksiz olduğu biliniyor. Nitekim konuyla ilgili olarak ABD Başkanı Biden, Türkiye’nin talebinin Kongre’de destek görmeyeceğini ima etti, Kongre’deki sayısal dengelere işaret ederek.

ABD, İŞGALCİDİR

ABD; Orta Doğu’ya çullanarak, Afganistan ve Irak işgalleriyle, Suriye’de son 10 yıldır yaptıklarıyla, zaten zayıf olan istikrarı tamamen bozdu. Bölge ülkelerinin sınırlarını ve rejimlerini değiştirme niyetini gizlemedi zaten. Bir hedefi de, Kürt devleti kurmak.

ABD; Irak’ı işgal ettikten sonra, ülkenin mezhepsel ve etnik temelli olarak bölünmesi yönünde hayli yol aldı. Suriye’yi bölmek için elinden geleni yapıyor. Amacı, bu halkaya İran ve Türkiye’yi de eklemek ve bu 4 ülkenin bölünmesi sonucu, Kürt devletini hayata geçirmek. Türkiye; 1990’lı yıllarda Çekiç Güç’e Meclis’te onay vererek, büyük hata yaptı. Irak’ta merkezi otoritenin zayıflamasına yaradı bu durum. Suriye siyasetinin ağır bedeline de katlanıyoruz. Irak ve Suriye’deki yanlışların, bu iki ülkeden sonra her açıdan en ağır faturasını ödeyen ülke Türkiye oldu. ABD’nin Suriye’ye çullanmasının en önemli nedenlerinden biri, bölgenin enerji kaynaklarının hangi güzergâh üzerinden batı pazarlarına ulaştırılacağı sorusuydu. Türkiye bunu göremedi.

Sonuçta Roma’daki zirve, iki ülke ilişkilerindeki sorunların, kısa vadede çözülmesinin olanaksız olduğunu bir kez daha gösterdi. Türkiye’nin yapması gereken; komşuları ve Avrasya güçleriyle ilişkileri geliştirmeye yönelik bölge merkezli bir dış politika izlemek.

Barış Doster