“Avrupa’nın Kraliçesi” olarak anılan Almanya Başbakanı Angela Merkel, Avrupa Birliği (AB) Liderler Zirvesi’ne son kez katıldı. Göreve geldiği 2005 yılından itibaren 107’nci kez zirveye katılan Merkel, böylece Brüksel’e veda etti.

Üye ülkelerin liderleri tarafından alkışlarla uğurlanan Merkel için en dikkat çeken ifade AB Konseyi Başkanı Charles Michel’den geldi. “Sen bir abidesin. Angela’sız bir AB Zirvesi, Vatikansız Roma ya da Eyfel Kulesiz bir Paris gibidir.” diyen Michel’e diğer liderler de destek verdi.

Almanya’daki koalisyon çalışmaları sürüyor, çalışmaların ne zaman tamamlanacağı henüz belli değil. Olası koalisyon ortaklarının hedefi, hükümeti 6 Aralık haftasında kurmak. Fakat yaşanacak bir aksama Merkel’in aralık zirvesi için Brüksel’e dönmesi sonucunu doğurabilir.

AVRUPA SİYASETİNE İZ BIRAKAN İSİM “ANGELA MERKEL”

Merkel, şüphesiz AB’ye damgasını vuran isimlerden biri oldu çünkü en zor zamanlarda sağladığı uzlaşı yöntemleriyle diğer liderlerden hep bir adım önde yer aldı. Merkel katıldığı son zirvede bu yönünü bir kez daha göstererek, göç konusunda ve Polonya’da hukukun üstünlüğü alanında yaşanan sorunların AB içinde diyalogla hareket edilmesi için büyük çaba sarf etti. Görevini devretmeye hazırlanan Almanya Başbakanı, yargı krizine ilişkin çözüm bulunması yönünde de liderlere çağrı yaptı.

Sadece Almanya değil, Avrupa siyasetinde de derin iz bırakan Merkel, 16 yıl önce Almanya’nın en genç ve ilk kadın Başbakanı oldu. Alman siyasetinde kendini kanıtlayarak 4 dönem üst üste koltukta kalmayı başaran Merkel’i yıpratan en önemli konu ise “göçmen krizi”ydi. Zira AB, 2015 yılında Suriye ve Afganistan başta olmak üzere Orta Doğu’daki savaşlardan kaçarak Avrupa kapısına dayanan yüz binlerce sığınmacıyla karşı karşıya kaldı. Birçok AB ülkesi sığınmacılara sınırlarını tamamen kapattı. Merkel ise, çoğu Suriyeli yüz binlerce sığınmacıya kapıları açtı. Ancak Merkel, göçmen yanlısı politikalarının bedelini sandıkta ödemek zorunda kaldı. Çünkü, ülkede sığınmacı sayılarının artması sonrası göçmen karşıtı aşırı sağ partiler güç kazandı.

ŞANSÖLYE’NİN SÜRPRİZ KARARI

Aşırı sağcı Almanya için Alternatif Partisi’nin (AFD) oyları yükseldi. Merkel’in liderliğindeki ittifakın oyları düştü. Eylül 2016’daki bölgesel seçimlerde AFD, Merkel’in memleketi Mecklenburg-Vorpommern’de CDU’nun önüne geçerek ikinci parti seçildi. İki hafta sonra ise CDU Berlin’de düzenlenen seçimlerde o tarihe kadarki en kötü yenilgisine uğradı ve yerel yönetimin dışında kaldı. Ama bu durum, Merkel’e geri adım attırmadı ve şansölye politikalarını değiştirmeden yoluna devam etti.

Angela Merkel, son dönemde sağlık sorunlarıyla çok sık gündeme geldi. Eyalet seçimlerindeki yenilgilerin ardından Şansölye, Ekim 2018’de bir sürpriz yaptı ve başkanlık ile başbakanlık görevleri için yeniden aday olmayacağını açıkladı. Merkel’in bu kararı çoğunluk tarafından şaşkınlıkla karşılandı. Kararının ardındaki sebeplerden birinin medyada da yer alan titreme nöbetleri olduğu konuşuldu. Aralık 2018’de yapılan kurultayda Merkel’in işaret ettiği Annegret Kramp-Karrenbauer, genel başkan seçildi. Fakat partiyi beklendiği gibi toparlayamayan Kramp-Karrenbauer, Şubat 2020’de genel başkanlıktan ayrılacağını duyurdu. Karrenbauer’in ardından ise partinin 33. genel kurulunda yine Merkel’in desteklediği Armin Laschet genel başkan seçildi.

AVRUPA BİRLİĞİ İÇİNDE DENGELER DEĞİŞECEK Mİ?

Merkel, Almanya’nın AB siyasetine yön veren en önemli aktörlerden biri oldu. Bu nedenle Şansölye sonrası dönem AB için de ayrı bir önem arz ediyor. Birlik içindeki dengeler, Merkel’in ardından nasıl şekillenecek bugünden öngörüde bulunmak kolay değil ancak “Angela Merkel’in ayrılışı, AB’nin iki baskın ülkesinden Fransa’da nasıl bir etki yaratacak?” merak ediliyor. Almanya Başbakanı, görevden ayrıldıktan 4 ay sonra Fransa, AB dönem başkanlığına Emmanuel Macron geçecek. Merkel’in ayrılışı Fransa’da Macron için bir fırsat yaratabilir ama Macron her ne kadar “Avrupa’nın Kralı” olmaya istekli görünse de öncelikle cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanmak zorunda.

Son yıllarda eski gücünü yitiren ve fikir ayrılıklarının yaşandığı AB’deki liderleri tedirgin eden öncelikli konu, Merkel sonrası Birlik’teki dengelerin değişip değişmeyeceği. Bu bağlamda, önümüzdeki dönemde yanıtı beklenen en önemli soru şüphesiz ki, güçlü siyasi figür Merkel’in vedasının “Birlik içinde boşluk yaratıp yaratmayacağı” olacak.

Tuğçe Akkaş