Haber / Irmak Hekimoğlu

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Georgia eyaletinde 16 Mart’ta 3 masaj salonuna düzenlenen silahlı saldırılarda 8 kişi hayatını kaybetti. Masaj salonlarının bulunduğu bir bölgede meydana gelen saldırıda, ölenlerden altısı Asya kökenli kadınlar.

ABD’de 2019’dan bu yana yaşanan en büyük silahlı saldırı eyleminin iyi incelenmesi gerekiyor. Irkçılık tartışmalarının gündemde olduğu bu dönemde cinayetleri işleyen şahsın polise verdiği ifade dikkat çekici detaylar barındırıyor. Cinayet zanlısı, ifadesinde Asya kökenli insanlara karşı ırkçı bir ön yargıya sahip olmadığını söyleyerek aksine, cinsel bir bağımlılığı olduğunu iddia etti.

New York Times’ın köşe yazarlarından Shaila Dewan da ABD’de Asyalı Amerikalı kadınları hedef alan silahlı saldırıların ardından ırkçılık ve cinsiyetçiliğin iç içe geçmesinin yarattığı tehlikeyi mercek altına aldı. Deawan, “Atlanta’da geçen hafta, altısı Asyalı kadın olan sekiz kişi ölümcül bir şekilde vurulduktan sonra, kolluk kuvvetlerinin bir üyesi saldırganın ‘ırksal nedenlerle değil,’ ‘cinsel bağımlılıktan’ kaynaklandığı” açıklamasında bulundu. Shaila Dewan, New York Times gazetesindeki yazısına birçok Asyalı kadın tarafından yadırganan (ve şok edici) bu cümle ile başlıyor. Saldırgan kasıtlı olarak Asyalı kadınların çalıştığı masaj salonlarını hedef alsa da yazara göre ırkçılık ve cinsiyetçiliğin “her zaman, ayrılmaz bir şekilde iç içe geçmiş” olduğu “resmi” gözlerden kaçıyor. Yazar, Asyalı-Amerikalı kadınların uzun zamandır cinsel açıdan itaatkâr olarak klişeleşmiş, popüler kültürde egzotik “nilüfer çiçekleri” ve manipülatif “ejder bayanlar” olarak tasvir edildiklerini ve klişelere uymadıklarında tepkilere maruz kalıp, Asyalı olmayan partnerler seçtiklerinde yargılandıklarını belirtiyor.

“AAPI (Asya ve Pasifik Adalı Amerikalı) Nefretini Durdur” adlı bir grubun yakın zamanda yaptığı bir çalışmayı alıntılayan yazar, 2020 ve 2021’de kaydedilen yaklaşık 3 bin 800 nefret vakasının üçte ikisinden fazlasının kadınlara yöneltildiğini belirtiyor. Dewan’ın alıntıladığı, Asyalılara karşı şiddeti takip eden bir aktivist ve yazar Helen Zia’ya göre Asyalı kadınlara yönelik nefret suçlarının göz ardı edilmesindeki nedenlerden biri ise cinsel boyutu olan vakalarda, suçu sadece cinsel olarak sınıflandırılma eğilimi olduğundan saldırıların ırksal yönünün silinmesi.

Asyalı kadınların yanı sıra ABD’nin başını çektiği Batılı ülkelerin sözde “demokrasi getireceğiz” bahanesiyle yıkıma uğrattığı Irak ve Afganistan gibi ülkelerdeki kadınlara da cinsel istismarda bulundukları ve adeta köleleştirdikleri çok defa dile getirildi. Özellikle ABD ordusunun Filipinler, Vietnam ve Kore savaşlarında işledikleri cinsel suçlar da araştırılabilir. 1960’larda ABD hükümeti, Vietnam’da savaşan askeri personel için bir “dinlenme ve rahatlama” (genelev) merkezi olması için Tayland ile bir anlaşma yaptı. Bu, ABD ve Avrupa’dan erkeklerin tatil tercihi olan Tayland’ın modern seks turizmi endüstrisinin temellerinin atılmasıydı. Güney Kore’de bulunan Amerikan askerlerinin tecavüz vakaları artışa geçtiğinde de bu durum ABD askerlerinin güvenliği için kamuoyuna dahi duyurulmayacak kadar endişe verici hale geldi. 2011 yılında 18 yaşında bir lise öğrencisinin ABD’li asker tarafından defalarca sadistçe tecavüz edilip ölüme terk edilmesi artık sınır noktasıydı. Askerin sadece 10 yıl ceza alması Kore toplumunun onurunu incitmiş bir vakadır. Asyalı kadınların “ejderha hanımları” veya cinsel olarak uygun partnerler olarak kalıplaşmış sapkın görüşlerin yüzyıllardır ABD topraklarında dolaştığını söyleyen Indiana Üniversitesinde tarih profesörü olan Ellen Wu, Asyalı kadınların ABD’ye göç etmeye başladıkları andan itibaren cinsel açıdan hedef olduklarını dile getirdi.  Öldürülen kadınların bir kısmı göçmen ve bir kısmı ise anneydi. Hepsi de aile ve arkadaşlar tarafından çalışkan, sevgi dolu ve sevgili olarak tanımlandılar.

Asyalı kadınların, erkeklerin cinsel fantezileriyle olan bu ilişkisi ne yazık ki popüler kültüre nüfuz etti. Şüphesiz ki, ABD’nin en büyük algı yönetim aracı olan Hollywood filmlerinde de Asyalı kadınlar sürekli “hayat kadını” ve “para için aşk yaşayan” karakterlere tayin edildi. Özellikle de Çin’in yükselişe geçmesi ve dünyanın ikinci büyük ekonomisi olarak ABD’nin rakibi olmasının ardından bu durum doruk noktasına ulaştı. ABD yapımı istisnasız her filmde en büyük düşmanlar, casuslar, hayat kadınları Asyalı gösterildi. Gösterilmeye de devam ediyor. Bu algı yönetimlerinin yol açtığı yıkıcı sonuçlar da işte bu ırkçı saldırılar ve nefret söylemleriyle gün yüzüne çıkıyor.

New York Üniversitesinde bir klinik psikolog olan Doris Chang, ABD’deki Asyalılara karşı ırkçılığın tarihinin 1800’lü yıllara dayandığını söylüyor. 19. yüzyılda Çin’den bekâr erkeklerin Amerikan madenlerinde, balıkçı teknelerinde ve demir yolu yapımında ucuz işgücü karşılığında işe alınmasına işaret ediyor. Profesör Chang, “Korkunç koşullardaki, düşük ücretler kazanan işleri almaya istekliydiler. Ekonomi kötüleştikçe beyaz erkekler için bir tehdit olarak görülmeye başladılar.” diye açıklıyor.

Tüm dünyada kadına şiddetin önüne geçmeye çalışılırken, kadınlara karşı işlenen suçlara verilen cezaların caydırıcılığı tartışılırken aslında bir büyük tehlike de bu ırkçı söylemler, nefret suçları… Hangi milletten hangi dinden olduğu tartışılmaksızın kadına karşı işlenen her türlü şiddet eyleminin karşısında tüm dünyanın en yüksek sesiyle bağırması gerekiyor. Bunu yapabilmek için de önce bu algı yönetimlerinin önüne geçmek gerekiyor.

Öte yandan Donald Trump gibi siyasetçiler siyasetteki varlıklarını sürdürebilmenin yolunun Asya’ya saldırmaktan geçtiği yanılgısı içinde… Bunun en yakın örneğini Covid-19 virüsünün yayılmasının ardından gördük. Covid-19 virüsü yerine “Çin Virüsü” ifadesini kullanan Trump, tüm dünyada Çinlilere ve Asyalılara karşı olumsuz bir algı oluşmasına neden oldu. Nefret ve Aşırılık Çalışmaları Merkezi’nin yayınladığı bir rapora göre yakın zamanda yapılan bir araştırma da Amerika’nın en büyük 16 kentinde, Asya-Amerikalılara yönelik polise bildirilen nefret suçlarında yüzde 149’luk bir artış olduğunu ortaya koydu. Trump’ın, “Wuhan-Çin virüsü” gibi ırkçı ifadelerinin ABD’de Asyalılara ve özellikle Çinlilere olan ayrımcı ve nefret suçlarında artışı tetiklediği belirtiliyor. İnsanlar artık Asyalıların görünüşleriyle dahi dalga geçiyor. Ancak hiçbir Asyalı obez bir Batılı gördüğünde “Bu Amerikalı mı” düşüncesine kapılmıyor. “İnsan hakları” kavramını dilinden düşürmeyen ABD’nin bu kavramdan hiçbir şey anlamadığı ve “kendinden olmayana” yaşam hakkı tanımayarak “Tanrı ABD’yi kutsasın.” zihniyetiyle yaptığı her eylem dünyayı kaosa sürüklemeye devam ediyor.