CGTN / Andrew Korybko

Bu hafta, rakip devletler Suriye ve İsrail arasında, Rusya arabuluculuğu ile esir değişimi, iki ülkenin ilişkilerinin yakında normale dönüşebileceği yönündeki söylentileri artırdı. Henüz ismi açıklanmayan İsrailli bir kadın iki hafta önce Suriye’ye girdi ve hemen tutuklandı. Tel Aviv ve Şam, ortak Rus ortakları aracılığıyla bu konuyu görüşmek için dolaylı olarak görüşmelere başladı. Sonunda taraflar, İsrail’in, kadına karşılık olarak cezaevindeki iki Suriyeliyi serbest bırakması konusunda anlaştı, İsrailli kadın, eve dönmeden önce Moskova’ya gitti. Bu açıklamaya kadar, üç taraf arasındaki görüşmeler, her biri tarafından sıkıca korunan bir sırdı.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) merkezli Axios, anlaşmanın ayrıca, İsrail’in, Suriye’ye Covid-19 salgını yardımı sağlamasıyla ilgili olduğunu da bildirdi. Bu kanıtlanırsa, o zaman iki ülke arasındaki ilişkilerde dramatik bir kırılmayı temsil edecektir. Suriye’nin resmi olarak İsrail ile ilişkisi bulunmuyor ve barış görüşmelerinin koşulu olarak, yasa dışı biçimde ilhak edilen Golan Tepeleri’nin geri verilmesini talep ediyor. Şam yönetimi ayrıca, Filistin davasının onurlu bir destekçisi ve daha önce birçok Filistinli silahlı muhalif gruplara ev sahipliği yaptı. Eski Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad yönetimi, 2000 yılında ABD aracılığıyla İsrail ile üst düzey görüşmelere girdi, ancak sonunda bazı şeyler ters gitti ve hiçbir ilerleme kaydedilemedi.

Son yıllarda ABD’nin Orta Doğu’da etkisinin azalmasıyla, Rusya, ABD’nin zayıflamasıyla geride kalan diplomatik boşluğu doldurmaya çalıştı. Moskova yönetiminin, 2015 yılının sonunda başlayan ve devam eden Suriye’de terörizmle mücadele için askeri müdahalesi, Avrasya’nın büyük gücünü, Suriye’nin de arasında bulunduğu bölgesel siyasi çözüm için vazgeçilmez olarak konumlandırdı. ABD arabuluculuğunda yapılan Abraham Anlaşmaları’nın Rusya’nın katılımı olmadan yapıldığı doğru olsa bile, anlaşmalara katılan Arap ülkelerinin hiçbiri, Suriye gibi İsrail ile gerçek bir savaş durumunda değildi. ABD ile İsrail’in düşündüğü, sözde “Yeni Orta Doğu”, Tel Aviv ve Şam arasında bir barış anlaşması olmadan başarılamaz.

BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ VE BAHREYN” İSRAİL’İ TANIYAN İKİ ARAP ÜLKESİ

Bununla birlikte, içerdiği karmaşık jeopolitik düşünüldüğünde, bunu söylemek yapmaktan çok daha kolay görünüyor. Rusya, hem İsrail hem de Suriye ile eşit derecede mükemmel şartlar barındırıyor, Moskova’nın eskiden yaptığı çatışmayı önleme anlaşması uyarınca, Tel Aviv, Suriye’yi bombaladığında müdahale etmeyerek, bir yandan da terörle mücadele operasyonlarında Suriye’ye yardım ederek iki devlet arasında ustaca bir denge kuruyor. İran’ın, Suriye ile çok fazla olmasa da yakın ilişkileri var, fakat Rusya’nın aksine İsrail’e karşı tutkulu bir nefreti söz konusu. Aslında, İsrail’in Suriye’deki bombalama operasyonları, İran ve müttefiki Hizbullah’ı, Suriye’den İsrail’i tehdit etmesini önlemek bahanesiyle yapıldı. Suriye bu yüzden, diplomatik olarak konuşmak gerekirse, iki arada bir derede kaldı.

Rusya, ideal olarak, eski ABD Başkanı Donald Trump’ın son zamanlardaki diplomatik başarılarını gölgede bırakmak için Suriye ile İsrail arasında barış için arabulucu olmak isterken, İranlılar, bu adımı, kendileri ve Hizbullah gibi diğer birkaç bölgesel partiler arasındaki “Direniş Ekseni” olarak tanımladıkları duruma ihanet olarak değerlendireceklerdi. Bununla birlikte, son esir değişimi, Suriye’nin, Rusya’nın arabuluculuğunda acil pragmatik ve özellikle insani çıkarlar konusunda İsrail ile dolaylı görüşmelerden çekinmeyeceğini kanıtlıyor.

Düşünülmesi gereken başka bir diplomatik boyut da var. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn, son zamanlarda İsrail’i tanıyan iki Arap ülkesiydi, bu iki ülke ayrıca, Şam’da büyükelçiliklerini yeniden açtıktan sonra farklı türde diplomatik öncülük de yaptılar. Her iki ülke, son birkaç yılda Rusya ile ilişkilerini artırdı ve İran ile İsrail’in güvenlik kaygılarını paylaştı. Bu ülkeler ayrıca çok zengin ve bu yüzden Suriye’nin yeniden inşasına yardım etmek için iyi konumlanmış durumdalar. Bu, onların, Rusya’nın Suriye ile İsrail’i diplomatik ve diğer yollarla yakınlaştırma çabalarında tamamlayıcı bir rol oynama olasılığını artırıyor. 

Gözlemciler, İsrail’in iki yıl içinde dördüncü seçimini 23 Mart’ta yapacağını unutmamalılar. Esir değişimi içeride, görevdeki Başbakan Binyamin Netanyahu’nun siyasi konumunu büyük oranda destekleyebilir. Netanyahu, yönetimine karşı son meydan okumayı da savuşturabilirse, bu kısmen, ilginç biçimde Rusya ile Suriye tarafından mümkün kılınan son diplomatik başarı sayesinde olacak. Buna karşılık, Netanyahu, Suriye’ye karşı yaklaşımında daha esnek olabilir, belki de son olumlu gelişmelere dayalı olarak, Suriye’deki seçimlerden sonra Rusya ile BAE’nin desteğiyle, İsrail ve Suriye arasında görüşmelerin yeniden başlaması olasılığını keşfedebilir.