Global Times / Franz Gayl

Merriam Webster sözlüğü “ötekileştirme” kelimesini, bir ırk veya kültürün, farklı birey gruplarından ziyade “büyük, tek tip bir kitle gibi görünmesi için yapılan… Diğer gruptan insanlara, kendi grubundakilerinden daha az insani olarak davranan” bir eylem olarak tanımlar. Tarihsel olarak, “ötekileştirme” normalde empatik erkek ile kadınları savaşta daha az ayrımcılık ve daha büyük vahşetle hareket etmeye hazırlayan Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) düşmanlarını insanlıktan çıkarmak için bir şartlandırma mekanizması olarak hizmet etti.

ABD’nin II. Dünya Savaşı sırasında, Japonları ötekileştirmesi, dezenformasyonu bir silah olarak kullanmayı ve ırkçı stereotipleri artırmayı içeriyordu. Sadece Sovyetler Birliği’ni caydırmak için Japon Amerikalıların tartışmalı tutuklanması, Tokyo’nun bombalanması ve Japon şehirlerine atom bombası atılması için gerekli psikolojik koşulları belirlemede etkili olduğu düşünülüyordu. Bu muhtemelen değiştirilmediğinde, bir askerin savaşçı olmayan insanlara empati duyması, bu acımasız Amerikan operasyonlarını ve hedeflerini riske atabilirdi.

Çin halkının ötekileştirilmesi, yakın zamandaki ABD haber medyasında çıkan doğrulanmamış söylentiler, dezenformasyon ve çelişkili gerçeklerin seçici bir şekilde hariç tutulmasında açıkça görülüyor. Çin karşıtı özel çıkarların, ABD-Çin çatışmasını teşvik etmek de dâhil olmak üzere, Çin’in politikalarına karşı ön yargılı hikâyeler yayınlamaları için ABD’li gazetecilere bile para ödediği bildirildi. Bu arada, ABD Kongresindeki Taiwan Adası’nın ayrılmasından yana olanlar, adadaki ABD’ye özenen insanların etnik kimlik bakımından “Çinli olmayanlar” olduğu şeklindeki absürt kamu algısını beslediler.

Çin ötekileştirmesinin görünürdeki karmaşıklığı ve koordinasyonu, ABD’deki bazılarının Amerikalıları, Taiwan üzerinden Çin’le bir savaşın belirli dehşetlerine karşı duyarsızlaştırmaya çalıştığının göstergesidir. Bunun etkilerine Amerikan toplumunda zaten tanık olunuyor. Başkanlık düzeyinde bir kınamaya rağmen, Çin ve Asyalılara yönelik ırkçı nedenli saldırılar genel olarak keskin bir şekilde artıyor. Gelecekteki düşmanımızın insanlıktan çıkarılmasına, Çin karşıtı özel çıkarları memnun edecek şekilde tam hızıyla devam ediliyor.

Bazıları, “Çinli olmayan” ada vatandaşlarının yalnızca ideolojik desteği değil, korumamızı hak ettiğini iddia ederek ABD’nin Taiwan için Çin ile savaşının adil bir savaş olacağını öne sürüyor. Diğerleri daha da ileri gidecek ve ABD nükleer şemsiyesinin adayı kapsayacak şekilde genişletilmesi gerektiğini iddia edecek. Taiwan Adası’nın Güneydoğu Asya’daki Amerikan değerlerinin son kalesi ve Çin’i sınırlayan son barikat olduğunu umutsuzca ortaya koymaya çalışıyorlar.

TAIWAN ADASI GÜNEYDOĞU ASYA’DAKİ AMERİKAN DEĞERLERİNİN SON KALESİ

Nükleer silah teması daha yakından bakılmayı hak ediyor. 20. yüzyılın farklı dönemlerinde üst düzey ABD askeri liderleri, nükleer olmayan Asya ülkeleriyle konvansiyonel çatışmalarda inisiyatif kazanmak için nükleer silahların kullanılmasını üstünkörü bir biçimde önerdiler. Taiwan Adası’na ek olarak bunlar Vietnam, Kore ve Çin ile ve içinde anlaşmazlıkları içeriyordu. Benzer şekilde, yoğun nüfuslu bir Japonya’ya karşı bomba ve nükleer silahların kullanılması, önemli bir muhalefet olmaksızın makul kılındı.

Avrupa sahnesinde durum böyle değildi. Dresden, Hamburg ve diğer yerlerdeki bombardıman, planlanırken bile duygusal açıdan itiraz edildi, ancak İmparatorluk Japonya’sının fanatizmi ve acımasız davranışı Nazi Almanyası ile aynı seviyedeydi. Gerçekte, Winston Churchill bunu yazacak kadar ileri gitti; Dresden’in bombardımanı, müttefiklerce gerçekleştirilmesi karşısında ciddi bir soru olmaya devam ediyor. Tokyo, Nagazaki ve Hiroşima, bu kadar seçkin bir Batılı savunucudan fayda sağlamadı ve açıkçası Çin de fayda sağlamadı.

Bugün, ülkelerine üniformalı olarak hizmet vermemiş çoğu şahin Kongre üyeleri, Taiwan Adası’nın Çin’den ayrılmasını desteklemekle ilgili seçenekleri gelişigüzel bir şekilde yeniden gündeme getiriyor. Hizmet etmenin fedakârlıklarını bilmediğinden ve belki de Çin ile diğer Asya ırkları ve kültürleriyle etnik kimlik eksikliği nedeniyle çoğu için bu konuda sert konuşmak kolaydır. Asyalı kayıpların sadece nükleer zayiat istatistiklerine yönelik bu düşüncesiz devalüasyonu, 20. yüzyılda görülen aynı tür Amerikan ötekileştirmesinden kaynaklanmaktadır. Küçük Taiwan Adası bir savaşta, dünya savaşlarından beri görülmeyen bir şiddette bir çarpışma alanına dönüşecek.

ABD’nin Asya ve Avrupa yaşamlarına bakış açısındaki farklılık, herhangi bir denizaşırı veya yerli Asya vatandaşı için yeni bir şey değil. Mevcut Amerikan devalüasyonunu ve ötekileştirmeyi, Çin’in iç işlerini ve egemenliğini ihlal etmek için şüpheli bir gerekçeye dönüştürmek beyhude ve şeffaftır. Bu aynı zamanda, Taiwan Adası üzerindeki bir savaşın özünde ve görüntüsünde bir emperyal ABD seferi olan ilkel, acımasız, sınırsız bir savaşa hızla dönüşeceğine delalet ediyor.

Bir Amerikalı olarak önceliğim ABD’nin ulusal çıkarlarıdır. Taiwan Adası’nın ayrılmasını desteklemeye çalışmak, önceden kaybedeceğimizi bildiğimiz için ABD’nin ulusal çıkarlarına doğrudan aykırıdır. Yenilgi durumunda bile pek çok politikacı, muhafazakâr ideolog, para alan gazeteciler ve ABD savunma sanayisi gibi özel çıkarlar, Vietnam’dan sonra benzer bir komplonun yaptığı gibi fayda sağlayacaktır. Ancak Taiwan’ın ayrılması, zafere gitmeyen şeffaf bir sığ davadır. Aslında, tarihsel emsal, ABD’nin baştan kaybedeceğini, çünkü Amerikan halkının, ancak bu tarifsiz trajedinin ortaya çıkmasından sonra bu sahte ölümcül maskaralığın iç yüzünü anlayacağını gösteriyor.

Sonunda, Taiwan fiziksel olarak yakın, etnik olarak özdeş ve milliyetçi olarak beslenen 1,4 milyarın üzerinde nüfusuyla Çin için uzaktaki, aşırı genişlemiş ve hepsinden önemlisi yanlış bir şekilde teşvik edilmiş 350 milyonluk ABD’den daha fazla anlam ifade edecektir. Savaş trajedisinin ağır sorumluluğu, verilen görevin meşru ve fedakârlığa değeceği inancıyla ABD ordusunda hizmet etmeye gönüllü olan genç, yurtsever erkek ve kadınların üzerine düşecektir. Ne yazık ki, ABD ile Çin arasında Taiwan Adası yüzünden bir savaş, onların iyi niyetlerine tam bir ihanet olacaktır.