Deniz Berktay / Kiev

14 yıldan beri Ukrayna’da gazetecilik yapan biri olarak, son iki haftadır Türkiye’de veya diğer ülkelerde sosyal medya ortamlarında yükselen “Rusya ile Ukrayna, savaşın eşiğine geldi. Ukrayna, Rusya’ya hücuma hazırlanıyor” veya “Rusya, Ukrayna’ya girmeye hazırlanıyor” türü iddialar, sözde haberler karşısında dumura uğradım. Evet, iki ülke arasında ilişkiler son yedi yıldır, çok kötü ve iki ülke, dolaylı yoldan birbiriyle çatışıyor. Ancak, sıcak savaşın başlamak üzere olduğunu söylemek, en hafif tabirle, acelecilik olur.

Öncelikle şunu söyleyelim: Komşu ülkeyle savaşın eşiğine gelen bir ülkede ne olur? Televizyonlar ve gazeteler, bu konuyu, gündemin ilk sırasına taşır, ülke, sabah akşam, savaş gündemiyle yatıp kalkar; hele de bu komşu ülke, Rusya ise (Türkiye’de çeşitli dönemlerde Yunanistan’la savaşın eşiğine gelindiğinde basın-yayın organlarının durumunu hatırlayalım). Ukrayna’da ise, en milliyetçi gazetelerin bile birinci sayfasında, bu konu yer almadı. Konu, gündemin üst sıralarına daha yeni tırmandı. Peki, bölgede neler oluyor ve bu söylentiler, ne kadar gerçekçi?

Ukrayna’da 2014 yılında Batı yanlısı gruplar, Rusya’ya yakın çizgide olan dönemin Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç’i ihtilal yapıp devirerek iktidara gelmişti. Ancak Rusya, Ukrayna’daki yeni yönetimin meşru olmadığını ileri sürmüş ve Ukrayna’nın Kırım Yarımadası’na düzenlediği bir operasyonla, buranın denetimini ele geçirmiş, kısa bir süre sonra da, Kırım’da düzenlediği (fakat Ukrayna yasalarına aykırı olan) bir referandumun sonuçlarına dayanarak, Kırım’ı kendi topraklarına kattığını açıklamıştı. Bu referandum ve ilhak, Türkiye ve uluslararası toplum tarafından, tanınmadı. Ancak Rusya yönetimi, Kırım’ın artık Rusya’nın ayrılmaz bir parçasını teşkil ettiğini öne sürüyor ve Kırım konusunu Ukrayna’yla ve diğer ülkelerle tartışmayı reddediyor. Bu bölgede (Kırım ile Ukrayna denetimindeki diğer topraklar arasındaki hatta) herhangi bir sıcak çatışma, söz konusu değil (Ukrayna, burasını savaşa dayanmayan yöntemlerle geri almayı planlıyor).

Sorunlu olan diğer bölge ise, Ukrayna’nın güneydoğusundaki Donbas bölgesi. Nüfusunun büyük kısmı eskiden beri Rusya’ya sempati duyan Donbas’ta, 2014’te (Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesinden hemen sonra) Rusya yanlısı ayrılıkçı gruplar, Donbas’taki iki il merkezini (Donetsk ve Lugansk il merkezlerini) ele geçirmişti. Bu iki il merkezi, 7 yıldan bu yana, ayrılıkçı grupların denetiminde bulunuyor ve Ukrayna’nın yakın tarihindeki en kanlı olaylar, burada gerçekleşti; yedi yılda Ukrayna bu bölgede asker ve sivil, 14 bin civarında insanını kaybetti. Çatışmalar devam etmekle birlikte, sorun, büyük ölçüde lokalize olmuş durumda. Yani, bir ateş hattının iki tarafından sürekli karşılıklı ateş açılıyor, fakat taraftaların büyük çaplı toprak ele geçirmesi, söz konusu değil.

Son zamanlarda Rus-Ukrayna ilişkilerini gerginleştiren iki husus var: Birincisi, Donbas’ta çatışmaların son haftalarda yoğunlaşması. İkincisi ise, Rusya’nın Ukrayna sınırına asker sevk ettiği iddiaları.

Donbas’ta son aylarda durum, gerçekten gerginleşti. Ukrayna’da iki yıl önceki seçimlerde iktidara gelen Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski, acil ateşkes, acil barış söylemleriyle iktidara gelmiş ve Ukrayna’daki milliyetçi çevrelerin tepkisini çekme pahasına, Donbas’ta acil ateşkesin sağlanmasına yönelik adımlar atmıştı. Bu çerçevede, geçen yıl temmuz ayında, bölgede ateşkes imzalandı ve çatışmalar durma noktasına geldi. Ancak, yılbaşından bu yana, çatışmalar tekrar arttı. Yılbaşından bu yana 20 Ukrayna askeri hayatını kaybederken, bunların 4’ü, geçen hafta yaşamını yitirdi. Bu tablo, gerilimin arttığını gösteriyor. Ancak, kayıpların hepsi acı olsa da, bu zamana kadar 14 bin kişinin hayatını kaybettiği bir çatışmada, üç ayda (hatta, ateşkesin başladığı dönemden itibaren düşünürsek, neredeyse son bir yılda) 20 askerin hayatını kaybetmesine bakarak Donbas’ta gerçek bir savaşın başlamak üzere olduğunu söyleyemeyiz. Fakat, gerilimin arttığını, söyleyebiliriz.

Ukrayna sınırına Rus askerlerinin yığılması konusunda gelince, söz konusu olan, Rusya’nın bu yılın eylül ayında yapacağı “Batı-2021” tatbikatı çerçevesinde bölgeye askerler getirmesidir (çeşitli Batılı yayın organlarında, 4 bin ek askerin getirildiği söyleniyor). Rusya, benzer tatbikatları her yılın sonbaharında gerçekleştirir. Ukrayna’nın bu konudaki suçlaması, tatbikatın içeriğinin (yani, tatbikatta ele alınan konuların) Ukrayna ve NATO’yu tehdit eder nitelikte olduğu. Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski de, sınırdaki Rus askeri yığılmasının, Rusya’nın Ukrayna’ya “kaslarını göstermek” istemesinden, yani, Ukrayna’ya güç gösterisi yapmak istemesinden kaynaklandığını söylemiş, Rusya’yı, sınıra asker yığıp Ukrayna’yı istilaya çalışmakla suçlamamıştı.

Öte yandan, Ukraynalı yetkililer Rusya’yı istilayla suçlamazken, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) yetkililerinin arka arkaya Ukrayna’ya destek açıklamaları yaptığını görüyoruz. Son olarak, ocak ayında göreve başlayan ABD Cumhurbaşkanı Joe Biden, Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski ile ilk telefon bağlantısını, bu cuma akşamı yaptı ve Ukrayna’ya, Rus tehdidi karşısında desteğini bildirdi.

Rusya, 7 yıl önce Ukrayna topraklarının bir kısmını doğrudan ele geçirmiş, bir kısmında ise, ayrılıkçı grupları desteklemişti. Ancak Rusya, Ukrayna’nın diğer bölgelerine doğrudan müdahaleye girişmesi halinde, bunun hem dünyada tepkiye neden olacağını, hem de Rus Ordusu’nun Ukrayna’nın diğer bölgelerinde direnişle karşılaşabileceğini görüyor. O nedenle, şu aşamada Ukrayna’ya müdahale etmek, Rusya’nın çıkarına değil. Ukrayna ise, denetimini kaptırmış olduğu Kırım ve Donbas’ta denetimi tekrar sağlamak istese de, Rusya karşısında silah üstünlüğüne sahip olmadığından, Rusya’yla doğrudan bir açık silahlı çatışmaya girmek istemez. Hal böyleyken, Rus-Ukrayna savaşının çıkmasının an meselesi olduğu yolunda sosyal medyada ve Batı’da yer alan haberlerin, açıklamaların, gerçekçi olmadığını ve bir bölümünün, art niyetli olduğunu söylemek gerek.

“Bölgede gerilimin artması, kimin isteyeceği bir durumdur?” diye sorarsak, bunun cevabı, ABD’de Biden yönetiminin isteyeceği bir durumdur.  ABD Başkanı Joe Biden, hatırlayacağımız üzere, kısa bir süre önce, verdiği bir röportajda, Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’i katil olarak nitelendirmişti ve röportaj sonrasındaki tavırlarına ve röportajın geneline baktığımızda, bunun bir dil sürçmesi olmadığını görüyoruz. Biden, göreve gelir gelmez, Putin’e rest çekti. Öte yandan, Ukrayna’da çeşitli uzmanlar, Biden’ın bu sözlerinin Putin’i değil, Ukrayna ve diğer Doğu Avrupa ülkelerini hedef aldığını söylüyor. Zira, Biden, Putin karşısında böyle bir açıklama yaparak, Rusya’nın çevresindeki ülkelere, “Ben, Putin’le mücadeleye gireceğim. Sizler de ya benimle berabersiniz, ya da bana karşısınız.” mesajını vermiş oldu. Biden, kendisinden önceki Donald Trump’tan farklı olarak, bu coğrafyada Kremlin yönetimine karşı etkin bir mücadele yürütülmesini savunuyor. Bu çerçevede, diğer ülkeleri de kendisiyle aynı çizgiye girmeye zorlamakta. Rusya-Ukrayna krizinin tırmanması da, Biden’ın bu hedefini kolaylaştırır. Diğer taraftan, Karadeniz’de tansiyonun yükselmesi, ABD’nin Karadeniz’de varlığını artırması konusunu gündeme getirecektir. Bu da, Türk Boğazlar’ı konusunda Türkiye üzerinde bir baskının oluşmasına vesile olabilir. Bu çerçevede, Karadeniz Havzası’nda barış ve istikrarın olması, Türkiye’nin de milli menfaatleri açısından, hayati önemdedir.