Marmara Grubu Vakfı Genel Başkanı Dr. Akkan Suver, CRI Türk’te Tuğçe Akkaş’ın hazırlayıp sunduğu “Güne Başlarken” programına konuk oldu. Suver, Türkiye – Çin Halk Cumhuriyeti ilişkileri ve Kuşak Yol İnisiyatifi hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Kuşak ve Yol İnisiyatifi kapsamında gerçekleştirilen toplantılara dikkat çeken Dr. Akkan Suver, toplantılarda Çin, Rusya, Türkiye başta olmak üzere pek çok devletin yer aldığını ve bu toplantıların Birleşmiş Milletler’in (BM) katılımıyla yapıldığını belirtti.

“KUŞAK VE YOL MEDENİYET ENTEGRASYONU PROJESİDİR”

Çin’in Kuşak ve Yol kapsamında Türkiye’ye büyük önem verdiğini aktaran Suver’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Tarihi ve coğrafi konum iki ülkeyi Kuşak Yol konseptiyle doğal ortak haline getirmiştir. Bu bazılarınca bir ekonomik kazanç veya sade bir ticaret olarak değerlendirilmektedir. Bu yanlıştır. Kuşak ve Yol bana göre bir yetenek, fikir ve bilgi paylaşımıdır.

Kuşak ve Yol bir piyasa projesi olduğu kadar bir medeniyet entegrasyonu projesidir. Ayrıca bana göre kıtalararası bir barış ve istikrar projesi olarak ilişkilere stratejik bir vizyon getirecektir. Bu proje insanlık âleminin önüne yepyeni fırsatlar sunmuştur. Sunulan fırsatlar farklı tarih, kültür ve sosyal sistemlere sahip ülkeleri ortak değerlerde buluşturacaktır. İnsanlar arasındaki mevcut endişelere saygı gösterilmesiyle bu endişeler ortadan kaldırılabilecektir. Kuşak ve Yol’un ana hatları bunlardır.

Kuşak ve Yol’u bir barış projesi olarak görüyorum. Orta Asya ve Orta Doğu’da yaşanan gerginlikler bu proje ile son bulabilir. Yine bu proje ile insanlar birbirini tanıyacaktır. Diller ile dinler arasında geliş ve gidiş olacaktır. Dünyada bugüne kadar Hristiyanlık, Müslümanlık ve Musevilik gibi dinlerden başka dinler göze çarpmazken, Budizm gibi Konfüçyusçülük gibi Taoizm gibi dinlerin yer aldığı bir ortaklık oluşacaktır. İngilizce, Fransızca, Almanca değil, Çince ve onun yanı sıra Asya ülkelerinin dilleri birbirleriyle tanışacaktır. Türkiye burada çok isabetli bir tutum sergilemiştir ve başlangıcından itibaren bu projeye sıcak bakmış ve bunu bir hedef olarak da benimsemiştir. Türkiye, Kuşak Yol projesi için birtakım yatırımlara hemen başlamış ve bu yatırımları da hayata geçirmiştir. Bakü-Tiflis-Kars demir yolu, İstanbul’da yapılan köprüler… Türkiye yakın zamanda Kuşak Yol projesinde Avrupa’ya, Asya’ya ve Kuzey Avrupa ile Güney Avrupa’ya giden yolların kesiştiği bir merkez olacaktır.

30 Ekim 2017 tarihinde Bakü-Tiflis-Kars demir yolu hattıyla Pekin’i Londra’ya bağlayacak olan bir koridor da oluşmuş bulunmaktadır. Buna ait mutabakat da Sayın Xi Jinping ile Sayın Erdoğan arasında imzalanmıştır.

Bir de Deniz İpek Yolu var. Her ne kadar Türkiye bu Deniz İpek Yolu’nda dışarıda kalmış gibi görünüyorsa da, ben inanıyorum ki, yakın bir gelecekte bizim dört limanımızdan birinden de faydalanabileceklerdir. Mesela Mersin Limanı, Aliağa Limanı, İzmir Limanı ve ya Çandarlı Limanı… Bu limanlar bizim uluslararası normlarda olan limanlarımızdır.

Sonuç olarak, bu muhteşem bir inisiyatiftir ve bir barış projesidir. Nasıl Avrupa Birliği (AB) projesi Nobel aldıysa yakın bir zamanda bu projenin de anlamı anlaşılacak. Kuşak ve Yol İnisiyatifi Nobel Barış Ödülüne layık görülecek kadar önemli bir hareket olacaktır.

KUŞAK VE YOL AKADEMİSİ

Çin’de ‘Kuşak ve Yol Akademisi’ adıyla bir akademi kuruldu. Bu akademi, 1 Ocak 2021 tarihinden itibaren beni de üyeliğe kabul etti. Bu akademi şu an için sanal bir vaziyette. Pandemi elimizi kolumu bağladı.

Eylül ayında akademi bir toplantı yapacak ve bu toplantıda alt forum adı altında biyolojik çeşitlilik konusunu gündeme getirecek. Ekim 2021’de de biyolojik çeşitlilik esas toplantısı yapılacak. Eğer Covid-19 şartları izin verirse bu toplantıyı katılarak yapacağız. İzin vermezse sanal ortamda gerçekleştireceğiz.
Kuşak ve Yol Akademisi, Çin’in ortaya koyduğu projeyi hayata geçirecek akademik bir yol haritası çizecektir. Bu akdeminin çalışmalarını da Türkiye’de yeterince duyurmak gerektiğine inananlardan biriyim.

TÜRKİYE İLE ÇİN ARASINDAKİ İLİŞKİLERİN 50. YIL DÖNÜMÜ

Türkiye ile Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki diplomatik ilişkilerin 1971 yılında temelleri atıldı. O günün şartlarına göre, bu sembolik anlamda seyretmiş. 1980’li yıllarda iki ülkenin açık politikaları benimsemesi o güne kadar dalgalı seyreden ilişkilerde bir canlanma görüldü. 90’lı yıllarda ise ekonomik alanlarda gelişme kaydedilmeye başlandı. Özellikle 1995 yılında Süleyman Demirel’in, 1998 yılında Bülent Ecevit’in ziyaretleri oldu. 2000 yılında Çin Halk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Jiang Zemin’in ziyareti ve 2002 yılında da Çin Halk Cumhuriyeti Başbakanı’nın ziyaretleriyle ilişkiler hız kazandı.

Türkiye’nin Çin ile ilişkileri Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakan olarak ziyareti, Çin Halk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Xi Jinping’in Türkiye’ye gelmesi, dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Beijing’e ziyaretleri daha çaplı bir ortamın oluşmasını sağladı. 2012 yılında Çin Kültür Yılı, 2013 yılında da Çin’de Türk Kültür Yılı’nın kutlanması ilişkileri biraz daha pozitif anlamda büyüttü.

Süren ilişkilerimiz Çin Halk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Xi Jinping’in 2013 yılında Kuşak ve Yol’u Türkiye’de yeniden gündeme getirmesi ve Türkiye Cumhurbaşkanı’nın bu projeyi benimsemesiyle ilişkilerimizde bir ivme oluşturdu. Bu proje ile ilgili kurulan Asya Altyapı Bankası’na da Türkiye kurucu üye olmuştur. İki ülke merkez bankalarının para takası anlaşmasının hayata geçmesi de ilişkilerin istikrarında başka önemli safhadır. Türkiye’den Çin Halk Cumhuriyeti’nin çeşitli şehirlerine haftalık uçuş yaklaşık 30 civarındadır. İki ülke arasında çoklu geliş gidiş ilişkilere ayrı bir güç kazandırmaktadır. Covid-19 nedeniyle aramızda oluşan yardım ve dayanışma iş birliği mevcut ilişkilerin tutarlılığına örnektir.

ÇİN HALK CUMHURİYETİ DÜNYANIN EN BÜYÜK İKİNCİ EKONOMİSİ HALİNE GELDİ

Bu yıl temmuz ayında 100. yılını idrak edecek olan Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) başarılı çalışmalarının ve Çin halkının hayat standardına yaptığı yüksek katkıların burada duyurulmasında da fayda görüyorum. Bu da bana göre önemli bir noktadır. Çünkü yarı feodal yapıdan ÇKP’nin çalışmalarıyla Çin Halk Cumhuriyeti’ne dönüşmüş ve bugün dünyanın en büyük ikinci ekonomisi haline gelmiştir. Dünyanın en büyük sanayisine, en büyük döviz rezervine sahip ülke haline gelen Çin’i Türkiye’de geleceğimiz açısından, yarınlarımızın pekişmesi açısından daha iyi tanıtmamız gerektiğine de büyük bir samimiyetle inanıyorum.

Aramızdaki mesafe uzun olabilir ama bu Türkiye-Çin münasebetlerinin gelişmemesine, Türk ve Çin halkının birbirini tanımamasına engel değildir. Burada bize düşen, iki ülkenin değerlerini, iki ülkenin birlikte büyümesini temin edecek projelere müspet bakmak, yeşil ışık yakmaktır. Başkanlığını yaptığım Marmara Grubu Vakfı’nda bizler bu projeyi bir medeniyet projesi olarak görmekteyiz, bir barış projesi olarak görmekteyiz. Yaklaşık 7 yıldır ‘Kuşak ve Yol Aydınlığı’ diye enerjiyi, ekonomiyi ele alan toplantılar gerçekleştirmekteyiz. Türkiye’de sivil toplum kuruluşlarının daha faal olması, daha çok gündem oluşturacak etkinliklerde bulunması benim arzumdur.”