İki gün önce, 93 yaşında aramızdan ayrılan Sami Kohen, dış politika ve uluslararası ilişkiler alanında Türkiye’nin en deneyimli gazetecilerinden biriydi. 1954 yılından bu yana Milliyet gazetesinde aralıksız olarak yazarlık yapan, dünyayı masa başında takip etmeyen, bir muhabir gibi aktif biçimde sahaya inip gözlemlerde bulunan, ziyaret ettiği çok sayıda ülkeye dair çarpıcı notlar ve anılar aktaran bir yazardı. Asla vazgeçmediği daktilosundan çıkanlar, politik yorumların ötesinde ülkemizdeki gezi edebiyatının seçkin örnekleri olarak değerlendirilebilir. Kısa süre önce Nihal Boztekin tarafından hazırlanan “Sami Kohen Anlatıyor-Ver Elini Dünya” (Libra Kitap) başlıklı anıları da gerek özel yaşamına gerekse gazetecilik serüvenine dair keyifli ve öğretici kesitler içermektedir.

Dünyanın henüz bu denli “küçülmediği”, mesafelerin kısalmadığı yıllarda, gazetecilik aşkı ve merak duygusunun etkisiyle kıtaları dolaşmaktan yorulmayan Kohen’in özel ilgi duyduğu ülkelerden biri de Çin’di bilindiği üzere. 1982’de Milliyet Yayınları’ndan çıkan 228 sayfalık “Değişen Çin” başlıklı kitabı bu ülkedeki gelişmelere dair dikkat çekici gözlemlerle, saptamalarla doludur. Kitabın son paragrafında, o günlerde çoğu dış politika yorumcumuz için “kapalı kutu” anlamına gelen Çin’i şöyle yorumlar, Kohen:

“Dış politikada ‘Üçüncü Dünya’nın liderliğini yapmaya özen gösteren, fakat aynı zamanda siyasal, ekonomik ve teknolojik desteği için giderek Batı’ya yaklaşan bir Çin… Ekonomide daha pragmatik bir tutumla sorunlarını çözümlemeye çalışan, üretimini hızla artıran, dünya piyasalarına açılan bir Çin… Önümüzdeki yılların Çin’i böyle görünüyor. Evet, giderek daha da ‘Değişen bir Çin’…”

ÇİN’İ “DÜNKÜ ÇİN”LE KARŞILAŞTIRIN

Çin’e ilk kez 1971’de giden Sami Kohen, kitabın ilk bölümünde bu gezisindeki gözlem ve röportajları aktarıyor. İkinci bölüm ise 10 yıl sonra gerçekleşen ikinci ziyareti içeriyor. 1970’lerin Çin’i için şu vurguda bulunmuş yazar:

“Bugünkü Çin’i ne Amerika veya Japonya gibi zengin kapitalist ülkelerle, ne Rusya veya Çekoslovakya gibi endüstrileşmiş sosyalist memleketlerle, hatta ne de Asya ve Afrika’da gelişme halindeki uluslarla mukayese etmeli. Eğer muhakkak bir mukayese yapmak gerekiyorsa, en doğrusu bunu kendi yakın geçmişi ile yapmaktır. Yani ‘bugünkü Çin, dünkü Çin’ ile karşılaştırılmalıdır.”

Çin’in kendine özgü bir kalkınma yolu belirlediğini, Çin’e Özgü Sosyalizm’in gerçeklerini ve dinamiklerini 50 yıl önce fark eden Kohen’in şu satırları da kayda değer:

“Aç insan yok Çin’de. İşsiz de yok. Köyde, fabrikada veya dairede çalışanlar birbirine yakın sayılabilecek bir maaş alıyorlar. Sekiz saat çalışıyorlar. Aldıkları para ile de mütevazı bir evde oturabiliyorlar, rahat beslenebiliyorlar.”

1971’in Çin gerçeği ve gelişme yönü de Çinli yetkililerin ağzından şöyle aktarılıyor:

“Biz fakir bir milletiz… Gelişme halinde bulunan bir ülkeyiz. Halkımızın birçok sıkıntıları var. Daha halledecek birçok sorunumuz var. Bu çabalar ve sıkıntılar daha uzun yıllar sürecek. Biz sosyalist geçinen diğer ülkeler gibi revizyonizme kayarak, sınıf farklılıklarının yine belirdiği, dengesiz bir toplum olmayacağız. Hayat seviyesini yükseltirken, tüm olarak yükselteceğiz.”

“Mao’nun Çizgisi”, “Tipik Bir Çin Ailesi”, “Bir Genç Kızın Hayali”, “Seks ve Aile Hayatı”, “Devrimci Sanat ve Edebiyat”, “Tüketimi Kısma Politikası”, “Pekin’de Bir Cami”, “Kültür Devrimin Etkileri”, “Eğitim Sistemi”, “Komünde Hayat”, “Eğitim Sistemi”, “İç ve Dış Politika” başlıkları altındaki renkli gözlemlerin ardından ikinci bölümde 1981’deki ziyaretine geçiyor Kohen.

“ÇİN, KAPİTALİZME DÖNMÜYOR”

Çin’de değişenleri ve değişmeyenleri ele aldığı bu sayfalarda sık sık 10 yıl önceki duruma atıfta bulunan usta gazeteci şu notu düşüyor:

“Çin gerçek büyük ileri atılımı yapmaya başladı. Amaç hızla modernleşip halkın yaşam düzeyini yükseltmek ve 2000 yılına kadar Çin’i dünyanın en ileri ülkelerinin safına çıkarmaktır. Deng ve Zao’nun uyguladığı programın ilk meyvesi, kuşkusuz Çin halkının 5-10 yıl öncesine oranla daha iyi yaşamaya yönelmesidir.”

Ve ardından vurgulamakta yarar görüyor:

“Bütün bunlar, Çin’in kapitalizme dönmekte olduğu şeklinde yorumlanmamalı tabii. Çin temel düzeni gene de Marksist düşünce ve sisteme dayanıyor.”

SÜPER DEVLET DEĞİL, ÖNEMLİ KÜRESEL GÜÇ

Sami Kohen, Çin’e üçüncü kez 1990’da gidiyor. Bu geziye ilişkin notları da Özer Yelçe’nin hazırladığı “Sami Kohen-Dünyanın Yazısı” (Doğan Kitap, 2007) adlı kitaptan okuyoruz. “Çin ziyaretlerim bu ülkenin yakın geçmişinin üç önemli dönemine rastlar” diyen Kohen “Yeni Bir Devrim” bölüm başlığı altında bir kez daha değişenleri-değişmeyenleri değerlendiriyor ve notlarını şöyle noktalıyor:

“Şu anda -şu tek kutuplu dünyada- Çin bir süper devlet değil. Ama giderek nüfuzunu hissettiren önemli bir küresel güç.”

1970’lerden 90’lara uzanan süreçte bu “uzak ülkeye” üç kez gidip incelemelerde bulunan Sami Kohen, politik-ekonomik bakışın ötesinde, sokaktaki insan ve yaşam açısından da ilginç gözlemler içeren Çin notlarında genç meslektaşlarına ve masa başındaki “Çin uzmanlarına” şöyle sesleniyor sanki: “İlim Çin’deyse, mutlaka gidip görünüz.”

Sonsuzluğa uğurladığımız usta gazeteci, huzur içinde uyusun.

Tunca Arslan