Suriye’deki krizin 11. yılına girilirken Türkiye’nin göç politikası tartışılmaya devam ediyor. Bugün yaklaşık 4 milyon Suriyeli Türkiye’de yaşama tutunmaya çalışıyor.

Bu ay Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) ile yardım karşılığında göçmenlerin Avrupa’ya kitleler halinde geçişini önlemek için yaptığı anlaşmanın beşinci yılına giriliyor. Bazı uzmanlara göre, mülteci anlaşması Türkiye-Avrupa ilişkilerinde ilerleme görülen tek konu. Bu nedenle de bugün bu konu ilişkilerin önemli bir unsurunu oluşturuyor.

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, kısa süre önce yaptığı açıklamada, AB-Türkiye mülteci anlaşmasının gelecekte yenilenmesi gerektiğini ifade ederek mülteci anlaşmasının Avrupa’ya gelen sığınmacı sayısını azalttığını ve Akdeniz’deki ölümlerin sayısını düşürdüğünü söyledi.

Özyeğin Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Deniz Şenol Sert, CRI Türk’te Tuğçe Akkaş’ın hazırlayıp sunduğu “Güne Başlarken” programına konuk oldu. Doç. Dr. Şenol, geride kalan 10 yılda Suriye’deki krizin insani ve siyasi boyutlarını değerlendirdi.

GÖÇ POLİTİKASINDA BELİRSİZLİK SÜRÜYOR

Türkiye’nin Suriyeliler hakkındaki göç politikasının gri alanlar yarattığını ifade eden Doç. Dr. Deniz Şenol Sert, Türkiye’deki Suriyelilere “mülteci” statüsünün verilmediğini belirtti.

Türkiye’nin Cenevre Sözleşmesi nedeniyle doğudan gelenlere “mülteci” sıfatı vermediğini aktaran Şenol, “Suriyeliler içinse hem sayılarının yüksek olması nedeniyle hem de başvuruların işlenmesinin mümkün olmaması sebebiyle ‘geçici koruma statüsü’ verildi. ‘Geçici koruma statüsü’ oldukça belirsiz bir statü çünkü geçiciliğin ne kadar sürdüğü hiçbir yerde tanımlanmış değil. Dolayısıyla Türkiye’de aslında iki türlü politika izleniyor. Suriyelilerle birlikte yaşayacağımız fikri oturmaya başlamış gibi görünüyor. Çünkü özellikle geçim kaynakları ve girişimcilik kaynakları gibi konularda çok fazla entegrasyon programı yapılmaya başlandı. Diğer yandan Suriye’de bir çözüm olduğu takdirde geriye dönüş olacağını söyleyenler de var. Belirsizliğin devam ettiğini söyleyebiliriz.” dedi.

“GÖÇMEN, SIĞINMACI VE MÜLTECİ” ARASINDAKİ FARK

Sığınmacı, göçmen ve mülteci statüleri arasındaki farklara da değinen Doç. Dr. Deniz Şenol Sert, bir yerden başka bir yere giden herkese “göçmen” denilebileceğini kaydetti.

Göçmenler arasında da düzenli ve düzensiz ayrımının yapılabileceğini aktaran Özyeğin Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Deniz Şenol Sert, “Mesela genellikle Libya’dan bota binip Avrupa’ya gitmeye çalışanlara ‘düzensiz göçmen’ diyoruz, ama mültecilik öyle bir şey değil. Mültecilik, uluslararası hükümler tarafından 1951’de Cenevre Konvansiyonu’nda belirlenmiş, devletlerin verdiği bir statü. Birdenbire gelip de ‘Ben mülteciyim.’ diyemiyorsunuz. Bir başvuru süreci var. Önce gittiğiniz ülkeye başvurmak zorundasınız. Uluslararası bir sınırı geçmek zorundasınız. Suriye içinde yerinden edilmiş insanların durumu oldukça daha çetrefilli. Düşünürseniz koruması gereken devlet tarafından yerlerinden edilmiş durumdalar. Uluslararası bir sınırı geçtiğiniz takdirde geldiğiniz ülkeye sığınma başvurusunda bulunuyorsunuz. Sığınma başvurusu size bir süre için koruma sağlıyor. Daha sonra mülteci statünüzün belirlenme süreci devam ediyor. Fakat, Suriyeliler özelinde Türkiye’de bu şu anda mümkün değil. Türkiye’nin çok kapsamlı bir uluslararası koruma kanunu var. 1951 Cenevre Sözleşmesi’ni ilk imzalayanlardan Türkiye, mülteci statüsünde bulunabilecekler batıdan, Avrupa’dan gelebilecek insanlar ki, sayıları çok az. Bunun dışında şartlı mülteci olabiliyorsunuz, İran, Irak, Somali’den gelip sığınmacı olarak başvuru yaptığınızda eğer mülteci statüsünü almaya hak kazanırsanız şartlı ‘mültecilik statüsü’ veriliyor bu da daha sonra üçüncü bir ülkeye yerleştirilmeniz, demek oluyor. Bu ülkeler de Kuzey Avrupa ülkeleri, Avustralya, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Kanada gibi ülkeler oluyor. Türkiye’de geçici koruma altında 3,6 milyon Suriyeli var ama dediğim gibi bu geçici bir koruma. Geçici bir koruma statüsünde eğitime ve sağlığa erişimleri var. İşverenleri sponsor oldukları takdirde çalışma izinleri alabiliyorlar ama bu geçici bir koruma statüsü. Bu geçiciliğin süresi de hiçbir yerde tanımlanmıyor.” diye konuştu.

SURİYELİ SIĞINMACILARIN SİYASETE ETKİLERİ

Suriyeli sığınmacılar konusunun Türkiye’de yerel siyaset ve seçim süreçlerinde gündeme gelmesini yorumlayan Doç. Dr. Deniz Şenol Sert, son yerel seçimlerden önce Suriyeli sığınmacılar konusunun seçimlere etki edeceği beklentisinin oluştuğunu söyledi.

Özellikle Avrupa’da benzer durumlarda hükümet partisinin oyunun düştüğü ve aşırı sağ partilerin güçlendiği süreçlerin yaşandığını hatırlatan Doç. Dr. Şenol, “Onlar çok şaşırıyorlardı bu nasıl böyle olmadı, diye. Son yerel seçimlere kadar baktığınızda Suriyeli ya da göç aslında siyasallaştırılmamıştı hâlâ Türkiye’de. Yaptığımız istatistik çalışmasına göre, bunun oy verme davranışına hiç etkisi olmamıştı. Suriyelilerin herhangi bir ilde fazla ya da az olması oy verme davranışına etki etmemişti. Hatta oy verme davranışını etkileyen faktör hastane yatak sayısıydı. Biz bunu şöyle yorumlamıştık; yerel seçimlere kadar Türkiye’nin ekonomisi ve sosyal güvenlik sistemi, diyelim Suriyelilerle benzer hizmetleri almakta rakip olabilecek gruplara hizmet ediyordu. Ama en son yerel seçimlerde gördük ki, Türkiye bir ekonomik krizin eşiğinde ve ilk kez halk Suriyelilerle karşı karşıya gelmeye başladı. İşte ‘Hastaneye gidiyorum, Suriyeli benim önüme geçiyor.’ söylemlerini çok daha fazla duymaya başladık. Bu siyasallaşmanın çok fazla ekonomik durumun kötüye gitmesiyle birebir ilişkili olduğunu düşünüyorum. Ne zaman bazı yapısal sorunlar olsa hükümetin çözmeye gayret etmeyeceği ortada tabii ki ilk günah keçisi dışarıdan gelen grup oluyor. Burada da Suriyeliler var.” ifadelerini kullandı.

“SURİYELİLERİ SUÇLAMAK ÇOK KOLAY BİR YÖNTEM”

Hem Türkiye hem de dünyada ekonomik sorunlar derinleştikçe göçmen karşıtlığı daha büyük bir sorun haline geliyor, Doç. Dr. Deniz Şenol Sert, bu durumu şöyle değerlendirdi:

“Türkiye’de de bu böyle, ‘Irkçı değilim ama Arapları sevmiyorum.’ ya da ‘Irkçı değilim ama Suriyeliler evlerine dönseler iyi olur.’ gibi söylemler çok fazla yer bulmaya başladı. En son yapılan kamuoyu çalışmalarına da baktığımızda Suriyelilerin Türkiye’de kalmasına yönelik destek gittikçe düşüş gösteriyor. Burada Türkiye’nin gerçekten çözülmesi gereken yapısal problemleri var. İnsanların bu yapısal problemlerin üzerine eğilmek yerine günah keçisi olarak Suriyelilere nefret söylemini desteklemesi gerçekten çok yanlış. Türkiye’de güvencesiz çalıştırılmak, ilk defa bu ülkede Suriyelilerle birlikte olmadı. Şöyle bir söylem var; ‘Suriyeliler geldi, işimi elimden aldı.’ ama Suriyelilerin gelip işinizi elinden alması Suriyelilerin suçu değil, aslında patronun suçu. Hatta o patronun Suriyeliyi güvencesiz çalıştırmasına izin veren devletin suçu ama insanlar yapısal konuları tartışmak yerine Suriyelileri suçlamak herkes için çok kolay bir yöntem.”