25 Ekim’de Sudan’da ordu, sivil hükümetin ülkeyi seçimlere götürecek süreci işletmemesi nedeniyle yönetime el koyduğunu açıkladı. Etiyopya’da ise Tigray güçlerinin başkente yaklaşması nedeniyle olağanüstü hâl ilan edildi. Afrika uzmanı İbrahim Nasri’ye göre Afrika Boynuzu’ndaki bu çalkantılı süreç, iç nedenleri olmakla birlikte, “Global anlamda yaşanan rekabetin ülkeleri ne kadar istikrarsızlığa götüreceğini” göstermesi bakımından dikkate alınmalı.

Sudan, Ömer el Beşir’in 2019 yılında devrilmesinin ardından askeri ve sivil kanadı bulunan Sudan Egemenlik Konseyi adındaki komite tarafından ülkeyi yönetiliyordu. Egemenlik Konseyi Başkanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Savunma Bakanlığını askerlerin, diğer bakanlıkları ise sivillerin elindeydi. Askeri ve sivil kanat arasında sık sık gerilim yaşanan ülkede bu ikili iktidar durumu 25 Ekim’de sona erdi.  

Sudan’da 25 Ekim’de Başbakan Abdalla Hamduk ve sivil geçiş hükümeti yetkilileri tutuklandı. Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı General Abdulfettah al Burhan, ülkedeki politik kutuplaşma, gerilim ve geçiş hükümetinin asli rolünü yerine getirmemesini öne sürerek bir yıllık olağanüstü hâl ilan etti. 2023 yılında seçimler yapılacak ve o tarihe kadar ülkeyi doğrudan yönetecek.

CRI Türk’te Mehmet Kıvanç’ın hazırlayıp sunduğu Dünya Postası programına konuk olan Afrika Uzmanı İbrahim Nasri, asker ve sivil güçler arasında “Beşir’i kim devirdi?” tartışmasının bulunduğunu söyledi:

“Ordu komutanları ‘Biz olmasaydık Beşir devrilmezdi.’ diyor. Siyasi gruplar da ‘Bu halk ayaklanmasını biz ateşledik, ondan sonra siz katıldınız.’ diyordu. İki yıldır bir uzlaşma var gibi görünüyordu aslında ama ciddi tartışmalar vardı.”

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah al Burhan, ağustos ayında Türkiye’yi ziyaret etmiş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı Sudan’a davet etmişti.

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, Konsey’in geçiş hükümetinin feshettiğini duyurduğu açıklamasında seçimlerin Temmuz 2023’te yapılacağını duyurdu. Askeri kanadın sivil yönetime ne büyük eleştirisi ülkeyi seçimlere götürecek geçiş sürecini yönetmek yerine toplumsal huzursuzluğu büyütecek şekilde kendi ajandasını uygulamaya çalışmasıydı. Afrika Uzmanı İbrahim Nasri de sivil kanadın ekonomik koşullar ve yanlış uygulamaları nedeniyle Beşir sonrası kazandığı halk desteğini kaybettiğinin altını çizdi:

“Halk arasında ciddi bir rahatsızlık var. Halk; ‘Biz Beşir’i refah, özgürlük için devirdik ama bu vaatler yerine getirilmedi bu hükümet tarafından.’ diyor. Bu nedenle bazı siyasi partiler, ordu ile hareket ederek, orduya hükümeti devirip iktidarı alma çağrısı yaptı.”

SUDAN’DA TEKRAR EDEN DÖNGÜ

Sudanlı Uzman İbrahim Nasri, son sürecin Sudan yakın tarihine bakarak anlaşılabileceğini belirtti ve şu örnekleri verdi:

“Biz 1964’te halk ayaklanmasıyla askeri bir rejimi devirdik. Geçiş süreci vardı. Bu süreçte aynı sıkıntılar vardı. Siyasi partiler arasında ciddi sıkıntılar vardı. Ordunun müdahale etmesi için halk ayaklandı… 1985’te, 1989’da, 2019’da ve bu yıl da böyle oldu…”

Nasri, Sudan üzerindeki, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Sudan üzerindeki planlarına ilişkin ise şunları söyledi:

“ABD’nin, rakibi olan Çin ve Rusya’yı bölgeden nasıl uzaklaştırayım diye planları var. Sudan’ın 1990’lardan beri ABD ile ciddi sıkıntıları vardı. Hatta ABD, Sudan’ı terörü destekleyen bir ülke olarak kabul ediyordu. Sudan da dış politikasının rotasını Çin’e çevirdi. Çin, Afrika’daki ilk dış yatırımı Sudan’da yapmıştır. Çin’in Afrika’ya yönelik izlediği politikada Sudan’ın önemli bir yeri var.”

ABD’nin Sudan’a yönelik “değerler” politikası yerine “pragmatik” yaklaşımıma doğru kaydığını düşünen Nasri, ABD’nin Sudan’ı Rusya ve Çin’den uzaklaştırmak istediğini belirtti:

“Sudan petrolünün çıkartılması için Çin şirketleri faaliyet gösterdiler. Sudan Rusya ve Çin ile entegre olmuştu. ABD bundan rahatsızdı. 2005’ten sonra Sudan, dünya siyasetinde ciddi bir değişim yaptı. Beşir, Batı’ya yakınlaşma hamlesi başlattı. 1990’larda Bin Laden Sudan’da yaşıyordu. ABD’nin Tanzanya ve Kenya’daki büyükelçileri bombalanmıştı. ABD istihbaratı bu saldırıları Sudan istihbaratının organize ettiğini düşünüyordu. Hatta 1997’de ABD’nin Hartum’u vurmasının sebebi buydu. ABD Sudan’dan çok ciddi rahatsızdı. Sudan’ın bölünmesine yol açan tarafları destekledi. Ambargo uygulandı. Bu nedenlerle Sudan kamuoyunda ABD düşman olarak görülüyordu. 2001’deki 11 Eylül olaylarından sonra ABD’nin agresif bir tavrı vardı. Sudan yetkilileri bundan korktu açıkçası. ABD belki de Irak’ı vurmak yerine Sudan’ı vuracaktı. Sudan ABD ile karşı karşıya gelmeyelim, ‘ABD’ye entegre olalım ve terörü destekleyenler listesinden çıkalım’ siyaseti izlendi. AFRICOM’la toplantılar yapıldı. Ancak şu an, ‘Sudan ABD ile entegre olmuş diyebilir miyiz?’ Zannetmiyorum. Sudan güvenlik anlamında Rusya ve Çin’e yakın hareket ediyor. ABD bundan rahatsız.”

“SUDAN RUSYA VE ÇİN’DEN VAZGEÇMEZ”

‘Sudan, Washington’la arayı sıkı tutmak için Moksova ve Beijing’e sırtını dönebilir mi?’ Bu soruya Sudanlı Afrika Uzmanı İbrahim Nasri’nin yanıtı şöyle oldu:

“Zannetmiyorum. ABD’yi dengelemek için vazgeçmez. Rusya, Sudan’da askeri deniz üssü kurmaya çalışıyor. Siviller baskı kurmuştu, Rusya burada üs kurmasın, diye fakat ordunun Rusya ve Çin’le daha fazla yakınlaşacağını düşünüyorum.”

115 MİLYONLUK ETİYOPYA’DA İÇ SAVAŞ RİSKİ

Kasım 2020’den bu yana süren Tigray krizi ülkeyi neredeyse iç savaş noktasına getirdi. Bir yıldır süren askeri operasyonlarda, kuzeyden güneye inen Tigray Halk Kurtuluş Cephesi, orduya karşı atağa geçerek Başkent Addis Ababa’ya 350 kilometreye kadar yaklaştı. Tigray güçlerine karşı koymada yetersiz kalan ordu, olağanüstü hâl ilan etti ve başkent halkına kenti savunma çağrısı yaptı. Afrika Uzmanı İbrahim Nasri 115 milyonluk nüfusuyla iç savaşın eğine gelen Etiyopya ile ilgili şu tespitleri yaptı:

“Etiyopya, ‘etnik federalizm’ ile yönetiliyor. 81 etnik bölgeden oluşuyor Etiyopya. (Başbakan) Ahmed Abiy, bunun yerinde daha merkeziyetçi bir yönetim kurmak istedi. Ahmed Abiy, Tigray’a karşı askeri harekâta girişti. Bunu yaparken orduyu kullanmak yerine yerel milisleri kullandı. Anlaşmazlık siyasi anlaşmazlıktan etnik bir anlaşmazlığa dönüştü. Etiyopya’nın tarihi de böyledir. Etiyopya, Batı’nın çok önemli bir müttefiki. Dini anlamda Katolik Rusya’ya yakın. Siyasette önemli bir yere sahip.”

Çatışmaların şiddetlenmesi ve olağanüstü hâl ilanı nedeniyle Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guteress’ten ateşkes ve ulusal diyalog çağrısı geldi. ABDış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell de yaptığı açıklamada “Hükümetin topyekun seferberliği ülkeyi ve vatandaşlarını iç savaşa ve parçalanmaya doğru daha fazla sürükleyecektir.” ifadesini kullandı.

ABD’nin Afrika Boynuzu Özel Temsilcisi Jeffrey Feltman bir açıklamasında “Eğer Etiyopya’daki gerilim Tigray’ın ötesinde bir iç çatışmayla sonuçlanırsa, bir kıyas yapıldığında Suriye çocuk oyuncağı gibi görünecek.” demişti. Bu tespite katılan İbrahim Nasri de yakın geleceğe ilişkin kötümser bir tahminde bulundu:

“Yakında Etiyopya’da büyük bir iktidar değişikliği yaşanacak. Ülkenin büyük bir kaosa sürüklenmesi söz konusu. Etiyopya’nın nüfusu 115 milyon. Bu da bölgenin tamamını etkileyecek. Dünya ticareti etkilenecek. Global anlamda mülteci krizini dünya yakında bir daha yaşayacak. Özellikle Sudan bundan çok etkileneceğini düşünüyorum. Etiyopya’da yapılan siyasi hatalar ülkeyi bu hale getirdi.”

Dünya ticaretinin önemli bir güzergâhı üzerinde bulunan Etiyopya’da “Ruanda benzeri bir katliam yaşanabileceği” endişesini paylaşan Nasri, “Global anlamda yaşanan rekabetin ülkeleri ne kadar istikrarsızlığa götüreceğini Etiyopya’da da görebiliriz.” dedi.