Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Japonya 16 Mart’ta Tokyo’da “2 + 2” formatında bir üst düzey toplantı düzenledi. İronik bir şekilde ABD-Japonya görüşmelerinin asıl konusu Çin oldu. Görüşmelerin içeriğine bakılırsa, ABD’nin müttefiklerini bir araya getirip Çin’i kontrol altına alma niyeti son derece açık.

Doğu Çin Denizi’nden Güney Çin Denizi’ne, Diaoyu Adaları’ndan Taiwan Boğazı’na, Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi’nden Hong Kong Özel İdari Bölgesi’ne kadar,  Japonya Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi’nin açıklamalarına göre görüşmelerin içeriğinin çoğu Çin’le alakalı konular oldu.

KENDİ KENDİNİ EĞLENDİREN BİR ŞOV

İki taraf, ortak bildiride doğrudan Çin’e seslenerek Çin’in eylemlerinin “uluslararası düzene uymadığı” iddiasında bulundu. Bununla birlikte, ABD ve Japonya, Çin’e karşı güçlü bir tavır sergilese de herhangi bir somut önlem alındığı görülmedi. Bu, ABD-Japonya “2+2” görüşmelerinin daha çok kendi kendini eğlendiren bir siyasi şov gibi görünmesine neden oldu. Aslında her iki tarafın da kendi hesapları var.

ABD Dışişleri Bakanı ve Savunma Bakanı olmak üzere iki üst düzey yetkilinin ilk Japonya gezisi, sadece Hint-Pasifik stratejisini uygulama amacına sahip olmakla kalmıyor, aynı zamanda Washington’un Tokyo ile yakın ilişkileri yeniden kurmak arzusunu da vurguluyor.

NBC’de yer alan habere göre, Trump yönetiminin Japonya ve Güney Kore gibi müttefikleriyle “ticari nitelikli ve  değişken” bir ilişki yaşadıktan sonra, mevcut ABD yönetiminin tek taraflılığı değiştirdiğini ve müttefiklerle ilişkileri güçlendirmekte olduğunu acilen kanıtlaması gerektiğine işaret edildi.

Buna ek olarak, ABD’nin bu hamlesi, bugün gerçekleşmesi beklenen Çin-ABD üst düzey diyalogu için bir pazarlık kozu oluşturmak için müttefiklerle koordinasyon sağlama amacını dışlamıyor. Öyleyse, birçok analistin de belirttiği gibi ABD yine hesap hatası yapıyor.

Japonya’nın, ulusal savunmada ABD’ye derin bağlılığı ve Çin ile toprak anlaşmazlıkları nedeniyle, kendisini bölgesel bir güç haline getirmek için ABD ile ittifak yapması gerekiyor. Aynı zamanda Çin’e güç göstermek, Japon kabinesinin destek oranını artırması için bir iç siyasi ihtiyaçtır.

Çeşitli hesaplamayla dolu bu tür bir ittifak ilişkisi dayanıklı mı? Adı geçen ortak bildirye bakın. Çin ile ilgili birçok konuya değinmesine rağmen, ABD ve Japonya’nın endişeleri tek bir noktada değil ve çıkarlarda bariz farklılıklar var. Örneğin, ABD Taiwan Boğazı’ndaki duruma ve insan hakları meselelerine daha fazla önem verirken, Japonya Diaoyu Adaları meselesine daha fazla önem veriyor.

Hong Kong’da yayımlanan “Takungpao” gazetesinde yer alan haberde, ABD ve Japonya’nın bazı konularda fikir birliğine sahip olmasına rağmen, bu iki ülke arasındaki ittifakın yeni bir aşamaya girebileceği anlamına gelmediğine işaret edildi.

Aslında, Çin’in yakın bir komşusu olarak Japonya, bölgesel ekonomik entegrasyon ve Çin ile ekonomik ve ticari iş birliğinden büyük fayda sağlamıştı. ABD’nin Çin’i kontrol altına alma stratejisinin öncüsü olursa, Japonya kesinlikle çok büyük bir ekonomik bedel ödeyecektir.

Daha da önemlisi, yeni ABD yönetimi, müttefiklerin önemini vurgulamaya ve “ortak değerler” gibi bazı sahneler yapmaya istekli olsa da önce kendi çıkarlarını güvence altına almak için çalışır.

“Tokyo Shimbun” gazetesinde Japonya’nın “tetikte kalması” gerektiği, çünkü ABD’nin korumasının karşılıksız olmadığı ve bunun için Japonya’nın “pahalı faturalar” ödemesi gerektiği belirtildi. İki taraf ne kadar yakın olabileceklerini halen bilmiyor.

Ortak bildiride “ABD-Japonya Güvenlik Anlaşması”nın Diaoyu Adaları için geçerli olduğundan bahsedilmesi, iki taraf arasındaki askeri ittifakın niteliğini daha da artırdı.

Herkesçe bilindiği gibi, Diaoyu Adası ve ona bağlı adalar Çin’in egemenlik alanı dâhilindedir. Soğuk Savaş’ın bir ürünü olan “ABD-Japonya Güvenlik Anlaşması” ise bölgesel barışı ve istikrarı tehlikeye atmamalı ve üçüncü tarafların çıkarlarına zarar vermemelidir.

ABD ve Japonya’nın Soğuk Savaş zihniyetine bağlı kalması, kasıtlı olarak bloklar arasında çatışmalara girmesi ve Çin karşıtı bir kuşatma yaratma girişimi gibi adımlar tamamen çağın ruhuna ve temel dinamiklerine aykırıdır.

Çin’in gelişimi dünya için bir meydan okumadan çok bir fırsattır. ABD ve Japonya bu gerçeği kabul etmezse, ittifakları ne kadar yakın olursa olsun, sonunda kendi gelişimini kısıtlayan ve bölgesel kalkınmayı kaosa atan bir girdaba düşecekler.