China Daily / Liu Weidong

Tam bir yüzyıl önce, beyazlardan oluşan bir çete Amerika Birleşik Devletleri’ndeki (ABD) muhtemelen en büyük ırkçı katliamda Oklahoma’nın Tulsa kentinde yüzlerce Afro Amerikalıyı öldürdü ve bütün kasabayı yerle bir etti. O zamandan bu yana geçen 100 yıl içinde, Amerikan hükümeti, medyası ve toplumsal grupları “Tulsa Irkçı katliamı” diye anılan bu olayla ilgili üzerinde çalışılmış bir suskunluğu sürdürmekle kalmadı, aynı zamanda güya bu kara günü ABD tarihinden silmek amacıyla, insanların gerçeği ortala çıkarmasını engelledi.

Yine de ABD kendisini insan haklarının en büyük savunucusu olarak görüyor ve kendi siyasi “kontrol ve denge” sistemi ile övünüyor. Sadece yanlışları düzeltelim, ABD yönetimleri yıllar boyunca bu iğrenç suç için henüz özür bile dilemedi. Bugün bile, Tulsa katliamı ile ilgili birçok soru yanıtlanmadı. Dolayısıyla dünyanın kendisinin ABD’nin insan hakları iddialarının arkasındaki iki yüzlülüğü görmesi için katliamın ayrıntılarının kamuoyuna açıklanması gerekiyor.

Beyazların üstünlüğünü savunanlar bu kadar insanı nasıl katletti? Tulsa mahallesi “Siyah Wall Street” olarak biliniyordu, yani buradaki Afro Amerikalılar görece iyi durumdaydı. Ama bu onların binlerce beyaz insandan oluşan silahlı çetelerle savaşmak için yeterli silaha ya da hazırlığa sahip oldukları anlamına gelmiyor.

İlk olarak yerel hükümet beyazları destekliyordu, polis yetkilileri beyazların üstünlüğünü savunanların başlattığı şiddete göz yumdular ve onun yerine beyaz saldırganlara direnen Afro Amerikalıları tutukladılar. Diğer faktör o zamanın ABD Başkanı Warren G. Harding harekete geçmemesiydi. Sonuç olarak, federal hükümet şiddet olayları sırasında hiçbir şey yapmadı.

O zamandan bu yana birbirini takip eden ABD yönetimleri neden katliam hakkında açıkça konuşmadılar ve neden insan hakları sorunları konusunda çok hassas olduklarını iddia eden Kongreler neden bu katliamla ilgili hiç lorum yapmadı?

ABD’NİN İNSAN HAKLARI İDDİALARININ İKİYÜZLÜLÜĞÜ

Öncelikle Amerikan halkının değerleri dini inançlarından ayrılamaz ve Amerikalılar kendilerinin tanrının seçtiği halk olduğuna ve dünyadaki en gelişmiş toplumu temsil ettiklerine inandırıldıkları için, herhangi bir hata yapamayacaklarına inanıyorlar.

İkincisi, üstün bir ırka ait olma inancı birçok beyaz Amerikalının ruhuna kazınmıştır. Dolayısıyla, bunların çoğu halen özellikle beyazlardan daha zengin olmaya cüret ederler olmak üzere siyah toplulukları yok etmek için yapılan herhangi bir eylemi haklı görebilir.

Üçüncüsü, beyazlar ABD’de seçmenlerin çoğunu oluşturduğu ve beyazların üstünlüğünü savunanları kınamak oylarını kaybetmek anlamına geleceği için ne Demokratlar ne de Cumhuriyetçiler kınamanın siyasi riskini almaya cesaret edemezler.

Ayrıca katliamdan hemen sonra, yerel yönetim Tulsa’da olanların bir ayaklanma olduğunu iddia etti. Yani olanlar Afro Amerikalıların beyazların üstünlüğünü savunanlar tarafından kitlesel olarak öldürülmeleri değildi ve medya bu yanlış anlatı zokasını bütünüyle yuttu. Yasal düzeyde, ırk ayrımcılığı açık olmayabilir ama kapalı ırk ayrımcılığı Afro Amerikalı bir başkanın seçilmiş olmasına rağmen ABD’de yaygındır.

Gerçekte, siyahlar ile beyazlar arasındaki toplumsal statü ve gelir farkı yıllar boyunca fazla değişmedi. Ve eğer bazı siyah insanlar yüksek nitelikler kazanmaya ya da daha iyi iş becerisine sahip olmaya ve bazı beyazlardan daha fazla para kazanmaya cesaret ederlerse, beyazların üstünlüğünü savunanların hedefi olma riskini alırlar.

Hükümet ve toplumsal örgütlerin Tulsa katliamı konusunda sessiz kalmaları ABD’nin insan hakları iddialarının ikiyüzlülüğünü ortaya koyuyor ve ülkedeki azınlık gruplarına karşı kökleşmiş ayrımcılığı gözler önüne seriyor. Tulsa soykırımı ABD’nin taşıdığı büyük bir yaradır. Dolayısıyla, bütün dünyada insanların insan haklarını koruma sorumluluğunu üstlenmeye çalışmadan önce, ABD’nin önce kendi evini temizlemesi gerekir.