Orman yangınlarıyla birlikte yanlış bilgi de aynı hızla yayılıyor. Son günlerin en çok sorulan sorusu sosyal medya şirketlerinin yanlış bilgi konusunda üzerine düşeni yapıp yapmadığı. WhatsApp nasıl tehlikeler içeriyor?

Türkiye 13 gündür bir yandan yangınlarla bir yandan da dezenformasyonla savaşıyor. Bugüne kadar tam 47 ilde toplam 239 yangın çıktı, 234’ü kontrol altına alındı. Türkiye’nin dört bir yanında çıkan yangınlar, teyit edilmemiş çok sayıda görüntü ve şüpheli bilgiyi beraberinde getirdi. Bu kimi zaman eski bir fotoğrafın o anmış gibi paylaşılması şeklinde karşımıza çıktı, kimi zaman sanki kamu kurumlarından yapılmışçasına çağrılar şeklinde. Yanlış bilgi krizi aslında yeni karşılaştığımız bir durum değil. Tüm kriz ve olağanüstü durumlarda özellikle sosyal medya kaynaklı bir bilgi kirliliğinin içerisinde buluyoruz kendimizi. Bu durum aynı zamanda bu türden krizlerin önünde nasıl geçileceği sorularına da sebep oluyor.

Doğrulama Platformu Teyit Org Editörü Nilgün Yılmaz, CRI Türk’te İlkay Akkaya’nın hazırlayıp sunduğu “Yakın Gelecek” programında yanlış bilgi ile nasıl mücadele edileceğini anlattı.

5 MADDEDE YANLIŞ BİLGİYLE MÜCADELE

Yılmaz, bilginin doğruluğunun nasıl anlaşılacağını, sosyal medyadaki bilgi akışına nasıl yaklaşılması gerektiğini 5 maddede özetledi:

  • Sosyal medyada gördüğünüz bilginin kaynağı sorgulanmalı.
  • Çok fazla bilgi akışının olduğu durumlarda sakin kalıp bilginin doğruluğundan emin olununcaya kadar paylaşım yapılmamalı.
  • Yayılan fotoğraf ve sesleri tersine arama yöntemleri kullanılarak sağlaması yapılmalı.
  • Yanlış bilgi görüldüğünde yanlış bilgi doğrusuyla değiştirilerek paylaşılmalı.
  • Şüpheli bilgi ile karşılaşıldığında doğrulama platformlarına başvurulmalı.

Yapılan araştırmalara göre, Türkiye özelinde haber için sosyal medyaya başvurma eğiliminin yükseldiği görülüyor. Reuters Gazetecilik Çalışmaları Enstitüsü’nün 2021 Dijital Haber Raporu’na göre, haber tüketiminde en çok kullanılan sosyal ağ ve mesajlaşma uygulamalarının başında YouTube gelirken, onu Twitter ve Instagram izliyor. WhatsApp ve Telegram da haber paylaşımı ve tüketimi için tercih edilen uygulamalardan. Raporlar aynı zamanda yanlış bilginin yaygınlaşması konusunda da sosyal medya platformlarına işaret ediyor. Peki, sosyal medya şirketleri yanlış bilgiye yönelik üzerine düşeni yapıyor mu?

ALGORİTMALAR YANLIŞ BİLGİ Mİ YAYIYOR?

Yılmaz, sosyal medya platformlarının ifade özgürlüğünü genişletici bir imkân sağlamasının yanı sıra denetimsiz bilgi paylaşımına da sebep olduğuna dikkat çekerek teknoloji firmalarının bizleri o platformlarda daha fazla zaman geçirtmek için kullandıkları algoritmaların sorunun esas kaynağı olduğunu belirtti. Yılmaz sözlerine şöyle devam etti:

“Sosyal medyanın sürüklediği yanlış bilgi problemi aslında çok eski değil. Zaten sosyal medyanın kendisi de hayatımıza gireli çok uzun zaman olmadı. Bu kadar büyük bir bilgi bozukluğuna yol açacağı öngörülmüş müydü onu da bilmiyoruz. Sosyal medya platformları yanlış bilginin bu platformlar aracılığıyla yayıldığının elbette farkındalar. Bazı hükümetler, kanun koyucular, sivil toplum örgütlerince zaten sürekli köşeye sıkıştırılıyorlar. Çünkü bunlar kârlı kuruluşlar ve şu anda dünyanın en büyük kuruluşları bu platformların sahipleri. Son birkaç yıldır kamuoyu baskısıyla da bazı adımlar attılar. Örneğin, Facebook bizim de parçası olduğumuz üçüncü parti doğrulama programını hayata geçirdi. Şu anda dünyanın her yerinden bir sürü Teyit organizasyonu bu platformun görece yanlış bilgiden temiz tutulması için çaba sarf ediyor. Yine benzer programlar başka teknoloji şirketleri tarafından da hayata geçiriliyor. Google gibi, Twitter gibi… Bunlar yeterli mi? Hayır, değil. Bence önümüzdeki yıllar bu platformlar üzerindeki baskı daha da artacaktır. Ama bu platformların yanlış bilgiye neden olmaları derken düşünmemiz gereken birden fazla boyut var. Oralar çoğunlukla denetimsiz mecralar olduğundan nasıl ifade özgürlüğünü genişletici bir imkân sağlıyorsa, o kadar da denetimsiz bilgi paylaşımı getiriyorlar. Fakat yanlış bilgiyi sürükleyen tek şey denetimsizlik değil. Esas olan bu teknoloji firmalarının bizleri o platformlarda daha fazla zaman geçirtmek için kullandıkları algoritmalar. Bu algoritmalar belli yanlılıkları güçlendirici bir etkiye sahip. Bunlar araştırmalarla sabit konular. Siz herhangi bir sosyal medya platformunda normalde beş dakika geçirecekseniz on beş dakika geçirin, diye size zaten sevdiğiniz, zaten onayladığınız veya zaten onaylayacağınızı hissettiğiniz içerikler gösteriyor. Bu da sizin sadece sizin gibi insanların olduğu sahte bir dünyanın içine hapsolmanızı sağlıyor. Biz buna ‘Yankı Fanusu’ diyoruz. Ve insanlar bu yankı fanuslarında yanlış bilgiyle çok daha fazla maruz kalıyorlar. Çünkü diğer sesler ortadan kalkmış oluyor. Evet platformların yapması gereken çok şey var. Önümüzdeki yıllarda hem hükümetler hem otoriteler, hem de sivil toplum bu platformları olabildiği kadar baskı altında tutmalı ve pratiklerini iyileştirmelerini sağlamalı. Ama her şey den önce kendimizde dijitalde gördüğümüz alemin gerçek hayatı yansıtmadığını, herkesin bizim gibi olmadığını, farklı seslerde, farklı görüşlerde olabileceğini ve bunların bir kısmının haklıda olabileceğini sürekli aklımızda tutmamız lazım.”

“WHATSAPP KARANLIK YAPI”

Yakın Gelecek’te ele alınan diğer bir konu da kriz anlarında WhatApp gibi platformlardan yayılan tehlike oldu. Yangınlar başladıktan bazı kentlerde provokasyonlar yapıldığı görüldü. Yol keserek nöbet tutmaya başlayan halkı uyaran bir jandarma komutanı, “WhatsApp gruplarından sürekli yanlış plaka atıyorlar. O üye olduğunuz WhatsApp gruplarını silin ve bunlara inanmayın. Birbirinize düşürmeye çalışıyorlar.” dedi.

Bu konuya ilişkin Facebook, Twitter gibi açık uygulamalar göre daha denetimsiz ve kapalı yapılar olduğunu söyleyen Nilgün Yılmaz, yanlış bilginin bu platformlarda daha tehlikeli bir hale geldiğini dile getirdi. Yılmaz şöyle konuştu:

“Whatsapp, Telegram, Messenger kapalı platformlar, dediğimiz yapılar. Bazen çok kalabalık üye sayılarına ulaşabilen grup imkânları var. Bunlar Facebook’tan, Twitter’dan ya da diğer görece açık platformlardan farklılar. Sadece o gruba dâhil olanlar denetim gücüne sahip orada. Dolayısıyla çok daha karanlık çemberler oluşabiliyor. Örneğin, biz Teyit.org olarak Twitter’da bir yanlış bilgi yayılmaya başladığında bunu kısa sürede tespit edebiliyoruz. Veyahut siz bir yurttaş olarak bir paylaşımı şüpheli gördüğünüzde gidip onun altına ‘Bunu söylüyorsun ama bence bu doğru değil. Bunu bir kontrol etmekte fayda var. Çünkü şurasında şöyle bir çelişki var.’ diye yazabilirsiniz. Bunlar görece kamusal alan konseptine biraz daha yakınlar. Herkesin herkesi bir şekilde görebildiği ve duyabildiği yapılar. Ancak Whatsapp’ta veya kapalı Facebook gruplarında denetim olanağı ortadan kalkıyor ve bahsettiğimiz yankı fanusu etkisi de katmerleniyor. Çünkü orada oluşan algıyı bozabilecek hiçbir dışsallık kalmıyor. Bütün faktörler elimine oluyor. Doğrulama organizasyonlar ya da yetkililer burada dolaşan yanlış bilgilerden geç haberdar oluyor, geç müdahale ediyorlar. Bazen de iş işten geçmiş oluyor. Bu yarattıkları en büyük tehlike aslında.”