CGTN / Zhou Wenxing

Japonya Başbakanı Yoshihide Suga, 4 Nisan’da bir televizyon talk şovunda ilk kez halkın önünde Taiwan meselelerinden bahsetti. Taiwan’ın barış ve istikrarının bölgenin anahtarı olduğunu iddia eden Başbakan, Japonya’nın, Taiwan meselelerini barışçıl bir şekilde ele almak amacıyla Taiwan Boğazı’nın her iki yakasının tarafları için bir ortam yaratmaya yönelik “caydırıcılığı kullanmak” için Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile iş birliği yapacağını söyledi.

Japon ve ABD medyasında çıkan haberlere göre, Suga ile ABD Başkanı Joe Biden’ın, önümüzdeki hafta Washington’da yapacakları ilk yüz yüze zirvenin ardından yayınlanacak ortak bildiride Taiwan sorununa değinecekleri tahmin ediliyor. Bu gerçekleştiği takdirde iki ulus yarım asırdan fazla bir süreden bu yana bu meseleye ikinci kez değinmiş olacaklar.

Suga’nın Washington’a yaptığı devlet ziyaretinin arifesinde Çin’in iç işlerine müdahale etme kararının arkasında birkaç faktör var.

Birincisi, Suga Kabinesinin Diaoyu Adaları anlaşmazlığıyla ilgili olarak Çin’e karşı durmak için ABD’den acil olarak stratejik güvenceye ihtiyacı var. Japonya’da, bu yılın başlarında yürürlüğe giren Çin Sahil Güvenlik Yasası’nın ulusal çıkarlarını tehlikeye atacağı iddiasıyla artan endişeler var.

İkincisi ve aynı zamanda daha göze çarpan faktör, Japonya’nın Çin ana karasının Taiwan ile yeniden birleşmesi ihtimaline ve sonuçlarına ilişkin korkularıdır. Pek çok araştırmacı, Taiwan Boğazı’ndaki güç dengesinin şimdiden ana kara lehine döndüğünü öne sürdü. Ana karanın şu anda salgından sonraki ekonomik canlanmanın tadını çıkarmaya başlamasından bu yana boşluk büyümüştür.

İnsanlar geçen birkaç ay içinde, Japon siyasi elitlerinin stratejik kaygısını daha da artıran Çin askeri uçaklarının “Taiwan hava sahasında” uçtuğu düzenli operasyona tanık oldular. Onlar, sözde birinci ada zincirinin, bu zincir üzerinde bulunan “Taiwan ordusu” ana kara tarafından kontrol edildiğinden, artık kendini koruyamayacağından korkuyorlar. Suga’nın ikinci bir dönem daha göreve gelme arzusu da onu dış politikada bazı başarılar elde etmeye itiyor. Selefi Şinzo Abe’den 2020 Eylül’de görevi aldıktan sonra Suga’ya, görevinin sona ereceği 2021 Eylül’de zorlu bir sınavla karşı karşıya kalacağı için “geçici” bir politikacı olarak bakılıyor. Hassas Taiwan işlerine karışarak Japonya-ABD ittifakını güçlendirmek başbakanın beklentilerini gerçekleştirmenin yollarından biri olabilir.

BIDEN YÖNETİMİNİN “ASYA-PASİFİK’E” DÖNMEK İÇİN UYGUN ARAÇLARA İHTİYACI VAR

Suga kabinesi, Çin’in artan etkisini dengelemek için bölgeye ABD faktörünü dâhil etme umuduyla, Japonya’nın atması gereken ilk adımın, Hint-Pasifik’teki ABD çıkarlarını teşvik etmedeki rolünün stratejik önemini artırmak olduğunu açıkça biliyor.

Bu amaçla Suga, bir yandan Japonya’nın bölgede kurallara dayalı düzeni teşvik ederek ABD’nin “özgür ve açık bir Hint-Pasifik bölgesi” vizyonunu ilerletmeye istekli olduğunu stratejik açıdan vurguladı. Başbakan, ülkesinin ABD ile ittifakını diplomatik ve güvenlik politikasının “temel taşı” haline getirerek, ABD’nin gerekli gördüğü yerlerde Japon dış politikasını düzenlemeye hazır görünüyor.

ABD tarafı için, Biden yönetiminin “Asya-Pasifik’e” dönmek için uygun araçlara ihtiyacı var. Bölgedeki çoğu ülkenin Çin’i “caydırmak” konusunda isteksiz olduğu göz önüne alındığında, ABD’nin Çin’e karşı stratejik büyük güç rekabetini kazanmak için yeni bir ortak bulması gerekiyor. Suga’nın olumlu sözleri sadece Biden yönetiminin zevkine uyuyor. Bununla birlikte Suga’nın Taiwan meselelerinde Çin’e karşı caydırıcılık kullanma önerisi büyük olasılıkla hayal kırıklığı yaratacak. Çin karşıtı bir ittifak başarısızlığa mahkumdur. Hatta bazı ülkeler bunu yapmakla ilgilenmediklerini bile ifade ettiler. İki partili gerilimler, iç karartıcı ekonomi, etnik çatışma ve salgın şoku, diğerleri arasında ABD’nin Çin’i caydırma planını da büyük bir belirsizliğe sürükledi.

Bu sebeple, Suga’nın Taiwan’la ilgili önerileri yalnızca Çin-Japonya ilişkilerine zarar vermekle kalmayacak ve Japonya’yı güvence altına alamayacak, aynı zamanda Doğu Asya’daki hassas siyasi atmosfer için yeni istikrarsız faktörler de yaratacaktır.