İnsan hakları tam olarak nedir? Son günlerde İngiliz Economist ve Çin medya organı CGTN’de yer alan iki makale benzer başlık ve formatlara sahipti. Ancak iki medya organı, ele aldıkları konuya tamamen farklı cevaplar verdi.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hua Chunying, insan haklarının boş bir slogan olmadığını ve somut bir şey olduğunu ifade etti. Hua Chunying, en büyük insan haklarının yaşama hakkı olduğunu ve salgın altında en büyük insan haklarının sağlıklı ve güvenli yaşama hakkı ve özgürlüğü olduğunu kaydetti.

Salgın günlerinde insan hakları üzerine düşünmek..._fororder_微信图片_20210207104842

Çin’in Lübnan’daki Büyükelçiliği Konsolosluk Departmanı Müdürü Cao Yi, Twitter’da iki makalenin ekran görüntüsünü yayınladı

“PEK ÇOK ÇİNLİ SIKI SALGINI ÖNLEME VE KONTROLÜ KABUL ETTİ, BU ÇOK SIRA DIŞI”

Salgın günlerinde insan hakları üzerine düşünmek..._fororder_微信图片_20210207113431

Economist’te yer alan makalede, Çin’de enfekte kişilerin gittiği yerlere dair bilgilerin açıklandığı ve her vakanın ortaya çıkmasının birçok insanın hayatını bozduğu iddia edildi. Makalede, Çinlilerin Batılılar arasında maskeye direniş olup olmadığını merak ettiklerine ancak Çin’in katı salgını önleme ve kontrolünün nadiren eleştirildiğine dikkat çekildi.

Makalede, siyaset, propaganda, ekonomi, kültür ve tarih gibi nedenlerle birçok sıradan Çinlinin Batı’da “gerçek olmayan” bir şekilde salgını ciddiye aldığı belirtildi.

Bu makalede “kontrol arzusunun Çin’de kökeni olduğu”na dair bir sonuca ulaşıldı ve “Çin’in resmi medyasının yeni koronavirüsün ölümcüllüğünü abarttığı” ve “salgını önleme vesilesiyle Çin’in sisteminin avantajını kanıtlamaya çalıştığı” gibi iddialar gündeme getirildi.

Ancak makalede, “Bu tür önleme çok zahmetli ve biraz kötü niyetlidir, ancak etkilidir.” diye ifade edildi.

Economist bir yandan Çin’in salgını önleme etkisini inkar edemedi, bir yandan da Çinlilerin “insan haklarına” ilgi gösterdi.

“ÖZGÜR RUHLU” AMERİKALILAR UZMANLARIN ÖNERİLERİNİ DE REDDETTİ

Salgın günlerinde insan hakları üzerine düşünmek..._fororder_微信图片_20210207113435

CGTN’de yer alan ve Hindistanlı yorumcu Maitreya Bhakal tarafından kalem alınan makalede Amerikalıların otoriteye medyan okumayı sevdikleri ve yönetilmekten hoşlanmadıkları kaydedildi.

Makaleye göre, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Kızılderilileri katletme ve toprakları talan etme temelinde kurulmasından bu yana, “özgürlük” kavramının marjinal şekilde yorumlanması, Amerikan kültürünün temel unsurlarından biri olmuştur.

Makaleye göre, ne yazık ki yetkili uzmanların tavsiyeleriyle karşılaşıldığında da bunlar reddedilmiştir. Yanlış propagandadan beyni yıkanan çok sayıda Amerikalı, hala kendi “özgürlüğünden” gurur duyuyor.

Maitreya Bhakal, bu çelişkinin Amerikan kültürünün merkezinde bulunduğunu kaydetti ve bunu “Schrödinger’in Amerikalısı” olarak değerlendirdi. Yani Amerikalılar bir yandan otoriteye meydan okuyor, bir yandan beklentilerine uyuyorsa başkalarının söylediği her şeye inanıyor.

ABD yönetimi hem bu yanılgının kışkırtıcısı hem de faydalanıcısıdır. Çünkü bunu yapmak, insanları iç meselelerden uzaklaştırmaya yardımcı olabilir.

ÖLÜME KARŞI KAYITISIZLIK NEREDEN GELİYOR?

Maitreya Bhakal ayrıca, Amerikalıların ölüme karşı gösterdiği kayıtsızlığın ölüm vakalarının ırkıyla da ilgili olabileceğini tahmin etti. Beyazların toplam ABD nüfusunun yaklaşık yüzde 73’ünü oluşturmasına rağmen, siyahlar ve yerliler Covid-19’dan çok daha yüksek bir ölüm oranına sahip.