Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden, video yoluyla düzenlenen Covid-19 Küresel Zirvesi’ne ev sahipliği yaptı. ABD’nin salgına karşı küresel mücadeleye “katkısından” defalarca söz eden Biden, yurt dışına aşı yardımı planındaki bir sonraki adımı da açıkladı. Ancak ABD’nin toplantıyı düzenlemedeki zamanlaması ve tarif ettiği “görkemli hedefler” kamuoyunda büyük şüpheler yarattı.

Washington’ın “salgınla mücadelede en büyük devlet başkanları zirvesi” olarak nitelendirdiği söz konusu zirvenin etkisini artırmak için uzun süredir çaba harcamasına rağmen bazı büyük ülkelerin liderleri toplantıda boy göstermedi. Bu da uluslararası toplumun, ABD’nin salgına karşı küresel mücadeleye liderlik etme yeteneği ve motivasyonu konusunda derin şüpheler beslediği gerçeğini gözler önüne serdi.

Salgınla mücadeledeki en başarısız ülke olan ABD’de şu ana kadar toplam 42,5 milyon Covid-19 vakası tespit edildi, 680 binden fazla kişi yeni koronavirüs nedeniyle hayatını kaybetti. İspanyol Gribi’nde ölenlerin sayısının geride bırakılması, ABD medyası tarafından “korkunç bir dönüm noktası” olarak adlandırıldı.

Açıkçası, salgına karşı küresel mücadeleye böyle yeteneksiz bir ülke tarafından öncülük edilmesi çok ironik olacaktır.

Üstelik salgının çıkmasından bu yana Amerikalı politikacılar dünyaya katkı sunmak yerine “siyasi virüs” yayıyor. Kısa bir süre önce, Beyaz Saray’ın kışkırtmasıyla ABD istihbarat birimleri, Çin’i hedef alan sözde Covid-19 salgınının kökeniyle ilgili araştırma raporunu yaratarak siyasi manipülasyona kalkıştı. Küresel salgınla mücadeledeki iş birliğini ciddi şekilde baltalayan bu davranış uluslararası toplum tarafından eleştirildi.

Bu bağlamda, ABD’nin BM Genel Kurulu ile aynı dönemde bu sözde zirveyi düzenlemesinin ardındaki siyasi emeller de aşikâr. Bazı uzmanlar, Beyaz Saray’ın adımının, hükümetin salgınla mücadeledeki yetersizliğine dair zayıf imajını tamir etmeyi, ABD askerlerinin kısa süre önce Afganistan’dan apar topar geri çekilmesinin doğurduğu utancı gizlemeyi ve “aşı diplomasisi”ni yoğunlaştırarak büyük güçler arasında rekabet başlatmayı amaçladığı kanısında.

Biden konuşmasında, ABD’nin diğer tüm ülkelerden daha fazla aşı ihraç ettiğini açıkladı ve bir yıl sonra dünya nüfusunun en az yüzde 70’inin aşılanmasını teşvik etmek için 500 milyon doz aşı daha bağışlayacağını iddia etti. Ancak uluslararası toplum, ABD’nin taahhütlerinin lafta kalacağından neredeyse emin.

Çok sayıda uluslararası kuruluştan oluşan “Halkların Aşı İttifakı” tarafından yayımlanan raporda, zengin ülkeler tarafından yapılan mevcut bağışın etkisiz olduğu, Biden’ın bu hedefinin de gerçekleşemeyeceği belirtildi. Halkların Aşı İttifakı, dünya liderlerini boş vaatlerin ötesine geçerek aşı üretimini teşvik etmek için cesur adımlar atmaya çağırdı.

Ayrıca, ABD’nin uyguladığı aşı politikası, dünyadaki düşük ve orta gelirli ülkelerin acil aşı ihtiyacı gerçeğiyle büyük bir tezat oluşturuyor. Şu anda ABD, ülkedeki milyonlarca yaşlı ve yüksek riskli kişiye üçüncü doz aşı uygulanmasını hızlandırıyor. Ancak Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) defalarca ABD’yi ve diğer zengin ülkeleri birçok ülkede yaşayanların ilk doz aşıya bile erişemediği için söz konusu planları askıya almaya çağırdı.

İngiliz The Guardian’a göre, Biden’ın “gelişmekte olan ülkelerdeki aşılanma oranı sadece yüzde 2 iken, neden Amerikan halkı arasında üçüncü dozun yaygınlaştırılmasına çalışıldığı” şeklinde sert bir eleştiriyle karşı karşıya kalması mümkün.

ABD, ayrıca dünyanın salgının üstesinden gelinmesindeki aciliyetin farkında olması ve bu konuda birlikte çaba gösterilmesi gerektiğini de açıkladı.

İnsanlar sormadan edemiyor: ABD, sözleri ve eylemleri tutarlı mı? Karşılıksız çekler yazmakla ünlü ABD, salgına karşı küresel mücadeleye gerçekten öncülük etmek istiyor mu?

Amerikalı politikacılar, salgını siyasallaştırmak gibi yanlış yaklaşımlarına son vermeli, kendi ülkelerinde salgınla mücadele konusunda çaba göstermeli.