CGTN / Andrew Korybko

Bir göz kırpışına benzer şekilde, Çin’in Batılı ülkelerle ticari ilişkilerinde aniden büyük sorunlar çıktı. Amerika Birleşik Devletleri (ABD), birçoklarının önceden ABD Başkanı Joe Biden’dan yüksek umutlarına rağmen, iki ülke arasındaki daha kapsamlı ticaret anlaşmasının ikinci müzakere evresinde herhangi bir ilerleme sağlamadı. Ardından Avustralya Beijing ve 12 kadar diğer ülkenin yanı sıra geçen Kasım’da Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık (RCEP) anlaşmasını imzalamak yerine Çin’e karşı çok yönlü saldırgan kampanyasına devam etti. Son olarak Avrupa Birliği (AB), Çin’in Brüksel’in son zamanlarda getirdiği yaptırımlara tepkisinden sonra, pratik olarak geçen aralık ayında Çin’le imzaladığı Kapsamlı Yatırım Anlaşması’nı (CAI) onaylama sürecini dondurdu.

Bunlardan hiçbiri tesadüf değil, aksine, ilk duyuşta ne kadar “komplocu” gelse de ABD’nin kışkırttığı daha büyük bir Melez Savaş’ın parçası. Artık ABD’nin daimi askeri, istihbarat ve diplomatik bürokrasisinin (“derin devlet”) ülkenin Çin’i “kontrol altına almasıyla” meşgul olduğuna hiç şüphe yok; bu, Donald Trump’tan Joe Biden yönetimine geçilirken aynı kalmasının kanıtladığı üzere, partizan tutumları aşan bir büyük stratejik hedef. Bu politika, ABD’nin Avustralya ve AB üyeleri gibi üzerlerinde orantısız bir etkiye sahip olduğu Batılı ülkelerle Çin’in ticari bağlarını sabote etme biçimini aldı. Amerika’nın amacı, ortaya çıkan çok kutuplu dünyada kaybolan tek kutuplu egemenliğini korumak.

Bu açıkça diğer herkesin pahasına gerçekleşiyor, ama o ülkelerin çok güçlü biçimde Amerika’nın ektisinde olan liderleri kendi ulusal çıkarlarını patronlarının çıkarlarına hizmet etmek için feda ediyorlar.

ABD’nin Çin’e karşı ekonomik kışkırtmaları tamamen kendi işi, ama Avustralya’nın ve AB’ninkiler Amerika’nın müdahalesi nedeniyle oluyor. Washington, Canberra’daki müttefiklerini Beijing’in onların ve Güney Pasifik’teki sözüm ona “etki alanında” bulunanların ulusal çıkarlarına sözde tehdit oluşturduğuna inandırdı. AB’ye gelince, ABD Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi’ndeki sözde “soykırım”la ilgili yanlış bilgi verdi, bu o noktaya geldi ki, liberal düşünceli liderler kendilerine bu yanlış haberlere tepki vermek zorunda hissettiler.

Bunun sonucunda, ABD kendini sürdüren bir tırmanma zincirini ve sonunda da Batılı vekilleri ile Çin arasındaki ikili ilişkilerin istikrarsızlaştırılmasını tetikledi. ABD’nin Batılı vekilleri, onlara, Kuşak ve Yol İnisiyatifi hakkındaki çürütülmüş şüpheler ve Xinjiang’daki “soykırım” hakkındaki yalan haberlerin gibi yanlış bahanelerle haklılaştırılan, Çin’i ekonomik saldırganlık yoluyla suçlu hale getirmeleri ilhamını veren bir psikolojik olarak sürdürülen Melez Savaş’a yakalandılar. Bunların zaten Çin’e karşı uzun süreli bir politika değişikliklerini düşündükleri dikkate alınırsa, ABD’nin vekillerini Çin ile ilişkilerine vermeye ikna ettiği zarar muhtemelen bir süre onarılamayacak.

DÜNYA, ABD’NİN “BÖL VE YÖNET” OYUNUNA KARŞI DİKKATLİ OLMALI

Bunun örnekleri arasında Avustralya’nın Victoria eyaletindeki iki Kuşak ve Yol projesini, yanlış sözüm ona “ulusal çıkarlar”a dayanarak aniden iptal etmesi ve AB’nin, ticarette “adil olmayan avantajlarla” mücadele söylemi altında hafifçe gizlenmiş açıkça Çin karşıtı alt anlamlar içeren yeni sanayi stratejisini içeriyor. Bu iki ekonomik gelişmenin, kaçınılmaz olarak bu tarafların Çin ile ilişkilerinde siyasi sonuçları olacak.

Bu düşmanca adımlara karşı, Beijing muhtemelen Rusya, geri kalan RCEP ülkeleri ve Küresel Güney’deki birçok Kuşak ve Yol ortağı ile ilişkilerine öncelik verecek. Bunun sonucu, dünyanın artan oranda Batılı ve Batılı olmayan devletlerarasında bölüneceği, ABD’nin kışkırttığı türden küresel ekonomik ilişkilerin çatallanması olacak. Amerikan seçkinleri dışında herkes için dezavantajlı olsa da insanların gelecek için umutlarını kaybetmelerine gerek yok. Çin, en büyük gelişmekte olan ülke olarak sorumlulukları nedeniyle dostu Küresel Güney ulusları on yıllardır tutarlı biçimde destekledi.

Kuşak ve Yol İnisiyatifi’nin yaklaşık 10 yıldır dünya çapındaki yatırımları ortaklarıyla bağını güçlendirirken, Çin’in yeni ikili dolaşım paradigması onu bu senaryo için hazırladı. Çin son zamanlarda Melez Savaş baskılarının dışında kalmaya karşılık tek taraflı tavizler uygulayarak Batı’nın ekonomik “güç diplomasisinin” bir çeşidine dayanmak zorunda kalmayacak kadar güçlü. Güvenli yoluna devam edebilir ve bunlar gibi ortaya çıkan zorluklara uyum sağlamaya devam edebilir.

Dünyanın geri kalanı ne olup bittiğini kavrarken, ortaya çıkan dünya düzenindeki açık kırılma hatlarını öğrenmeleri kaçınılmaz. Asıl çelişkiler Batı ile Batı olmayan; Küresel Milyar ile Küresel Güney; gelişmiş ülkelerle gelişmekte olan ülkeler, yeni emperyalizm ile anti emperyalizm; hukuksuzluk ile uluslararası hukuk ve ideoloji ile pragmatizm arasındadır.

Yine de, bu iki taraflar arasında önemli bir biçimde köprü vazifesini üstlenecek oyuncular olacaktır ve bunlar çoğunluğun yararına çalışacak ve gelecekte bir zaman “Yeni Detantı” ortaya çıkaracak olanlardır. O zamana kadar, dünya ABD’nin böl ve yönet oyununa karşı dikkatli olmalı ve küresel Melez Savaşa karşı çıkmalıdır.