Xinhua

Uluslararası durumdaki büyük değişiklikler bağlamında yükselen Çin karşıtı düşüncenin bunalttığı Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Çin’in gücünü abartıyor. Çin’in “dünyaya egemen olacağına” dair sahte korku, Washington yönetiminin Çin’e karşı şahin yanlısı politikalarının temeli haline geldi. Bununla birlikte Çin korkusu, esas itibarıyla sadece ciddi sonuçlara yol açacak eziyet verici bir hayaldir.

Tarihte Çin korkusu veya “sarı tehlike” söylemi ırkçılıktan türemiş ve 19. yüzyılda ABD’de kökleşmiştir. Bu durumun, Doğu ve Batı arasındaki ilişkilere olumsuz etkisi kitlesel medya tarafından güçlendirilmiş ve bugüne kadar sürmüştür. Washington, bir korku uydurarak bir muhalif yaratma ve daha sonra ona baskı yapma konusunda azimlidir, Japon korkusu buna bir örnektir. Japonya’nın Gayri Safi Yurt İçi Hasılası (GSYİH) 1980’li yıllarda ABD’nin GSYİH’sinin yaklaşık yüzde 70’i kadardı. Japonya’nın ekonomik gücünden korkan ABD Japonya ile Plaza Anlaşması’nı imzaladı ve Japonya, Japon Yeni’nin değerini artırmaya zorlandı, bu da Japonya ekonomisinin güzel günlerinin geride kalmasına yol açtı. Sonuç olarak Japonya ekonomisi 20 yıldır kaybediyor.

Son yıllarda Çin ekonomisini hızlı kalkınması, özellikle ABD olmak üzere bazı Batılı ülkelerin sinirini bozuyor olabilir. Dünyanın tek süper gücü olarak ABD, Çin’in barışçıl yükselişini kabul edemez ve bunun ABD’nin küresel çıkarlarını ciddi olarak tehdit ettiğine ve küresel egemenliğine meydan okuduğuna inanıyor. Bu nedenle bazı Çin karşıtı güçler, Çin’i tecrit etmek ve kontrol altına almak amacıyla, Çin korkusunun yeni bir versiyonunu hazırlamak ve “Çin tehdidi” suçlamalarını yaymak adına “küçük bir grup” oluşturmak için bir araya geldi ancak yanılıyorlar.

ABD’NİN ÇİN KORKUSUNUN DÖRT NEDENİ

Çin korkusu sadece temelsiz bir hayaldir ve dört nedeni var. Birincisi, genel güç açısından Çin ve ABD arasında halen büyük bir uçurum var. ABD dünyanın en büyük ekonomisi olmaya devam ediyor. Çin’de kişi başına gelir, ABD’de kişi başına gelirin sadece altıda biri kadardır. Bunun yanı sıra ABD, askeri, bilimsel ve teknolojik yenilik gibi birçok alanda Çin’in önünde yer almaktadır. “Çin’in dünyayı egemenliği altına alacağına” inananlar, sadece Çin’in genel ekonomik büyüklüğüne bakarak korkularını abartıyorlar. Fakat bir ülkenin jeopolitik gücü sadece büyüklüğüyle ölçülemez.

İkincisi, Washington Çin tarihi ve Çin kültürü hakkında çok az şey biliyor. Barış, Çin halkının arayışıdır. Çin kültürü hayırseverliği, doğruluğu, uyumu, dürüstlüğü ve sorumluluğu savunmaktadır. Bu temel değerler, Çin uygarlığını 5 bin yıldır ayakta tutmaktadır. Çin kalkınmasının nihai amacı birinin yerini almak veya onu yenmek değildir. Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’in söylediği gibi, Beijing, “dünyaya egemen olmayı sağlamayı amaçlamıyor, daha çok Çin toplumunun yapabileceği en yüksek kapasitesini geliştirmeye çalışıyor.”

Üçüncüsü, Çin’in ABD’ye karşı bir küresel ittifak oluşturma niyeti yoktur. Çin, dünya işlerinde kendi sorumluluğunu taşıyor. Çin asla bir savaş başlatmadı, diğer ülkelerin iç işlerine müdahale etmedi veya diğer ülkelerin topraklarını işgal etmedi. Ayrıca diğer ülkeleri tehdit etmek veya onlara yaptırım uygulamak için asla bir grup oluşturmadı. Siyasetten uygulamaya kadar Çin dünyanın istikrarına, beraberliğine ve refahına katkıda bulunuyor. Çin’in Kuşak ve Yol İnisiyatifi bunun açık kanıtıdır.

Dördüncüsü Çin, ABD ile ideolojik çatışma arayışında değildir. Çin, bağımsız olarak kendi kalkınma yollarını seçmiş bütün ülkelerin halklarının haklarına saygılıdır. Çin ne siyasi sistemler veya modeller ihraç ediyor ne de herhangi bir ideolojik blok yaratıyor.

ABD KENDİSİNE ZARAR VERECEK

Çin’in en büyük 10 ticaret ortağı listesinde bulunan sekiz ülke ABD ve onun müttefiklerinden oluşuyor. Çin, birçok gelişmekte olan ülkede yollar, okullar ve hastaneler inşa etmek için yerel halka yardım etti, ancak bu yardım projeleri için bir taraf seçmesi konusunda herhangi bir siyasi ön koşulu asla koymadı. Çin, sıklıkla ilan ettiği gibi, barışçıl kalkınma yolunu takip edecek ve dünyada diğer ülkelerle bir arada barış içinde bulunacak. Çin’in aradığı şey, dünyaya egemen olmaktan ziyade kazan-kazan iş birliğidir.

Öyleyse bu Çin korkusu hayali ne gibi sonuçlara yol açacak? Çin’i kontrol altına alma niyeti sonunda sadece ABD’nin kendisine zarar verecek. ABD’li tanınmış siyaset bilimci Joseph Nye, bir zamanlar korkuları abartmanın kendini doğrulayan bir kehanet yaratacağı uyarısında bulunmuştu.

“Çin korkusu” yaygarasının ABD üzerinde üç önemli olumsuz etkisi vardır. İlki, Çin konusunda aşırı dikkat Washington’ı kendi işlerinden uzaklaştıracaktır. İkincisi, Çin konusunu siyasetçilerin, muhaliflerinin zayıflığına saldırmak amacıyla bir araç haline getirmesi, iç siyasi mücadeleleri kışkırtacaktır. Üçüncüsü, ABD ve onun müttefikleri arasındaki bölünmeler artacaktır.

Columbia Üniversitesinden Profesör Thomas J. Christensen, Washington’ın tek taraflı olarak Çin’e karşı çağ dışı Soğuk Savaş tutumunu benimsemesi halinde müttefiklerini uzaklaştıracağını, çünkü “ABD’nin birçok müttefiki ve ortaklarının Çin’i kendi rejimlerinin ayakta kalması için varoluşsal bir tehdit olarak görmediğini” ifade etti.

Çin korkusu tehlikeli bir hastalık, ancak tedavi edilemez değil. Bu korkunun reçetesi, sıfır sonuçlu Soğuk Savaş zihniyetinin terk edilmesi, eşitliği ve karşılıklı saygıyı savunmak ve karşılıklı çıkar ile kazan-kazan sonuçları için açıklığı ve kapsayıcılığı kabul etmek olacaktır. Bu düşünce yapısının kırılması geniş bir bakış açısına yol açarken, herhangi bir iyileştirici önlem almadan ona bağlı kalmak sonsuz bir zarara yol açacaktır.