Önce hatırlatma yapalım. “McCarthycilik, 1940’lı yılların sonunda başlayıp 1950’li yılların sonuna değin Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) sürmüş antikomünist kuşkuculuğunu belirtmektedir. İkinci Kızıl Tehlike olarak da anılan terim, adını ABD senatörü Joseph McCarthy’den almaktadır. Bu dönemde, çeşitli durumlardan ötürü türlü insanlar komünist ya da komünist duygudaşı olmakla suçlanmış, özel ve devlet kurumlarınca saldırgan soruşturmalarla karşı karşıya kalmışlardır. Bu dönem süresince, birçok insan işten kovulmalara, iş yerlerinin yok edilmesine ve tutuklanmalara maruz kalmıştır. Bu olaylar, Soğuk Savaş’ın bir parçası olmuştur.”

Sözcü gazetesinin internet sayfasındaki haberin daha başlığını görür görmez akla McCarthy geliyor: “Komünistler tüm dünyaya resmen sızmış”.

Bir de Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping’in fotoğrafını eklemişler, haberden başka her şey olmuş. Kaynak her zaman olduğu gibi Batı basını ve yine her zaman olduğu gibi konu sosyalist ülkeler olduğunda bazı Türk gazeteleri de peşlerine takılıyor.

BARİ DESTEKLİ ATSALAR

Haberi özetlemek istiyorum, ancak yalanların yanı sıra kullanılan ifadeler de anlamlı:

“Dünyanın en kalabalık nüfusuna sahip ülkesi Çin’i yöneten Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) neredeyse bütün dünyaya sızdığı ortaya çıktı.” İddia İngiltere’nin çok okunan gazetelerinden Mail on Sunday’den geldi. Mail on Sunday, sızdırılan veritabanından elde edilen veriler ışığında 1,95 milyon kayıtlı parti üyesinin İngiltere’deki birçok önemli kurum ve şirkete sızdığını yazdı.

Beijing yönetiminin birçok şirkete ve kuruma sızdığını yazan Mail on Sunday, “İşin en korkutucu yanı, ‘Parti’nin sırlarını koru, Parti’ye sadık ol, sıkı çalış, komünizm için hayatın boyunca savaş ve Parti’ye ihanet etme’ yemini eden Komünist Parti üyeleri İngiltere’deki konsolosluklarda sağlam işlerde çalışıyor.” ifadelerine yer verdi. Bu kişilerin Çin adına casusluk faaliyeti yürütüp yürütmediğine dair bir belge ve delil bulunmadığının da altını çizen Mail on Sunday, “Bu partiye katılanların birçoğu kariyer basamaklarını atlamak için başvuruyor” yorumunu yaptı.

Muhafazakâr Parti lideri Iain Duncan Smith de çözümü göstermiş; “Bu belgeler, ÇKP’nin bütün dünyaya sızmaya çalıştığını gözler önüne seriyor. Bu partinin üyeleri en önemli çokuluslu şirketlerimize, akademik kurumlarımıza ve diplomatik noktalarımıza sızmış durumda. Hükümet bunları kovmak için bir soruşturma başlatmalı.” 

CADI AVI GİRİŞİMİ

Yeni bir “cadı avı” çağrısına malzeme olan isim listesinin kaynağı Çin’e Karşı Parlamentolar Arası İttifak. CRI, “Bu grup, ABD’de azılı Çin karşıtı Senatör Marco Rubio’nun da dâhil olduğu 150 kadar isimden oluşan, ideolojik olarak yönetilen yeni bir oluşum.” diye yazdı.

Yine Çin basınına göre, “ÇKP üyeliğini ‘istihbarat çalışması’ ve güvenlik risklerine bağlayan bu söylem, Çin’i yakından izleyen yabancı uzmanların da bileceği üzere son derece gülünç bir iddia olduğu gibi, Çin toplumu hakkında cahil olmanın göstergesidir.”

Üye sayısı 92 milyon olan bir partiden söz ediyoruz. Çin’deki yabancı şirket veya kuruluşların yerel personel istihdam ederken ÇKP üyeleri ile de karşılaşmalarından daha doğal bir durum var mı? Bu şirket veya kurumlar işe alırken insanların siyasi görüşlerine değil de yeteneklerine ve özelliklerine bakıyorlarsa ortada zaten bir sorun yok demektir. Bu kurumlar zaten personelinin siyasi görüşünü bilir. Mesela Volkswagen Çin şubesi, Global Times’a yaptığı açıklamada, herhangi bir siyasi partiye katılmanın, çalışanın kişisel kararı olduğunu ve buna müdahale etmediklerini söyledi. Volkswagen, global olarak her çalışanın siyasi ilişkisine saygı duyduklarını açıkladı.

Bu haberle ilgili olarak, Çin basınında da haber ve yorumlar yer aldı. Haber çürütüldü. Ancak İngiliz gazetesinin haberine atlayan Sözcü gazetesi zahmet edip haberin takibini yaptı mı? Yoksa Çin karşıtı bir haberi çevirip görevini yapmış olmanın rahatlığıyla yenilerine mi yöneldi?