CGTN / Hamzah Rifaat Hussain

İranlı uzman Fuad İzedi geçen hafta Washington D.C.’nin Ortak Kapsamlı Eylem Planı (JCPOA) anlaşmasını, sadece nükleer sorunların ötesine giden ve İran’ın füze programı gibi, bölgesel bir anlaşma olarak şekillendirmeye çalıştığını iddia ettiğinde, bu İran’da, öbür türlü jeopolitik tarafından rehin alınan ve çok taraflılığa bir darbe vuran ABD ile gelecekteki ilişkiler konusunda bir ton değişikliğini gösterdi. Ancak ABD’deki sertlik yanlılarının tepkileri sağlam temellere dayanan şüpheciliğe rağmen canice bir açık hikâyeyi ortaya koydu. Açık söylemek gerekirse, ABD’nin İran’a karşı benimsediği şahin tutum Amerikan siyasetindeki iç kargaşanın doğrudan bir ürünüdür.

Biden yönetiminin İran sorununa, JCPOA anlaşması konusunda haksız tereddütlerle sonuçlanan, içerideki eleştirileri rahatlatmak amacı ile yaklaştığı gerçek olsa da hava saldırıları ve ulusal ekonomiyi boğma da dâhil, İran’la anlaşmazlık tohumlarının ekilmesi Trump yönetiminin seçim mühendisliğine tabi idi. Bu açıklamalar, Biden’ın selefi ile ocakta Beyaz Saray’da Trump’ın Tahran’la bir askeri çatışmaya girme girişimlerini engellemek için koordineli bir çaba gösteren Genelkurmay Başkanı General Mark Milley tarafından yapıldı. Daha korkuncu, Başkan Trump’ın Washington’ın İran politikasını 2020 başkanlık seçimlerinin sonuçlarını değiştirmek için kullanmasıydı, bu çabalar Amerikan demokrasisi için bir komedi olan, Amerikan aşırı sağının Kongre binasına korkunç saldırısını da içeriyordu. Bu kabul etmeler General Milley’in barışçı iktidar devrini engellemek için söylemlerin sertleşmesi ve Amerikan sokaklarında ordunun kullanılması olarak tanımladığı şeyin kullanımını da teyit ediyor. Bu yüzden, Milley’in engelleme çabalarının olmaması İran, bölgesel ve uluslararası barış için farklı bir senaryo ile sonuçlanabilirdi.

BIDEN YÖNETİMİ ÇOK TARAFLI İLİŞKİLERE ZARAR VEREN GERÇEKLERİ TERSİNE ÇEVİRMEDİ

Yaptırımlar, muhtemelen askeri hareketler ve hava saldırıları ile İran’la savaş davasını savunmak, ABD’deki iç destek üslerini yatıştırmak için yapılan seçim kampanyaları ile el ele sürdü. Bu, vizyoner diplomasi ve Tahran ile anlamlı bir diyalog yoluyla anlama konusunu ele almanın ikinci planda kaldığı anlamına geliyordu. Bu aynı zamanda Trump yönetiminin sürdürdüğü sorumsuz tek taraflılık ve 2020 seçim sonuçları hakkında sürdürülen “Büyük Yalan” yaygarasının Tahran’la ilişkilerden elde edilecek faydaların Cumhuriyetçi kumar tarafından gölgede bırakılmasını da açıklıyor.

Milley ve Trump arasındaki siyasi tartışmaların bu anlatımları, Wall Street Journal’dan Michael Bendel ve Washington Post’tan Carol Leonnig de dâhil, sonraki yıl Trump’ın başkanlığı hakkında kitap yayınlayan yazarlar tarafından atıf yapılan kaynaklarca da desteklendi.

Bütün bunlar JCPOA müzakerelerini bugün rahatsız edici şu merkezi soruyu ortaya çıkarıyor. Nükleer silah peşindeki devletlerin engellenmesi, silahların yayılmasını engelleyen hükümetin güçlendirilmesi yerine zayıflatılmasıyla sonuçlanan, değişik Amerikan yönetimlerinin iç kapris ve isteklerine mi tabi olmalıdır?

Trump’ın danışmanları İran’a karşı askeri eylem için bastırırken, JCPOA’nın kutsallığını ve geçerliliğini etkileyen seçim siyaseti ile dış politika arasındaki zehirleyici ilişki açıktır. İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin öldürülmesinin ötesinde İran’la doğrudan bir savaşa girmenin maliyetinin Cumhuriyetçi Parti’nin inanılırlığı için sonuçları olacağını ve ülke için müdahale etmeme çağrılarına neden olacağını dikkate alın. Bu askerlerin çekilmesi ve gerginliklerin azaltılmasının gerçekliğini zayıflatırdı. Gerçekçiliğe dayanan bu değişkenin ötesinde, anlaşmanın asla yeniden diriltilememesi mümkündü ve siyasi fayda sağlamak için İran’a askeri bir saldırı Trump döneminin son zamanlarında tercih edilen hareket tarzı olabilirdi.

Ne yazık ki, Biden yönetimi şimdiye kadar, İran iç politikası ve Tahran ile çok taraflı ilişkilere zarar veren bu rahatsız edici gerçekleri tersine çevirmek için çok az şey yaptı. Irak ve Suriye’deki tartışmalı tutumlarına rağmen Irak’taki İran milislerine karşı yapılan hava saldırıları, Biden’ın JCPOA konusundaki seçim vaatlerini yerine getirmesine orantısız bir şekilde odaklanılırken, sadece Washington’ın niyetleri konusundaki şüpheleri güçlendirdi. Şimdiye kadarki sonuçlar, Rusya ile Çin gibi ilgili tarafların ABD’nin daha tavizci bir yaklaşım benimsemesi ve bu krizi pragmatizmle çözme çağrılarına rağmen anlamlı değildi.  İran konusunda iç politika ötesinde pragmatik olmak Trump döneminde yoktu. Biden yönetimi benzer bir yaklaşım benimsemekten kaçınmalıdır.