CGTN / Ikenna Emewu

Covid-19 salgını, geçen yüzyılda tüm insanlığın karşı karşıya geldiği küresel ölçekte önemli ağır sağlık sorunlarından biridir. Aksi rüzgâr gerçekte sona ermese bile, dünya salgının üstesinden gelme yükümlülüğünde ihmalkâr değil. İnsanın ulaşacağı hiçbir şey -bilim, inanç, araştırma, iş birliği, hayırseverlik, diplomasi- esirgenmedi. Salgına karşı mücadele de olumsuzluktan yoksun değil. 

Salgın ortaya çıktığında, eski Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump, küresel bilgi manipülasyonunu en fazla etkileyen ülkeden sorumluydu. Trump, Çin’e iftira atmak için başvurduğu geleneksel boş laf kalabalığıyla hayal kırıklığına uğratmadı. Çamur atma, muhtemelen ülkesindeki durumu vahim ve etkileyici olmayan bir şekilde ele almasıyla mücadeleye en iyi katkıyı sağladı.

Trump, Çin’de büyük salgın başladığından bu yana Çin’e yönelik ön yargılara ve nefrete olanak sağladı. Daha sonra, ortak düşünce son araştırma aksini kanıtlayıncaya kadar koronavirüs vakalarının ilk olarak Çin’de bildirilmesiydi. ABD’de California’da bulunanlar gibi ilk enfeksiyonların bu gerçekleri uygun biçimde teyit etmesinden sonra bile Trump, fikrini değiştirmedi. Trump görevi tamamlandıktan sekiz ay sonra, Çin’i koronavirüsün kaynağı konusunda yakalamaya yönelik ön yargıların hayaletleri halen Washington’ın gölgelerinde saklı duruyor. Aynı şekilde, aksi yöndeki kanıtlara rağmen, Trump’ın koronavirüsün kaynağının sorumluluğunu ne pahasına olursa olsun Çin’e bağlamak için başlattığı düşünce hattı moda olmaya devam ediyor. 

ARAŞTIRMAYI FARKLI ÜLKELERE YAYMANIN BİLİMSEL BİR ZARARI YOK

Trump, Dünya Sağlık Örgütü’nü (DSÖ) “somut” gerçekleri gizlemek amacıyla sahte rapor açıklamak için Çin ile dolap çevirmekle suçlayarak, ülkesini DSÖ’den çıkaracak kadar ileri gitti. Yeniden biçimlenen yanlış düşünce, koronavirüsün kaynağının silah haline getirilmesi gibi gelmeye başladı. Hiç şüphesiz ABD, koronavirüsün gerçeklere ve bilime güvenmekten ziyade insanlığı nasıl harap etmeye geldiğinin izini sürme çabalarını çok fazla siyasallaştırdı. Bu çabanın siyasallaştırılması virüsün kökeninin Çin’de takip edilmesinde ve defalarca böyle olması gerektiği konusunda ısrarcıdır. Wuhan’daki büyük salgından önce ABD ve Fransa’da Covid-19 vakalarının olduğunun belirlenmesinden bu yana araştırmayı Çin’e nazaran diğer ülkelere yaymanın bilimsel bir zararı yoktur. 

Çin’de arama yapılması ısrarı, ABD’nin üçüncü kez Çin’de başka bir kaynak araştırması yapılması çağrısıyla açığa çıkan ön yargı çanı tekrar tekrar çalıyor. Bu çağrılar, ABD’nin uygun gördüğü bulguya ulaşılıncaya kadar, Çin’de muhtemelen 20 kez kadar diğer arama turları isteyebileceği izlenimi gönderiyor. Mayıs 2020’de BBC, Paris’te grip olan bir kişiyi tedavi eden doktorun, yurt dışı seyahat hikâyesi olmayan hastasının Wuhan’daki salgından yaklaşık bir ay önce Covid-19 olduğunu kanıtladığını söylediğini bildirdi. Bu bulgudan hareketle DSÖ Sözcüsü Christian Lindmeier aracılığıyla benzer vakalar için kayıtlarını kontrol etmesi için ülkelere çağrıda bulundu. California’da ayrıca ABD’de koronavirüse bağlı ölümün daha önce düşünülenden neredeyse bir ay önce kaydedildiğine ilişkin diğer bir bulgu vardı. 

Bu gerçeklerle birlikte, niçin Covid-19’un kaynağına ilişkin bütün araştırmalar ABD’nin ısrarlı isteğiyle Çin’de başlayıp ve bitmelidir? Kamunun incelemesi için mevcut hiçbir kayıt, Çin’in salgına karşı samimi eylemlere yönelik herhangi bir şüpheli biçimde hareket ettiğini iddia etmemektedir.  

DSÖ ÇABALARI VE İŞ BİRLİĞİ NEDENİYLE ÇİN’E ÖVGÜDE BULUNDU

Salgınla mücadelenin başında DSÖ, yerel uzmanlarla çalışmak için ülkeye geldiği zaman çabaları ve iş birliği nedeniyle Çin’e övgüde bulunmuştu. DSÖ’nün, ABD ve Avrupa ülkelerinden uzmanların 16-20 Şubat 2020 tarihinde yaptığı ortak araştırma sonucu hazırladığı ilk raporda, “Covid-19’un zoonotik bir virüs” olduğu ifade edildi. Mevcut tam genom dizilişiyle yapılan filogenetik analizlere göre, yarasalar Covid-19 virüsünün deposu gibi görünüyor, ancak ara konakçılar henüz tespit edilmedi. 

Çin’in salgınla mücadelesindeki açık sözlülüğü ve etkililiğini onaylayan DSÖ, şunları kaydetti:

“’Daha önce bilinmeyen bir virüs karşısında Çin, belki de tarihteki en iddialı, kıvrak ve saldırgan hastalığı önleme çabasını başlattı. Çin’in bu engelleme önlemleri için istisnai kapsama ulaşılması ve bağlı kalması sadece Çin halkının derin taahhüdü sayesinde mümkün oldu.”

Bu yıl 30 Mart’ta, DSÖ, virüsün kökeninin herhangi bir laboratuvar sızıntısıyla ilgisi olmadığına dair daha önceki pozisyonu teyit eden konuda Çin’deki bulgularından sonra uluslararası araştırmacılardan oluşan bir heyet başka bir rapor daha açıkladı. Bu son rapor, yerel Çinli uzmanlarla 28 gün çalışan aralarında ABD, Avustralya, Birleşik Krallık ve Japonya’nın da bulunduğu 10 ülkeden uzmanların oluşturduğu bir ekip tarafından hazırlandı. Bu rapor, laboratuvar sızıntısının son derece imkânsız olduğu konusunda açıktı, virüsün kaynağının izlenmesi çalışmalarının dünyanın diğer kesimlerinde yapılması gerektiğini öneriyordu.