O zamanlar dünyaya meraklı bir lise öğrencisiydim, dolayısıyla televizyon ve gazete haberlerini iyi hatırlıyorum; 1977 yılında (tam olarak 13 Temmuz gecesi) New York’ta 25 saat süren bir elektrik kesintisi meydana gelmiş, tüm kentte hayat durmuş, ortalık cehenneme dönmüştü. Binlerce kişi metro hatlarında ve asansörlerde mahsur kalmış, trafik lambalarının yanmaması nedeniyle trafik kilitlenmiş, pompalar çalışmadığı için sular kesilmiş, uçuşlar ve tren seferleri ertelenmiş, kentin dört yanında kundaklama, soygun, yağmalama olayları meydana gelmişti. Kesintinin ilk saatlerinde dört soyguncuyu öldüren ve üç bin kişiyi gözaltına alan polisin olayların üstesinden gelemeyeceğini anlayınca bir kenara çekildiği, kendi canının derdine düştüğü de belirtiliyordu. Dokuz milyonluk kentte 60’ı büyük çaplı tam bin 37 yangının çıktığı o gece, başta New Yorklular olmak üzere Amerikan halkının belleğinde yakın tarihin “dehşet gecelerinden biri” olarak yer etmiş durumda.

İşin ilginci, New York’ta yaşanan büyük kaos ve anarşi gecesini Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) gelişmişlik düzeyinin göstergesi olarak yorumlayanlar da yok değildi o günlerde. Yani ABD, o derece ileri bir ülkeydi ki, tek gecelik elektrik kesintisi bile insanların yaşamını tepetaklak edebiliyor, hayatı durdurabiliyordu! Bu ancak elektrik kesintisi nedir bilmeyen refah toplumlarında rastlanan sıra dışı ve anormal bir durumdu! Elektriğin sıkça kesildiği geri kalmış ülkelerde bu tür olayların yaşanmaması, halk alışkanlık kazandığı için gayet normaldi!

CRISTIAN PINEDA NEYİN SİMGESİ?

New York’taki sıcak ve karanlık yaz gecesinin üstünden 44 yıl geçti ve dünya şimdi Texas’ın dondurucu soğuğu ve bembeyaz kar fırtınasında gerçekleşen elektrik kesintileri nedeniyle felç olan yaşamı,  donarak ölen insanları konuşuyor. Tek fark, artık bu felaketin ABD’nin gelişmiş bir ülke olmasından kaynaklandığını iddia edene pek rastlanmıyor, tam tersine gerilemekte, hatta çökmekte olan bir sistemden söz ediliyor.

Elektrik olmadığı için ısıtılamayan evinde uyurken donarak ölen 11 yaşındaki Cristian Pineda’nın simge isim haline geldiği Texas felaketinde 60’tan fazla insanın benzer biçimde yaşamını yitirdiği açıklandı. Milyonlarca insan çaresiz kaldı. Enerji hatları çöktü, elektrik yok, petrol memleketinde benzin yok, temiz su yok. Yiyecek sıkıntısı söz konusu. Koronavirüsle mücadele çalışmaları tamamen durdu, aşı merkezleri kapatıldı. Eyalette acil durum ilan edildi ama derde derman yok.

Türk basınında Texas’ın genelde ılıman iklime sahip olduğunu, Texaslıların kar fırtınası ve dondurucu soğuğa hazırlıksız yakalandığını yazan çizenlere rastlandı ama devlet dediğin aygıt da bu tür olağanüstü durumlar için hazırlıkları, müdahale gücü, sorunları mümkün olan en kısa sürede çözme becerisiyle, “devlet” olur zaten. 2005’te güney eyaletlerinde on binlerce evin yıkıldığı, binlerce kişinin öldüğü kasırga ve sel baskınının yaralarını aradan geçen 15 yılda saramayan ABD yalnızca virüsle değil, aşırı sıcak ve normalin üstünde soğuk havayla da mücadele edemeyen bir ülke konumunda artık.

SERDAR TURGUT’UN AMERİKAN ESPRİSİ

ABD’nin manzarası böyleyken, HaberTürk’ün Washington temsilcisi Serdar Turgut’un “Berlin Duvarı’ndan Sonra Çin Duvarı da Çökecek” başlığı nedeniyle ister istemez dikkatimi çeken 19 Şubat tarihli yazısını okudum. Okumaz olaydım…

Texas’ta kar gövdeyi götürmüş ve onlarca insan maalesef donarak ölmüşken, Washington temsilcisi Turgut, kehanetin de ötesine geçiyor, “Çin Halk Cumhuriyeti sisteminin de çok yakında, tıpkı Doğu Almanya gibi çökeceğinin işaretlerini” görmeye başladığını yazıyor, en büyük sinyal olarak da bir internet uygulamasının Çin’de yasaklanmasını gösteriyordu yazısında.

Zeki, mizahi ve entelektüel olduğu konusunda yıllardır enteresan ısrar ve çaba içindeki bir köşe yazarının ABD’ye adeta kırmızı kar yağarken Çin’de sistemin yakında çökeceğinden dem vurması şaka gibiydi ama işin komik tarafı Turgut son derece ciddiydi. Doğrusu yazısının sonunda buz gibi bir Amerikan esprisi yaparak hiç olmazsa bir cümleyle “Texas’ta günlerdir süren elektrik kesintisi ABD’nin çok gelişmiş bir ülke olduğunun göstergesidir” demesini beklerdim ama hayal kırıklığına uğradım.

Kendi mahallesindeki çöküşü görmeyen, duymayan, konuşmayan Serdar Turgut’un “Çin’in çöküş işaretlerini” algılamasının Washington temsilciliğinden mi yoksa Washington’ın temsilciliğinden mi kaynaklandığını, inanın bilmiyorum. Dünyanın pek çok kentinde kar ve buz festivallerinin düzenlendiği şu günlerde ABD’deki yoksul ve sahipsiz insanların soğukta donarak can verdiği, buzlar çözüldüğünde gerçeklerin hep çok daha net görüleceği ama bazı buz tutmuş bazı kafalarda hiçbir şeyin değişmeyeceği ise bildiğim şeyler arasında yer alıyor.

Tunca Arslan