Haber: CRI Türk Dış Haberler Servisi

10 yıldır devam eden savaş ve kriz döneminde Suriye, ikinci kez Cumhurbaşkanlığı seçimlerini için sandık başına gitti. 20 Mayıs’ta yurt dışı temsilciliklerinde başlayan oy verme işleminin ikinci aşaması 26 Mayıs’ta tamamlandı. Üç adayın yarıştığı seçimler, Batı tarafından yine “meşru” bulunmadı.  Beşar Esad, “Suriye, Batı’nın ne dediğini önemsemiyor.” dedi.

Suriye’de oy verme işlemi, hükümetin kontrolü altındaki bölgelerde yapıldı. Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) YPG ile işgal ettiği Fırat’ın doğusunda oy kullanma işlemi, Suriye ordusu kontrolündeki sınırlı alanlarda yapılabildi. Türkiye destekli grupların kontrol ettiği bölgelerde de sandık kurulmasına izin verilmedi.

Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad oyunu bir dönem muhaliflerin kalesi olan Şam’ın banliyösü Duma kentinde kullandı. Burada dünyaya mesaj veren Esad, “Suriye, Batının ne dediğini önemsemiyor, söylediklerinin değeri sıfır.” dedi.

25 Mayıs’ta Fransa, Almanya, İtalya, İngiltere ve ABD dışişleri bakanları ortak açıklama yaparak seçimleri “meşru” görmediklerini ilan ettiler. Açıklamada; “mülteciler ve diasporadaki Suriyelilerin seçimlere güven içinde katılabilmesi gerekmektedir.” denildi. Suriye Dışişleri Bakanlığı, Almanya ve Türkiye’nin ülkelerinde oy verme işlemine izin vermemelerini kınadı. Yurt dışındaki Suriyelilerin oy verebilmeleri için 20 Mayıs’ta dış temsilciliklerde sandıklar kuruldu. Batı’dan gelen “meşruluk” eleştirilerini yanıtlayan Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Miktad ise “Amerika’daki seçimlerden 1000 kat daha iyi” diyerek ülkesindeki seçim sürecini savundu.

Seçim günü Türk Dışişleri Bakanlığının yaptığı açıklamada süreci “gayrimeşru” olarak niteledi. Açıklamada, Suriye seçimleri, rejimin suni meşruiyet sağlama girişimi olarak yorumlandı.

Öte yandan, Rusya, Çin, Hindistan, Brezilya, Güney Afrika, Venezuela, Küba, Nikaragua, Bolivya, Ekvador ve Ermenistan’dan uluslararası seçim gözlemcileri, seçimleri izlemek için Suriye’ye davet edildi.

Suriye nüfusu olayların patlak verdiği 2011’den önce yaklaşık 23 milyondu. Savaş ve kriz ortamıyla birlikte Birleşmiş Milletler’in (BM) rakamlarına göre 6,6 milyon Suriyeli ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Bir o kadar nüfus da ülke içinde yer değiştirmek zorunda kaldı. İç göçlerin ağırlıklı kısmı, hükümetin olduğu bölgelere doğru gerçekleşti. İç göçte ikinci önemli toplanma alanı ise Türkiye’ye komşu olan İdlib kenti oldu.

Batı’nın meşru görmediği seçimlere katılım oranının hükümetin kontrolündeki bölgelerde yüksek çıkması bekleniyor. Gün boyu yayın yapan Suriye televizyonları, sandıkların etrafındaki kutlamaları da canlı olarak yayınladı.

Suriye’de Beşar Esad muhalifleri iki ana kategoride toplanıyor; “iç muhalifler” ve “dış muhalifler.” 10. yılını geride bıraktığımız kriz sürecinde dış muhalifler büyük oranda etkinliklerini ve ağırlıklarını yitirdi. ABD-Avrupa, Türkiye-Katar ve Suudi Arabistan-Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) bloklarının desteğini alan çeşitli muhalif gruplar aralarında birlik sağlayamadı. Suriye’de kontrol ettikleri toprakların da önemli bir kısmını bu süreçte kaybettiler. Öte yandan Suriye’nin Arap Ligi’ne dönüşü konusunda atılan adımlarla birlikte Suudi destekli muhalefetin tamamen devreden çıkması söz konusunu olabilir. Nitekim mayıs ayı başında Suudi İstihbarat Şefi Humaydani, bu konuları görüşmek üzere Şam’a gizli bir ziyaret yapmıştı.

ABD-Avrupa destekli bazı “muhalif” figürler ise Suriye toplumunda tanınmıyor. Bu nedenle Suriye’nin geleceğine ilişkin anayasa ve barış masalarında bir ağırlık oluşturmaları olası görülmüyor.

Türkiye destekli muhalif yapılar ise Suriye’nin kuzeyinde İdlib’de, Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı operasyonlarının yapıldığı bilgelerde etkinlik gösteriyorlar. Seçimleri “gayrimeşru” bulan bu yapıların Suriye’nin geleceğindeki pozisyonları büyük oranda Türkiye, İran ve Rusya’nın kurduğu Astana sürecinde şekillenecek.

Suriye hükümeti “iç muhalefet” olarak tanımlanan yapılara ise siyasi çalışma alanı ve imkânı tanıyor. Silahlı kalkışmaya destek vermemek şartıyla iç muhalefet yapılanmalarının örgütlenmelerine izin veriliyor. Muhalif Suriye Demokratik Cephesi adayı olarak Mahmut Marei, bu kapsamda seçimlerde Esad’a karşı aday olabildi. Marei’nin posterleri kampanya süresince Esad’ın fotoğraflarıyla birlikte meydanlarda boy gösterdi. Ancak Batılı devletler ve “dış muhalifler” bu durumu gerçek bir demokrasiden çok “tiyatro” olarak görme eğilimindeler.

Suriye’yi savaşın bütün ağır faturasına rağmen komşuları olan Lübnan ve Irak’tan önemli bir farkı var. Ülke yaşadığı büyük yıkıma rağmen merkezi devlet organlarını kaybetmedi. Ayrıca Lübnan ile Irak’ta olduğu gibi etnik ve mezhep temelli bir anayasa Şam tarafından kabul edilmedi. Merkezi otoritenin dışında egemenlik alanları bulunsa da Suriye’de devlet mekanizmasının komşularında olduğu gibi bütünüyle çökmemesi bölgeyi takip eden uzmanlar tarafından uzun vadede önemli bir avantaj olarak kabul ediliyor. Tek kutuplu dünyanın son çok kutuplu dünyanın ise ilk önemli mücadele sahası olarak beliren Suriye, bütün bu kaosa rağmen kendi yolunda ilerlemeye devam ediyor.