China Daily / Zhang Yongpan

Bu yıl, çığır açan öneme sahip bir başarı olan Tibet’in barışçıl kurtuluşunun 70. yıl dönümü. Tibet, ilk çağlardan bu yana Çin’in ayrılmaz bir parçasıdır. Yuan hanedanlığının (1271-1368) 13. yüzyılda Çin’i birleştirmesinden sonra Tibet resmi olarak merkezi yönetime dâhil oldu ve Ming (1368-1644) ile Qing (1644-1911) hanedanlıkları ve Çin Cumhuriyeti (1912-1949) Tibet’in üzerinde egemenliğini kullanmaya devam etti.

Tibet, 1951 yılında Çin Komünist Partisi (ÇKP) barışçıl biçimde kurtarmadan önce kapalı ve geri kalmış feodal bir toplumdu. Hem Doğu hem de Batılı bilim insanlarının tarihi anlatıları 1951 yılından önce Tibet’in korkunç sosyal ve ekonomik koşullarını yansıtıyor. Dini liderler halkın zihinlerini yönetiyordu ve köle sahipleri ile üst sınıf rahipler bölgenin siyasetini ve ekonomisini kontrol ediyorlardı.  

1904 yılında Lhasa’yı ziyaret eden İngiliz gazeteci Edmund Candler, “The Unveiling of Lhasa” adlı kitabında Tibet toplumunu ayrıntılı biçimde anlattı. Hatta Dalai Lama grubu son yıllarda yayınladığı kitaplarda eski Tibet toplumunun çöküşün eşiğinde olduğunu kabul ediyor. 

Britanya 1888 ile 1904 yıllarında Tibet’i istila ederek, birçok ayrıcalık elde etti ve Çin’in egemenliğini ihlal etti. İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden sonra tüm dünya yeni bir gelişme yolu araştırmaya başladı. Bu yüzden Tibet’teki feodal efendiler ve dini liderler küresel toplumun gelişimiyle uyuşamadı. Britanya, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Güney Asya’dan çekilmek zorunda kaldı ve bu ülkenin çıkarları Hint yayılmacılar tarafından devralındı. Hindistan, 1947 yılında Britanya’dan bağımsızlığını kazandıktan sonra Tibet’ten faydalanmak amacıyla eski hükümdarının yerini almaya çalıştı. 

Bunun yanı sıra ABD, Kashag’a (Tibet kabinesi) silah sağlamaya hazırlanırken bölgeye casuslar gönderdi ve bazı yerel Tibet yetkililerine rüşvet verdi. Dini idareciler Han Çinlilerini Tibet’ten sürmek amacıyla bir komplo hazırladılar. Böylece uluslararası toplum, Çin Halk Cumhuriyeti’nin 1949 yılında kurulmasından sonra merkezi hükümetin Tibet meselesini nasıl ele alacağını merak etti. Çin, bunu Tibet’in barışçıl kurtulması yoluyla yaptı.

TİBET’İN BARIŞÇIL KURTULUŞU ÇİN’İN ETNİK BİRLİĞİNİ DESTEKLEDİ

Tibet’in barışçıl kurtuluşu iki safhaya ayrılabilir. İlk aşama, Çin merkezi hükümetinin Tibet’i kurtarmayı önerdiği 1950 yılının Ocak’tan Ekim ayına kadar geçen süreydi. Emperyalist saldırganların kışkırttığı yerel yönetimin üst tabakasındaki ayrılıkçıların egemen olduğu Tibet yerel hükümeti, Halk Kurtuluş Ordusu’nun Tibet’e girişini durdurmaya çalıştı. Bu direniş, barışçıl görüşmelerin kapısını açan ve Tibet’in barışçıl kurtuluşu için gerekli koşulları yaratan Qamdo savaşıyla sona erdi.

İkinci aşama, Kasım 1950’den Mayıs 1951’e kadar, merkezi hükümetin yabancı güçlerin Tibet’in iç işlerine müdahalesini yasaklayan, Halk Kurtuluş Ordusu’nun politikalarını Tibetlilere tanıttığı ve yerel halkın desteğini almaya çalıştığı süreydi. Bununla birlikte Tibet yerel hükümeti Ngapoi Ngawang Jigme başkanlığında bir heyeti Nisan 1951’de Beijing’deki merkezi hükümetle görüşmek için gönderdi.

Tibet’in barışçıl kurtuluşu, Merkezi Halk Hükümeti ile Tibet Yerel Hükümeti’nin Tibet’in Barışçıl Kurtuluşu Önlemleri Anlaşması’nı (17 Maddeli Anlaşma olarak da bilinir) 23 Mayıs 1951 tarihinde imzalamasıyla sağlandı. Anlaşma, Tibet ile ana vatan arasındaki ilişkiye açıklık getiriyor, ulusal savunmayı güçlendiriyor ve Tibet’i yabancı güçlerin işgaline karşı koruyor. Anlaşma ayrıca, Tibet’teki bölgesel etnik özerkliği vurguluyor, Dalai Lama ile Panchen Lama arasındaki birliği destekliyor ve din özgürlüğü ile Tibet kültürünü koruyor.

Anlaşma imzalanmadan önce 14. Dalai Lama, Tibet heyetiyle sürekli olarak temas halindeydi. Temmuz 1951’de merkezi hükümetten bir temsilci, Başkan Mao Zedong’un yazdığı ve Dalai Lama’dan Lhasa’ya dönmesini isteyen bir mektupla Tibet’in Yatung kentine vardı. Mektubunda Başkan Mao anlaşmanın, Tibet halkının ve Çin’deki diğer bütün etnik grupların çıkarına olduğunu söyledi. 21 Temmuz’da Dalai Lama Lhasa için Yatung kentinden ayrıldı. 24 Ekim’de Tibet yerel hükümeti adına “17 Maddeli Anlaşma”yı tam olarak kabul ettiğini kamuoyuna açıkladı. 

Tibet’in barışçıl kurtuluşu Çin’in etnik birliğini destekledi ve ÇKP’nin, etnik gruplarla ilgili meselelerin üstesinden gelme felsefesini gösterdi. Anlaşma, ulusal egemenliği ile haysiyeti barışçıl biçimde savunma ilkesine bağlı kalıyor ve Tibet’i Çin toplumuna bütünleştiriyor. Anlaşma ayrıca, Tibet ayrılıkçı güçlerinin başarısızlığını gösteriyor ve Tibet özerk bölgesinin siyasi, ekonomik ve kültürel gelişimini sağlayacağını vurguluyor. 

Fazla söze gerek yok, anlaşma Tibet’teki sosyal reformun temel taşıdır ve çiftçiler ile çobanların kendi toprağı ve otlaklarına sahip olmasına izin vererek, Tibet halkının sömürülmesini ve baskı görmesini sonlandırıyor. Tibet’in barışçıl kurtuluşu ayrıca bölgedeki sosyal istikrarı destekledi. “17 Maddeli Anlaşma” Tibet tarihinin dönüm noktasıydı, çünkü Batılı sömürgeci güçlerin bölgeyi işgalini önledi, Tibet halkının özgürlüğünü yaşamasına olanak sağladı ve Tibet toplumuna doğru yönde rehberlik etti.