Haber: Samet Demir

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısı sonrası politika faizinde değişikliğe gidilmeyeceği açıklandı. TCMB bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını (politika faizi) yüzde 19’da sabit bıraktı.

Nisan ayında, yeni göreve gelen Şahap Kavcıoğlubaşkanlığında toplanan PPK toplantısında da politika faizi sabit tutulmuştu. Birçok uluslararası ve ulusal kuruluş da TCMB’nin mayıs ayında politika faizini sabit tutacağı tahmininde bulunmuştu.

“MERKEZ BANKASI PEK TABİİ ALANI DAR OLDUĞU İÇİN FAİZİ SABİT TUTTU”

Aydınlık gazetesi ekonomi yazarı gazeteci Recep Erçin, TCMB’nin faiz kararını CRI Türk’e değerlendirdi.

TCMB’nin faizi sabit tutma kararının piyasa beklentilerini karşılayıp karşılamadığı sorusuna yanıt veren Erçin’in açıklamaları şöyle:

“Beklentileri karşıladı evet ama ‘Olması gereken mi?’ diye sorarsanız aynı yanıtı veremem. Evet küresel tedarik zincirindeki bozulma dolayısıyla bir enflasyonist baskı var. Bunun yanında döviz kuru geçişkenliği, Merkez Bankası’nın çalışmalarıyla da sabit, artmış durumda. Nisanda enflasyon yüzde 17 geldi. İlk enflasyon raporuna göre ikinci raporda yıl sonu beklentisi 2,8 yüzde puan yukarı çekildi ve yüzde 12,2 orta nokta olarak belirlendi. Bunun yüzde 14’e kadar yolu açık. Mart ayında 200 baz puanlık faiz artışı yaptığımız noktaya göre enflasyon beklentilerinde de göstergelerinde de olumlu bir durum söz konusu değil. Beklenti anketlerini kıyasladığımız, ekonomist Arda Tunca Twitter’daki yorumunda buna işaret etti, reel faiz marjı daralıyor. Bu durumda siz dolarizasyonu besliyorsunuz. Merkez Bankası pek tabii alanı dar olduğu için faizi sabit tuttu. Ancak bir gösterge olması anlamında, siyasi baskıyı bir yana koyuyorum, 25 baz puan da olsa faiz artırmalıydı. Böylece biz Başkan Kavcıoğlu’nun pozitif reel faiz taahhüdünün somut bir karşılığı olduğunu da görecektik.

ENFLASYON İLE BİRLİKTE GELECEK AYLARDA FAİZ DE ARTAR MI?

Talep tarafının hareketli olduğunu gözlemliyoruz. Kredilerde de ılımlı seyir devam ediyor. Türkiye yapısı gereği ister istemez kredilerde frene basamıyor. Bu tıpkı gerçek anlamda tam kapanma yapamamak gibi. Kendimize has koşullarımız, nedenlerimiz var. Bunun için kimseyi suçlayamayız. Bu anlamda yüzde 19’luk faiz yavaş yavaş etki ediyor olsa da hem talep tarafı hem buna bağlı olarak krediler tarafı enflasyonu besliyor. Bunu ben değil, Merkez Bankası Para Politikası Kurulu metninde ve enflasyon raporunda söylüyor. O halde yeterince sıkı değiliz, demek. Olmamız mı lazım?, o başka bir tartışma konusu.

Yukarıda aktardım enflasyona yönelik beklentiler pek olumlu değil. Ama Para Politikası Kurulu önümüzdeki aylarda düşüş bekliyor. Beklenti gerçekleşirse artış değil faiz indirimi için kapı açılır.”

MERKEZ BANKASI YİNE “ENFLASYONUN ÜZERİNDE FAİZ” AÇIKLAMASI YAPTI

Merkez Bankası’ndan yapılan açıklamada, “Enflasyon ve enflasyon beklentilerindeki yüksek seviyeler dikkate alınarak, Nisan Enflasyon Raporu tahmin patikasındaki belirgin düşüş sağlanana kadar para politikasındaki mevcut duruş sürdürülecektir. Orta vadeli yüzde 5 hedefine ulaşıncaya kadar politika faizi, güçlü dezenflasyonist etkiyi muhafaza edecek şekilde, enflasyonun üzerinde bir düzeyde oluşturulmaya devam edilecektir.” denildi.

Nisandaki toplantı metninde faizlerin enflasyonun üzerinde tutulacağı ifade edilmişti. Mayıs ayı metninde de benzer ifadeler yer aldı.

Mayıs ayı enflasyonu ise yüzde 17’nin üzerinde açıklanmıştı. TCMB ise yıl sonu enflasyon beklentisini yüzde 9,4’ten 12,2’ye yükseltmişti.

TCMB’nin faiz kararının tam metni ise şöyle:

“Para Politikası Kurulu (Kurul), politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının yüzde 19 düzeyinde sabit tutulmasına karar vermiştir.

Salgına bağlı olarak 2020 yılında sert daralan küresel ekonomi, destekleyici politikalar ve aşılama sürecindeki olumlu gelişmelerin etkisiyle toparlanmaya devam etmektedir. Bu iyileşme sürecinde, özellikle imalât sanayi faaliyeti ve küresel ticaretteki ivmelenme belirleyici olmaktadır. Son dönemde emtia fiyatlarında yeniden artış gözlenirken, yükselen küresel enflasyon beklentilerinin uluslararası finansal piyasalar üzerindeki etkileri önemini korumaktadır.

Salgının sınırlayıcı etkilerine rağmen yurt içi iktisadi faaliyet güçlü seyretmektedir. Salgın kısıtlamalarına bağlı olarak iç talep bir miktar ivme kaybederken, dış talep gücünü korumaktadır. İmalât sanayi faaliyeti kuvvetli bir ivme sergilerken, salgın kısıtlamalarından olumsuz etkilenen hizmet sektörlerindeki zayıf seyir sürmektedir. Bununla birlikte, salgının gidişatı ve aşılama sürecine bağlı olarak iktisadi faaliyet üzerinde her iki yönde riskler bulunmaktadır. Ticari kredilerin yanı sıra bireysel kredilerde de daha ılımlı bir seyir gözlenmekle birlikte, bu gelişmenin kalıcılığı makroekonomik istikrar açısından yakından takip edilmektedir. Emtia fiyatlarındaki yükselişe karşın, ihracattaki güçlü artış eğilimi, altın ithalatındaki belirgin gerileme ve finansal koşullardaki sıkılaşmanın etkisiyle kredilerde gözlenen yavaşlama cari işlemler dengesinde öngörülen iyileşmeyi desteklemektedir.

Talep ve maliyet unsurları, bazı sektörlerdeki arz kısıtları ve enflasyon beklentilerindeki yüksek seviyeler, fiyatlama davranışları ve enflasyon görünümü üzerinde risk oluşturmaya devam etmektedir. Parasal sıkılaştırmanın krediler ve iç talep üzerindeki yavaşlatıcı etkileri gözlenmeye başlamıştır. Enflasyon ve enflasyon beklentilerindeki yüksek seviyeler dikkate alınarak, Nisan Enflasyon Raporu tahmin patikasındaki belirgin düşüş sağlanana kadar para politikasındaki mevcut duruş sürdürülecektir. Bu doğrultuda Kurul, politika faizinin sabit tutulmasına karar vermiştir.

TCMB, fiyat istikrarı temel amacı doğrultusunda elindeki tüm araçları kararlılıkla kullanmaya devam edecektir. Enflasyonda kalıcı düşüşe işaret eden güçlü göstergeler oluşana ve orta vadeli yüzde 5 hedefine ulaşıncaya kadar politika faizi, güçlü dezenflasyonist etkiyi muhafaza edecek şekilde, enflasyonun üzerinde bir düzeyde oluşturulmaya devam edilecektir.

Fiyatlar genel düzeyinde sağlanacak istikrar, ülke risk primlerindeki düşüş, ters para ikâmesinin başlaması, döviz rezervlerinin artış eğilimine girmesi ve finansman maliyetlerinin kalıcı olarak gerilemesi yoluyla makroekonomik istikrarı ve finansal istikrarı olumlu etkileyecektir. Böylelikle, yatırım, üretim ve istihdam artışının sağlıklı ve sürdürülebilir bir şekilde devamı için uygun zemin oluşacaktır.

Kurul, kararlarını şeffaf, öngörülebilir ve veri odaklı bir çerçevede almaya devam edecektir.”